Yasin AKTAY
Sekülerleşmeyle ilgili literatürü okuyup, söylemlerine gereğinden fazla kulak kabarttığınızda dünya tarihini sekülerleşmeye doğru akan bir süreç olarak görmekten kendinizi alamazsınız. Çünkü bu literatür adeta başrolünü sekülerleşmenin oynadığı bir film gibi anlatıyor her şeyi. Aslına bakarsanız bu izlenimi sadece sekülerleşmenin tarihini okurken edinmiyorsunuz. Modernleşme tarihini okuduğunuzda da, sınıf çatışmalarının tarihini okuduğunuzda da başka türlü edinebiliyorsunuz. Modernleşme teorileri dünyada önceden olup bitmiş ve olup bitmekte olan her şey telosu (amacı, varış noktası) modernleşme denilen şeye yöneltmektedir. Orada da başrolde modernleşmenin olduğu bir film izliyoruzdur.
Marksistler için dünya tarihinde kayda değer ne varsa ancak sınıf çatışmaları içinde anlamını bulur ve dünya tarihi yönü ve istikameti komünizm olan bir tutarlı ve düzenli diyalektik süreç olarak çalışır. İlk dönem Marksistlerin o yüzden dünya tarihinde sınıf çatışmalarından başka hiçbir şeye ilgilerini çekmek mümkün olmaz.
Marksist bir pencereden baktığınızda her şey Marksist teoriyi doğrulamakta ve sınıfların çatışmaları insanlığı her geçen gün o muhteşem finale doğru yaklaştırmaktadır. Hoş, bir türlü tutmayan öngörüler yüzünden bu nazariyeden bakanların sayısında gittikçe azalma, bakmakta ısrar edenlerin şevkinde bir kırılma yaşanıyorsa da, söylemi üretmekte ısrar edenlerin dünyasından görüntü budur.
Gündelik hayatın giderek sekülerleştiğine dair bize adeta yüklenen izlenimlere bu noktadan bakmakta fayda var. Yani büyük ölçüde olay tarih yazımıyla ve bu esnada nasıl bir anlatı kurduğunuzla ve anlatınızın merkezine neyi koyduğunuzla ilgili bir konudur.
Charles Taylor'un Seküler Çağ diye son zamanlarda yayınlanmış devasa kitabının sayfalarına daldığınızda, sekülerleşmenin farklı toplumlarda farklı şekillerde cereyan ettiğine dair, oryantalizmle veya Avrupa-Merkezci tarih yazımıyla cedelleşen bir çabayı da görürsünüz gerçi, ama neticede bütün hikayenin merkezinde dünyanın sekülerleşmeye doğru bir evrim içinde olduğuna dair anlatıyla da yüklenmiş oluyorsunuz. Anlatının bir evrim kurgusu içinde yapılmış olması ve neticesinde sekülerliğin tarihin sonundaki muzaffer olarak resmedilmesi, aslında, daha önce de değindiğimiz gibi, bütün modernleşme anlatılarının başka bir veçhesini oluşturuyor.
Oysa aynı gerçekliğin başka sosyal çevrelerde veya alemlerde başka türlü yaşanması, hissedilmesi veya algılanması da mümkün. Bizim cephemizden baktığımızda gördüğümüz bir Seküler Çağ değil, her geçen gün daha fazla dinselliğe gark olmuş bir çağdır mesela. Dünya her geçen gün dinsel bağnazlığa daha fazla kapılmakta, sekülerliğin en üst örneklerinin ilk görüldüğü Avrupa kıtasının her tarafına sağ muhafazakar partilerin popülaritesi daha fazla artmaktadır. Bu artış aynı zamanda dini kimliğin de, belki dindarlıkla orantılı olmasa da, güçlenişini ve etkili hale gelmesini beraberinde getirmektedir.
Ortadoğu'da yaşanan hadiselere tamamen dinsel bir pencereden bakan ve bu sürece tam da bu motivasyonla katılanların belirleyicilikleri azımsanmayacak boyuttadır. İsrail'in güvenliği için ABD'nin giriştiği büyük maceraların ABD'nin ekonomik çıkarlarıyla veya başka bir rasyonaliteyle açıklanabilir bir tarafı yok mesela. Bu coğrafyada olup bitenleri tamamen kendi dinsel istikbalinin bir gerçekleşmesi olarak gören yığınla insan yaşıyor ABD'de de Avrupa'da da ve tabi, farklı bir bakış noktasından da olsa, Müslüman dünyada da.
Bu cihetten baktığınızda bu çağın baskın karakteri olarak sekülerliği değil, alabildiğine belirleyici olan bir dinselliği görüyorsunuz; eskatolojisiyle, teodisesiyle, teolojisiyle, mesiyanizmiyle, bütün bunlara hayat veren pratik katılımıyla… Yani tanrıyı kıyamete zorlayarak kehaneti gerçekleştirmeye azmetmiş kul iradesiyle.. İşte öyledir insan; Yasin suresinde buyurulduğu gibi, insanlar “Kendilerine yardım etsinler diye tapındıkları tanrılara, kendileri hayat vermek üzere, onların emrinde hazır ordulara dönüşürler”. Bu görüntüde putperestlik vardır, ama dinsellikten uzaklaşma yoktur, bilakis yoğun bir dinsellik vardır.
Dinsellik veya sekülerlik düzeyinin büyük ölçüde görünürlük miktarıyla ölçülmesi kaçınılmaz gibi. Sekülerleşmeyi anlatan söylemler de dindarlaşmayı, muhafazakarlaşmayı anlatan söylemler de dinin görünürlüğünü baz alarak temellendirir iddialarını. Oysa söz konusu olan dindarlık olduğunda niyetin, kalbin, samimiyetin ne kadar önemli olduğunu yeterince takdir eden nesnel bir ölçüt yok. Basit bir örnek olarak başkaları görsün, toplumda bir yer edinsin diye kılınan ve dindarlıktan zerre kadar nasibi olmayan bir namaz kaçınılmaz olarak dinsellik istatistiğine yazılır. Oysa aslında o namaz alabildiğine seküler bir namazdır.
Buna mukabil, işini en iyi şekilde yapan, bir ibadet aşkıyla ve Allah'ın rızasını böylece kazanacağına inanarak bunu yapan birinin eylemi hiçbir şekilde dinsel bir kategoride kaydedilmez bile. Halbuki bu eylem de son derece dindarca bir eylemdir. O yüzden bir mümin en dünyevi gibi görünen, değerlendirilen bir eylemi bile besmeleyle yapar ve onu bir anda dinselleştirir. Aynı eylemi bir başkası alabildiğine seküler bir eylem olarak, kendi eylemi olarak da yapabilir. Dışarıdan bakan biri bu iki eylem arasında bir ayırım yapamaz, ama iç dünyalarında bu iki eylem arasında kapanmaz bir fark vardır.
Kur'an'ı okuyan ve zihni Kur'an'ın kavramlarıyla, kalbi onun ayetleriyle titreşen bir Müslüman için dünyada olup biten her şey Allah'ın ilmi, takdiri ve gözetimi altında cereyan etmektedir ve Allah bu dünyadan çekilmiş değildir. Seküler çağ anlatısının telkin etmeye çalıştığı şey Allah'ın, -veya seküler literatürün ifadesiyle “tanrıların”-, artık insanlar tarafından rağbet görmüyor olması, dolaysıyla da olsa, bu dünyadan çekildiğidir. Açıkçası bu olgusal olarak doğru değil, zira insanların dine rağbetinde azalma yok artış var. Bunu görebilmek için sadece bakış açısını değiştirmek yetiyor.
Sekülerleşme anlatısına İslamcı veya muhafazakar perspektiften bir tür karamsarlıkla katkıda bulunanlar da bana göre doğru bir iş yapmıyor. Sekülerleşme rüzgarlarına karşı dindarlığı savunayım derken, sekülerliğin zaferini ilan etmesine katkıda bulunmuş oluyorlar.
Yazarlar
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları






















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
3.06.2020
6.01.2019
16.10.2019
14.10.2019
9.09.2019
8.07.2019
8.07.2019
22.04.2019
1.02.2019
25.02.2019