Akın ÖZÇER
Suriye, Baas Partisi’nin darbeyle iktidara el koyduğu 1963’ten bu yana demokratik seçim görmemiş bir ülke. 1966 ve 1970’de yine bu partinin içinden gelen liderlerin rol aldığı iki darbe daha yaşamış. Baba Hafız Esed’in iktidarı devraldığı son darbenin ardından yapılan ve halen yürürlükte olan 1973 Anayasası Baas’a parlamentoda sandalyelerin üçte ikisine sahip olmak ve geniş yetkileri bulunan Devlet Başkanı “adayını” seçmek gibi egemen parti işlevi tanıyor. Aynı zamanda Baas Genel Sekreteri olan Devlet Başkanı ayrıca rejime çok partili görüntüsü vermek için oluşturulmuş bir tür “icazet verilen partiler koalisyonu” olan, içinde Baas’ın da yer aldığı İlerici Ulusal Cephe (İUC)liderliğini yürütüyor. İUC’de yer almanın koşulu Baas hükümetlerinin “Arap milliyetçisi” ve“sosyalist” eksenli politikasını desteklemek olduğundan, bu rejimi kısaca “tek parti diktatörlüğü”olarak nitelemek yanlış olmayacak kuşkusuz.
Hafız Esed’in yaşamını yitirdiği 2000 yılına kadar tek aday olarak girdiği beş başkanlık seçimini açık farkla kazandığı Suriye’de olağanüstü hâl 1963’ten bu yana İsrail ile savaş hâli öne sürülerek hiç kaldırılmamış. Baba Esed’in ölümünden sonra Baas, monarşilerde olduğu gibi yerine oğul Beşşar’ı getirmiş. Oğul Esed ile birlikte rejimde demokratikleşme sayılamayacak sınırlı bir açılım olmuş. Önce İUC’ye üyelik koşulları gevşetilmiş; muhalif partilerin cephe içinde yer almasına ve bu çerçevede seslerinin duyulmasına icazet verilmiş. Ancak bu izin, 2002’de siyasi reform talep ederek “ileri giden” iki milletvekilinin (Mamun El Homsi ve Riyad Seif) anayasayı ihlaldendokunulmazlıkları kaldırılarak yargılanmaları ve daha sonra beş yıl hapis cezasına mahkûm edilmeleri olayında olduğu gibi göstermelik kalmış. Bu yargılamaları üç yıl sonra “Liberal Demokratik Birlik” hareketinin kurucusu Kemal Labuani’nin 12 yıl, 2010’da Al Malik ve Al Hasani’nin üçer yıl hapis cezasına mahkûm edilmeleri izlemiş.
Bu bilgilerden anlaşılacağı üzere, Suriye öteden beri, rejim karşıtı muhalefetin Mısır ve Tunus’taki hareketlerden esinlenerek 15 Mart 2011’de başlattığı toplu protesto gösterilerini haklı kılan anti-demokratik ve hak ve özgürlükler sicili bozuk bir ülke. Soğuk Savaş’ın bloklar arası denge politikaları sayesinde SSCB’nin müttefiki olarak bu demokrasi siciliyle fazla dikkat çekmiyordu belki ama demir perdenin çöktüğü, küresel demokrasi rüzgârının etkisini hissettirdiği bir dönemde otoriter rejimlerin eski alışkanlıklarını sürdürebilmeleri mümkün değildi elbette. Önce MDAÜ’leri dönüştüren, ardından ABD’nin arka bahçesi sayılan Latin Amerika’yı etkileyen ve nihayet Orta Doğu’ya sıçrayan bu rüzgârlar bir yılı aşkın bir süredir Baas hâkimiyetindeki Suriye’yi de kasıp kavuruyor.
Baas rejimi ise, Tunus’ta Bin Ali ve Libya’da Kaddafi yanlısı yerleşik düzenlerin çaresizce yapmış olduğu gibi, muhalif harekete karşı baskıyı arttırma, gerekli olursa silahla yok etme yoluna giderek demokrasi rüzgârına kafa tutmaya çalışıyor. Ama baskı arttıkça, direniş de artıyor doğal olarak ve bu kısırdöngü daha çok kan akmasına yol açarak sürekli yinelenip duruyor. Silahlı çatışmaların başlangıcından bu yana Suriye’de ölü sayısının artık 50 bini bulduğu öne sürülürken, yüzbinlerce kişinin yerlerini yurtları bırakıp göç ettiği görülüyor. Peki, uluslararası camia Suriye’deki bu insanlık dramını içişlerine karışmama ilkesi mi, yoksa geçen yazılarımda giderek zemin kazandığına dikkat çektiğim insani müdahale hakkı çerçevesinde mi değerlendirmeli?
Kabul etmek gerekir ki Suriye’deki olayları klasik içişlerine karışmama ilkesi çerçevesinde değerlendirmek, bu ülkenin demokrasi ve insan hak ve özgürlükleri sicili bozuk düzenine dolaylı destek olmak demek. Soğuk Savaş dönemi kapanmış olduğundan bu ilkeyi ideolojik nedenlerle sahiplenmenin veya Rusya’nın stratejik nedenlerle desteklediği Baas rejiminin insan hakları ihlallerine “ABD karşıtlığı” ya da “antiemperyalist” olmak gibi gerekçelerle destek çıkmanın da bir anlamı yok artık. Kaldı ki Suriye’de, UAD’nin (Uluslararası Adalet Divanı) ABD aleyhine içişlerine karışmama ilkesini vurguladığı 1986 tarihli kararında (bkz. iki önceki yazım) temel aldığı bir Amerikan müdahalesinden söz etmek de mümkün değil. Darbeyle gelmiş, darbelerle güçlenmiş, demokrasiyi ve insan hak ve özgürlüklerini kırk yıla yakın bir süredir ayaklar altına alan bir rejime herhangi bir gerekçeyle destek olunabilir mi?
Elbette hayır. Destek olmak bir tarafa, temel insan hak ve özgürlükleri alanında çok yanlı sözleşmelerle birey odaklı özgürlükçü politikalar üretmiş olan uluslararası camianın bu alanda ihlallere neden olan devletlere içişleriyle ilgili olduğu gerekçesiyle sessiz kalması dahi düşünülemez. Hele AİHM gibi kararları kendi hukuk sistemini bağlayan ulus-üstü bir mahkemenin zorunlu yargı yetkisini tanımış olan devletlerin, evrensel demokrasi ilkeleri ve temel hak ve özgürlüklere küresel düzeyde saygı gösterilmesi yönünde politika izlemeleri ve bu bağlamda Suriye’yi siyasi reformlara zorlamalarıilkesel tutarlılığın gereğidir.
Kaldı ki Suriye’deki olaylar artık insan hakları ihlalleri olarak tanımlanacak sınırı aşmış, geçen yazımda atıf yaptığım Müdahale ve Devlet Egemenliği Uluslararası Komisyonu’nun (ICISS) raporunda altı çizildiği gibi uluslararası camianın sorumluluk üstlenmesi gereken boyutlara varmış bulunuyor.
Konuyu irdelemeyi bir sonraki yazımla sürdüreceğim.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları


























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
2.02.2026
26.01.2026
15.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
21.12.2025
13.12.2025
6.12.2025
1.12.2025