Ahmet ALTAN
Sadece bir an, tek bir an, yeminini okuyup da başını kaldırıp Meclis’e baktığında gözlerinde beliren o hakarete uğramışlığın kederi ve kendisine hakaret edenler için duyduğu küçümseme, bütün hikâyeyi anlatıyordu aslında.
Benim için Kürt meselesi Zana’ın o bir anlık bakışında gizli.
O bir Kürt.
Onu, Türklük hakkında yemin etmek zorunda bırakıyorlar.
Kimsenin bir insana bunu yapmaya hakkı yok.
Ne silah, ne savaş, ne müzakere, ne barış, Zana’nın başını yemin metninden kaldırırken gözlerinde görülen o aşağılayıcı keder değişmedikçe bu meseleyi çözemez.
Bana Aragon’un şiirini hatırlattı bakışları.
“orada bütün ümitsizlikleri bekleyen ölüm
öyle derin ki her şeyi unuttum içlerinde”
Acılar çekmiş, haksızlıklara uğramış, bugün yeniden geldiği o Meclis’ten daha önce polislerle çıkartılmış, hapislere konmuş bir kadın, yirmi yıl sonra yenilmeden, zaferle o Meclis’e dönüyor ama yüzünde bir sevinç yok.
Beni bütün yaşadığımız acılar içinde Zana’ın o bir anlık bakışı kadar sarsan çok az sahne olmuştur.
Gencecik bir kız olarak geldiği Meclis’e, çektiği onca zulümden sonra çelik iradeli bir kadın olarak döndüğünde, gözlerine “ümitsizlikleri bekleyen ölümün” bile ötesine geçmiş gibi gözüken bir keder ve küçümseme yerleşiyorsa, o kadından değil, hayattan ve ölümden değil, kendinizden, yaptıklarınızdan kuşku duymalı, utanıp, başınızı öne eğmelisiniz.
Meclis’in Zana’yı ayakta alkışlamasını isterdim.
Bunu ona borçlular aslında.
Bir put gibi durdular.
Utançlarından belki de.
BDP’nin Meclis’e dönmesine siyaseten çok sevindim ama o Kürtler orada öyle hissettiği sürece siyaset hiçbir şeyi çözemez.
Kürt meselesi dediğiniz meselenin siyaseti var, savaşı var, müzakeresi var ama Kürt meselesi dediğiniz şey aslında Kürt’ün içindeki öfkede ve kederde gizli, hissettiği aşağılanmışlıkta ve bunu ona hissettirenleri aşağılamasında gizli.
O duyguya ulaşmadan, o duyguyu değiştirmeden bu meseleyi çözemezsiniz.
Zana’nın gözlerine yerleşen o bir anlık bakışı görmeden, onu hissetmeden, paylaşmadan anlayamazsınız.
Barışın gelmesini, kavganın bitmesini, insanların artık ölmemesini istiyorum bu doğru, bunun için her olumlu gelişmeye seviniyorum, her olumsuz gelişmeye öfkeleniyorum ama Zana’nın başını önündeki metinden kaldırırken gözlerine yerleşen ifadeyi gördüğümde“keşke yemin etmeselerdi” diye geçirdim içimden.
Başka hiçbir nedenden dolayı değil, sadece o yemin orada durduğu ve sadece onları o yemine zorladıkları için.
Tamam, akıllıca değil bu söylediğim ve siyaseten asla kendi söylediğimi desteklemem, asla kendimi haklı bulmam ama her şey siyaset, akıl, mantık da değil, bir de Zana’nın gözleri var, oraya yerleşen o ifade var, o öfke, o keder, o çaresizlik var.
Başbakan BDP’den randevu istemiş.
Çok umut verici bir gelişme.
Ama artık Başbakan da Kürtlerin önünde biraz başını eğmeli bence, bunca zaman Kürtlere çektirilenlerden dolayı üzüldüğünü, pişman olduğunu hissettirmeli.
Kürt meselesinin siyaseti de aşan “insan” yanını bir görmeli.
Biz Kürt halkına özür borçluyuz.
Hiçbir Türk o Meclis’te yemin ederken gözlerinde Zana’nınki gibi bir ifade olmadı, kendi anadilinde, kendi ırkını yücelten bir metin okudu çünkü.
Sırf bu bile özür dilemeye yeter.
“orada bütün ümitsizlikleri bekleyen ölüm
öyle derin ki her şeyi unuttum içlerinde”
Aragon’un dediği gibi bir anlığına her şeyi unuttum ben gördüğüm ifade karşısında.
O gözler öyle baktığı sürece savaş bitmez.
Ve, barış ancak Zana o kürsüde bir gün gülümsediğinde gelir.
“Kâinat paramparça oldu bir akşam üzeri
Her kurtulan ateş yaktı üstünde bir kayanın”
Kürtlerin ve Türklerin kâinatı paramparça oldu gerçekten, bu haksızlıklardan, bu insafsızlıklardan, bu çaresizliklerden parçalandı.
Başka hiçbir yere bakmayın, sadece Zana’nın yüzüne, onun gözlerine bakın, savaş da, barış da orada saklı.
Bir gün o güldüğünde, onun güleceği bir ülke yaptığınızda, işte o zaman, şiirin şu bölümü okunur hayatımızda:
“Uçsuz bir denizdir bulanır kuş gölgelerinde
Sonra birden güneş çıkar o bulanıklık geçer”
Geçer gerçekten, eğer Zana bir gün o kürsüde gülerse.
Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.05.2020
21.01.2020
6.02.2019
28.11.2019
23.11.2019
11.11.2019
21.03.2020
25.09.2018
19.09.2018
26.08.2018