Ahmet ALTAN
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde, son zamanlarda iyice çığrından çıkan ve Avrupalıları da öfkelendiren Sarkozy’yi savunmak için söz alıp, Erdoğan’a “inanç özgürlükleriyle” ilgili soru soran Fransız parlamentere, başbakanın “siz Türkiye’ye Fransız kalmışsınız” demesi birçok insanın çok hoşuna gitti.
Doğrusu ben onlardan değilim.
Sadece o sözleri değil bütün konuşması benim için hayal kırıklığı oldu.
Erdoğan’dan daha üst düzeyde, daha etkileyici, daha ağırbaşlı, daha kapsamlı, “demokrasi” açısından daha ikna edici bir performans beklerdim.
Ama bana sorarsanız, Fransız temsilciye “siz Türkiye’ye Fransız kalmışsınız” diyen başbakanın asıl kendisi Avrupa’ya Türk kaldı.
Bence konuşmanın bütün kurgusu hatalıydı.
Erdoğan konuşmasını neredeyse tümüyle “siz-biz” çekişmesi üstüne kurmuştu, halbuki bir Türk’ün başkanlık ettiği, içinde Türk temsilcilerin de bulunduğu, “Avrupalı” bir heyete, o heyetin bir “parçası” olarak hitap ediyordu.
Demokrasi konusunda “ortak değerlerin” kabul edildiği bir zeminde, bu ortaklığa değil de “farklılığa” vurgu yapmak, Avrupa’nın demokratik değerlerinden farklılaşmak anlamına geliyordu.
Peki niye böyle farklılaşıyordu Türkiye’nin başbakanı?
Avrupa’nın “demokratik” standartları mı yanlıştı yoksa o standartlara uyum sağlayamayan Türkiye mi?
“Niye kitap toplatıyorsunuz” diyen Avrupalılar, bunu Türkiye’ye ya da Erdoğan’a kızdıkları için mi soruyorlardı yoksa onların demokrasi anlayışında kitap toplatmaya yer olmadığı için mi?
“Kitap toplatmaya” karşı çıkan bir anlayışla” didişip”, kitap toplatmayı haklı göstermeye çalışan bir konuşma yaptığınızda, bu, sizi mi yoksa sizi eleştirenleri mi daha “demokrat” bir zemine yerleştirir?
Bu noktada Avrupalılardan farklılaşmak çok mu övünülecek bir durum olur?
Erdoğan, “yargı bağımsızdır” dedi kendisine “kitap toplatmayı” soranlara, Avrupalılar işi uzatmadılar ama herhalde akıllarından şu soru da geçmiştir:
“Bağımsız yargının uyguladığı yasaları sizin çoğunlukta olduğunuz parlamento yapmıyor mu?”
Erdoğan, “yüzde on barajı” konusunda da doyurucu bir cevap veremedi.
Yetmiş milyonluk bir ülkede “yüzde on” dediğinizde milyonlarca insandan söz ediyorsunuz, “siyasi istikrar” adına milyonların iradesinin parlamentoya yansımasına engel olmak, “ileri demokrasiye” pek de uygun düşmüyor, bunu savunmak çok da demokratik gözükmüyor.
Bu konularda Avrupalılarla “didişmek” Türkiye’yi de, Erdoğan’ı da “demokrat” yapmaz, olsa olsa “siz bize karışamazsınız, biz bu ölçüleri kabul etmiyoruz” anlamına gelir.
Buradan da “Türkiye’nin özel şartlarına” varırız.
Biz, bu tavra yabancı değiliz, bu mazereti daha önce “ordu ve ulusalcılar” kullanıyordu, şimdi “demokrasi öncülüğü” yapmak istediğini söyleyen bir başbakan aynı mazerete sığınınca, insan ülkesinin ilerlediğini değil, aynı yerde patinaj yaptığını düşünüyor.
Mazeret hep aynı, mazereti kullanan değişiyor yalnızca.
Bu da doğrusu bana iç acıtıcı gözüküyor.
Erdoğan’ın, bu konuşmasındaki sertliğini Davos’taki sertliğine benzetenler de oldu.
Davos’ta Erdoğan, Gazze’de yapılan bir haksızlığa, çocukların vahşice öldürülmesine karşı çıkıyordu, haklı bir zemindeydi ve Avrupa’nın büyük çoğunluğundan da destek bulmuştu.
Strasbourg’da kavga ettiği ise “demokratik” değerler.
Arada nasıl bir benzerlik kurulabileceğini doğrusu ben pek anlayamadım.
Başbakan, üyesi, ortağı olduğumuz bir kurumda, o kurumun değerlerini baştan kabul ederek konuşmaya başlayıp sonra da “siz karışamazsınız, size sormayacağız” diyerek o değerlerden ayrıldığında, böyle davrandığı için Türkiye’deki milliyetçilerden ve ulusalcılardan alkış alabilir, alacaktır da.
Ama Avrupa’yı “yabancı” olarak gördüğünüzde, onun “demokratik standartlarını” reddettiğinizde, bu, “Çankaya’ya başörtülü first lady çıkamaz” diyenlerle, “367 kararını alanlarla”, seçilmiş hükümetlere muhtıra verenlerle, Avrupa’nın demokratik değerlerinden nefret edenlerle aynı cepheye sürükler sizi.
İktidarına Avrupa’ya ve demokrasiye doğru yürüyerek başlayan Erdoğan’ın şimdi katılmak istediği “cephe” bu mu?
Dünyanın “seçkin” liderlerinden biri olabilecek, bu kapasiteye sahip bir politikacı, uluslararası siyasetteki varlığını bundan böyle “Esad’ın, Aliyev’in, Ahmedinecad’ın, Putin’in” dostluğuna mı dayandıracak, bu diktatörlerle mi anılacak?
Erdoğan, Avrupa’nın her zemininde, bütün Avrupalılardan alkış alabilecek konuşmalar yapmış bir liderdi.
Şimdi konuşması alkışlanmıyorsa, bunun nedenini iyi tahlil etmek lazım.
Birisi, Avrupa’nın “demokratik” değerlerinden vazgeçiyor demektir.
Bu kim, Erdoğan mı, Avrupalılar mı?
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Ümitliyim, çünkü…
26.05.2020 - Bir Cinayet, bir Cenaze
21.01.2020 - Bu akşam Pariste babam, Malraux ve ben şampanya içeceğiz
6.02.2019 - Biz söylemeyeceksek kim söyleyecek?
28.11.2019 - ÜÇ CAM KUTU
23.11.2019 - Kâğıttan flüt
11.11.2019 - Rüyalar ve milliyetçilik
21.03.2020 - Yargıdaki çöküntüyü tamir etmek elinizde!
25.09.2018 - Milliyetçilik ve Aydınlar
19.09.2018 - Şatodaki Çiçek
26.08.2018
Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları




























umit ozturk
"muhalefet etme"yi, hükümet ne yaparsa "TERSİNİ" söylemek olarak algılayan siyasetçi ve STK lar olduğu sürece ne yazarsanız yazın Ahmet bey, boşuna... maalesef
Medeni Duran
Teskere onay verenler gelişecek muhtemel savaşta bizzat olurlarsa bunu itirazım yok! Ama teskereye onay verenler her zaman olduğu gibi burada da fakir çocukları, cephelere sürüp, kendi çocuklarına gemicikler alıp kendileri de hızla şirketler zincirini oluşturuyorlarsa: bu Ahlaksızlıktır… Tabî ki bu ahlaksızlığın karşısındayız!
Ahmet
tebrikler, ahmet altan arada bir güzel yazılar da yazabiliyor.
süleyman çoban
"Savaşa gitmeyecek olanın, savaşa gidecekler adına ateşli nutuklar atmasını her zaman akılsızca buldum, her zaman da ahlaksızca bulurum". A. Altan İşin özü bu!