Yusuf Ziya DÖGER
Biyolojik ihtiyaçlar her ne kadar ihtiyaçlar hiyerarşinin temelinde yer alsa da, her insan aynı zamanda kendisinden sonraki kendisini geleceğe nasıl taşıyacağı sorunu ile karşı karşıyadır. Geleceğini; kendisi veya “kendisinden sonraki kendisiyle” hareket ederek oluşturmaya çalışır. İhtiyaçlar hiyerarşisinin ikinci basamağını oluşturan gelecek düşüncesinin temelinde ‘güven ve emniyet içinde olma’ yer alır. Ancak güven ve emniyet içinde olma sadece bireyin kendisini öne çıkaran bir hedef değil aynı zamanda aile ve mensubiyet arz ettiği toplum/milleti hedefler. Dolayısıyla kolaylıkla birincil nitelikteki biyolojik ihtiyaçların bile önüne geçme niteliğine de sahiptir.
Toplumsal bunalımların olduğu dönemlerde insan, biyolojik ihtiyaçlar konusundaki olumsuzlukların ilanihaye devam etmeyeceğini bilinciyle “güven ve emniyet içinde olma” basamağını önemseyen bir anlayış ile hareket eder. Çünkü o bunalım anlarını yaşayanların temel sorunu biyolojik olmaktan ziyade geleceğine yönelik endişedir. Yaşanılan umutsuzluğun ve çaresizliğin oluşturduğu gelecek sorununa yönelik kaygıyla karşı karşıya kalır. Güven ve emniyeti sağlayacak güce sahip değilse geleceği korumak amacıyla yer değiştirmeyi “göç” birinci hedef haline getirir. Tarihsel birçok veri üzerinden bu durumun gerçekliği tahlil edilebilir. Göç/hicret olgusunda geleceği koruma teması açık biçimde kendisini ortaya çıkmaktadır.
Ortadoğu’da yaşanan kargaşanın oluşturduğu gelecek kaygısı, günümüzde birçok insan tarafından hissedilmektedir. Bu çerçevede geleceği (ki bu bireysel geleceği değil aile ve toplum geleceğini kapsamaktadır) koruma endişesine dayalı bir çaba içinde olma zorunluluğu yaşanmaktadır. Söz konusu zorunluluk gereğince kendisini feda edilecekler listesinin başına koyar. Bunu kendisinden sonraki kendisini yaşatma ve var kılma adına gözünü kırpmadan yapar. Bu durum çoğu zaman hayvanlar için de geçerli bir kaide olabilmektedir. Ancak insan kendi biyolojik varlığını feda ederken aslında kendisini aynı zamanda var kılacağını bilme bilinciyle hareket etmektedir. Bu konuda somut bir örnek aşağıda verilen röportajda yer almaktadır.[1]
Söz konusu gelecek kaygısı, insanlarda doğrudan doğruya toplumsal yöne ait olan aidiyet duygusunun harekete geçmesidir. Ki toplumların varlıklarını sürdürme konusunda kendilerini toplumuna feda edenler üzerinden oluşturdukları bilinçle varlık kazanmaktadırlar. Toplumda bu bilincin yerleşmesi gelecekteki varlığın garantisi anlamına gelir. Böylece o toplum da tarih sahnesinde yer almayı hak eden bir veriye sahip olur. Toplumun yeni nesilleri bu bilince ulaştırıldıklarında toplumun/milletin gelecek kaygısı ortadan kalkar.
Dolayısıyla Ulus/Millet olmanın öncelikli öğesi reel tarih verilerine dayanan toplumsal yaşanmışlığın yeni nesillerin bilincine yerleştirilmesi ile mümkün olur. Ancak oluşturulan tarihsel bilinç toplumsal geçmişin dayalı olduğu toprak parçası ile ilişkilendirilmezse, geleceğin pamuk ipliğine bağlı olacağı unutulmamalıdır. Çünkü toprak onlara geçmişlerini hatırlatır ve atalarının kendilerinden sonraki kendilerini var kılma adına, kendilerini feda etmelerinin gerekçesini anlatır. Bu gerekçe yeni nesillerin zihinlerinde varlık ve egemenlik için toprağın olmazsa olmaz şart olduğunu kazır.
Somutlaştıralım. Ölüm anında bile olsa, ‘kendisinden sonraki kendisini düşünmek ve hala, onu var kılma mücadelesi vermek...’ TC tarafından oğullarıyla birlikte darağacına gönderilen Seyid Abdulkadir ve Seyid Rıza’nın kendilerinin oğullarından önce asılma istekleri aslında kendinden sonraki kendilerini var kılma isteğinin de yansımasıydı. Benzeri bir örnek yine 1927 yılında Guew köyünden getirilip Sayer’de çocuklarıyla birlikte bir eve doldurularak yakılanlar arasında yer alan Mehmet Çavuş’un (Yakılma olayından önce köyde TC askerleri tarafından öldürülmüştü) hanımının neslinin devamı için askeri birlik komutanıyla yapmak istediği anlaşmada küçük çocuğunun bırakılması isteğinde görüyoruz.
Somutlaştırmaya devam edelim. 90’lı yıllarda TC’nin Kürd köylerine yönelik gerçekleştirdiği insan hakkı ihlali anlamındaki boşaltmalarda binlerce veri görmekteyiz. Her ne kadar bu insanlar vatanlarını terk etmek zorunda kaldılarsa da, gittikleri yerleri kendileri için bir vatan olarak göremediler. Bu nedenle vatanlarıyla bir şekilde bağlarını korumanın yollarını aradılar. Bu konuda yaşlı bir kadının Zazaki olarak dile getirdiği şu ifade bize vatan mantığının dayandığı argümanı açıkça vermektedir. "Lawe'm ekê goristanê ma serê no erd de esto bizane kê no welatê ma yo. O cayo kê tedê gorî / mezelê ma çinê, uca welatê ma nîyo”. ‘Oğlum, bu toprağın üzerinde bizim ölülerimize ait kabristanımız varsa, bilin orası bizim vatanımızdır. Yoksa orası bizim vatanımız değildir’.
Bugün metropollere ve Kürdistan illerine göç edenlerin vefat eden yakınlarını fırsat ve imkân varsa götürüp devlet tarafından boşaltılan köylerine gömmeleri doğrudan doğruya toprakla aralarındaki bağı koparmak istememelerinden kaynaklanmaktadır. Böylece kendilerine yarattıkları bir zorunlulukla yılda bir iki kez de olsa ait oldukları veya aidiyet hissettikleri yerle bulaşma fırsatı yakalamaktadırlar. Aidiyet, toprak ve gelecekte kendisini var kılma mücadelesinin bir boyutunu bu gerçeklikte görebilmekteyiz.
Belki de TC’nin Kürd Gerillalarına ait mezarları bombardımana tutması da bu ilişkiyi kesmeye matuf bir eylemdir. Toprakla ilişkisi kesilen insan daha kolay istenilen mantığa evirilir. Bugün Kafkas veya Balkan göçmenlerinin Türk ırkçılığına dayalı yaklaşıma daha yakın olmaları ancak toprak ve geçmişle ilişkilerinin kesilmesiyle açıklanabilir.
Kendisini geleceğe taşımak isteyen her toplum için toprakla kurulması gereken bağ bu mantıkla örülmektedir. İşte bunu çok iyi bilenler 90’lı yıllarda Kürdleri köklerinden koparmanın çaresi olarak onları göç etmeyle yüz yüze bıraktılar. Böylece Kürdlerin toprakla aralarında ördükleri ilişkiyi kopararak amaçlanan asimilasyonun diğer ayaklarını hayata geçirmeyi hedeflediler.
Sonuç:
Günümüzde ise şehir merkezlerinin şiddet alanı haline getirilmesi de geçmişteki uygulamanın bir devamıdır. Varto, Silvan, Cizre, Silopi, Gever ve daha birçok yerde yapılmak istenilen asıl şey bir anlamda da çaresizliğe iterek toprak olan ilişkiyi tamamıyla kopartmaktır.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
29.05.2018
21.02.2018
13.10.2017
24.09.2017
27.03.2017
27.02.2017
16.02.2017
31.01.2017
28.01.2017
22.01.2017