Ahmet ALTAN
Eğer Kürt meselesinin, silahsız biçimde “siyasetle” çözümlenmesinden yanaysanız Leyla Zana’nın söylediklerine kulak verin.
Tabii, siyasetten anladığınız “sadece Türk milliyetçilerinin yıllardır ezberlediği klişeleri tekrarlamak” değilse.
Çünkü Kürt meselesi “siyasetle” çözülecekse, Türk milliyetçilerinin alışkın olmadıkları, hoşlanmadıkları konular da konuşulacak.
Zana, bir “referandum” yapılmasını istiyor.
Kürtlerin “özerklik, federalizm ya da bağımsızlıktan” birini seçebileceğini, bunu seçme hakkına sahip olduklarını söylüyor.
Bir çözüm arıyor ve çözümü “silahta” değil siyasette arıyor.
Ortaya bir de öneri koyuyor, “Kürtlerin ne istediğini Kürtlere soralım” diyor.
Bir Kürt siyasetçisi, siyasi bir taleple çıkıyor ortaya.
Peki, Türk siyasetçisi ne cevap veriyor?
CHP’den Muharrem İnce’nin bu siyasi talebe cevabı tek kelimeyle “silah”.
“Ayrı devlet kuracağız diyorsan, Türkiye Cumhuriyeti masa başında kurulmadı, savaş meydanlarında kuruldu. Bedelini ödersin, gelir alırsın.”
“Savaşırsın” diyor.
Diyor ama anladığım kadarıyla CHP milletvekili tam ne söylediğini bilmiyor.
Sanırım, “savaş meydanlarında kazanıldı” derken kastı, Ege’de, Antep’te, Urfa’da “işgalci güçlerin” geri püskürtülmesi.
İnce’nin Kürtlere önerisi, “işgalcileri” silahla püskürtmesi, ancak ondan sonra devlet kurması mı?
İnsan böyle alelusul, ezberlenmiş klişelerle konuşunca lafın nereye gideceğini de pek düşünemiyor anlaşılan.
Ama asıl perişanlık, Türk siyasetçisinin “siyasi bir öneriyi” siyasetle karşılayacak bir donanıma ve hazırlığa sahip olmaması.
Hoşuna gitmeyen siyasi bir öneriyle karşılaşınca hemen “silahı” çıkartıyor ortaya.
Ama o silah zaten orada, otuz senedir savaş sürüyor.
Hani biz Kürt meselesini “siyasetle” çözecektik, hani “silah” istemiyorduk.
Neden Zana’nın söylediği gibi Kürtlerin ne istediğini Kürtlere sormuyoruz?
Kürtlere sormak yerine “savaşmayı” tercih ediyoruz?
İnce’ye ve onun gibi düşünenlere şunu söylemek isterim, eğer Kürtler gerçekten bağımsızlık istiyorlarsa onları silahla susturamazsınız, susturmaya kalkarsanız öyle bir “Kürt baharı” patlar ki ne yapacağınızı şaşırırsınız.
Ama Muharrem İnce gibiler kendilerini böyle hoyratça “silahla tehdit etmeyi sürdürürse”, Türklerin böyle tehditleri karşısında ezilmektense “bağımsızlık istemeseler” bile Kürtler savaşı tercih eder.
Bu tür altından kalkılamayacak manasız tehditler sadece bela ve ölüm getirir, insanları bu kadar insafsızca ölüme sürerek de siyaset olmaz.
Kürt meselesi, Kürtlerin isteklerinin açıkça konuşulmasıyla çözülür.
Zana’nın dediği gibi ne istediklerini Kürtlere soralım.
Kürtler ne istediklerini siyasetin içinde söylesinler, bu isteğe siyasi bir çözüm bulalım.
Kürtler, Türklerden farklı bir kültürü, geçmişi, geleneği, dili olan farklı bir millet, Türklerle Kürtler, bu iki millet birlikte yaşayacaksa, bunun koşullarını birlikte belirleyecekler.
Kürtler ayrılmak, bağımsız bir devlet kurmak istiyorlarsa, bunun koşullarını da gene birlikte konuşacaklar.
Çözümü, İnce’nin sandığı gibi “savaş meydanında” değil “masada” bulacağız, savaş meydanında savaş olur, çözüm masadadır.
Zana “Kürtlere soralım” deyince neden hemen korkuyorsunuz?
Kürtlerin fikirlerini, isteklerini özgürce söylemeleri sizi neden bu kadar korkutuyor?
“Sen ne istediğini söylersen ben de seni öldürürüm” diye siyaset mi olur?
Ben tamamen Zana’dan yanayım, Kürtlere “istediğini açıkça söyleme özgürlüğü” tanınsın, Kürtler ne istediklerini bir referandumda söylesin, bu belirsizlik bitsin, Türk siyasetçilerle Kürt siyasetçiler arasındaki “Kürt halkı adına ben konuşuyorum” kavgası sona ersin, Kürt halkının kendisi konuşsun.
Kürtler, isteklerini söyleyecek bir özgürlüğe kavuşmadan bu sorun bitmez, bir halkı silah tehdidiyle sonsuza kadar susturamazsınız, silahın dönemi bitti, bunu sadece PKK’nın değil CHP’nin ve onlar gibi düşünenlerin de anlaması gerekiyor.
“Kürtler konuşmasın” diye daha kaç insanı ölüme göndereceğiz?
Bugüne dek Kürt halkından başka herkes konuştu.
Sonuç ölüm ve yıkım oldu.
Yeter bu milleti el birliğiyle bunca zamandır susturduğunuz.
Bırakın bir kere de Kürt halkı konuşsun.
Bir de onların sesini duyalım.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.05.2020
21.01.2020
6.02.2019
28.11.2019
23.11.2019
11.11.2019
21.03.2020
25.09.2018
19.09.2018
26.08.2018