Akın ÖZÇER
“Duvara toslayan politika” başlıklı yazımda, İttihat ve Terakki hükümetinin 1915 yılında uyguladığı Ermeni tehcirini mazur göstermeye yönelik “dokunulmaz” devlet politikamızın, tehcirin “soykırım” olup olmadığından bağımsız olarak, bu büyük insanlık dramından zarar görenlerin acısını paylaşmak gibi insancıl bir yaklaşıma dayanmadığını, bu nedenle “savunulur” bir yanı bulunmadığını vurgulamıştım. Tehciri soykırım kabul eden ülkelerin sayısının giderek artması ve bir sonraki aşamanın, Fransa’da benimsenen Boyer Yasası gibi, soykırımın inkârının cezalandırılması olması, Türkiye’yi tehcirin 100. yıldönümüne kadar yeni paradigmaya uygun insan odaklı bir politika üretmeye zorluyor. Hatta böyle bir politika tehcirin soykırım olmadığını savunabilmek için de gerekiyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Faruk Ekmekçi, “Acıklı bir hikâye: Türkiye’nin 1915 politikası (2)” başlıklı yazısında, Türkiye’nin 1915’in soykırım olarak tanınmasına karşı mücadelesinin, “ancak ve ancak 1915’teki zulmü anlama ve bu acıyı paylaşmaya yönelik bir politikayla birlikte uygulandığında (...) sonuç vereceğine” işaret ediyor.
Kabul etmek gerekir ki Ermeni terör örgütü Asala’nın faaliyette bulunduğu 80’li yıllarda bu politikayı uygulamaya elverişli bir ortam yoktu. Lyon’daki ilk görevimde evden işe, işten eve, belime kullanmasını bilmediğim bir tabanca tutuşturulmuş halde ve bir polis memuru eşliğinde, güzergâh ve saat değiştirerek gidip geliyordum. Ermeni toplumu için ne kadar travmatik olursa olsun, Osmanlı döneminde meydana gelen üzücü bir olaydan ötürü diplomatların ve özellikle kuşağımın sorumlu tutulmasını anlayamıyordum. Öteden beri aşırı milliyetçi İttihatçıların Turancı yaklaşımlarını benimsemiyor ve savaş ortamında da olsa güvenlik kaygısıyla uyguladığı tehcir politikasına kuşkulu bakıyordum ama Taşnak Partisi’nin eski ortağını aratmayan aşırı milliyetçi söylemleri paylaşılacak bir acıyı değil rövanşist bir yaklaşımı yansıtıyordu.
Ne var ki Fransız toplumu, özellikle diasporanın kalabalık olduğu Lyon gibi kentlerde yaşayanlar, faturayı Asala’nın diplomatlara yönelik terör tehdidinin devam ettiği o yıllarda bile Türkiye’ye ve temsilcilerine çıkarıyordu. Evde tamirata gelen tesisatçıdan sokakta bir vesileyle Başkonsolosluk’ta görevli olduğumu anlayan satıcılara kadar herkes, Ermenilere neden “soykırım” yaptığımızın hesabını sormadan edemiyordu. O dönemde Kançılarya’yı, kiraladığımız daha elverişli bir binaya taşımaya kalkıştığımızda binanın diğer sakinleri birleşerek taşınmayı engellemek için gösteri yapmış; eşyaları boşaltmak mümkün olmadığı için kamyon geri dönmek zorunda kalmıştı.
Geçmişte yaşadığımız bu sorunlar da gösteriyor ki Anayasa Konseyi Boyer Yasası’nı ifade özgürlüğüne aykırı bulsa ve iptal etse bile, Fransa’da –hatta diğer bazı AB ülkelerinde de– İttihat ve Terakki’nin tehcir politikasını aklamaya yönelik bu “dokunulmaz” politikamızla kamuoyunu lehimize çevirmek mümkün değil. Çünkü Arapça kökenli tehcir kelimesinin her ne kadar “sürgün” (déportation veya exil) değil, “nüfus nakletme” anlamına geldiğini öne sürersek sürelim, zorla göç ettirme o yıllara özgü olan ve İkinci Dünya Savaşı ertesinde Nürnberg sürecinde cezalandırılan bir eylem olarak insan hak ve özgürlüklerine dayanan yeni paradigmaya uymuyor.
Ermeni sorunu, aslında Osmanlı devletinin şu veya bu gerekçeyle ayrımcı bir muameleye tâbi tutarak zorla göç ettirdiği, bu göç sırasında malına mülküne el koyduğu ve güvenliğini sağlayamadığı etnik/kültürel farklılığı bulunan bir gruba mensup vatandaşlarının başına açtığı bir sorun. Dolayısıyla bu sorunun bir tarafında Osmanlı’nın ardılı olarak Türkiye, diğer tarafındaysa Anadolu’dan göç etmiş veya göç sırasında yakınlarını kaybetmiş olan Ermeni vatandaşlarının ardılları var. O bakımdan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun “Anadolu topraklarından göçmüş her birey bizim diasporamızdır, dini ve mezhebi ne olursa olsun” sözleri yeni paradigmaya uygun bir yaklaşımı yansıtıyor.
Mademki Anadolu’dan göç etmiş Ermenileri bizim diasporamız görüyoruz, o halde onlara çeşitli vesilelerle dile getirdiğim gibi, “vatandaşlığın iadesi” yolunu açmakta yarar var. Çünkü talihsiz tehcir olmasaydı onlar vatandaşımız olarak zaten aramızda bulunacaklardı. Tehciri insancıl bulmuyorsak, bu politikayı uygulayanlarla değil, mağdurlarıyla empati yapıyorsak, bunu kanıtlamak durumundayız. İspanya’nın vatandaşlık talep eden Yahudilere tanıdığı olağanüstü telsik yoluyla vatandaşlık edindirme hakkını biz de Ermenilere tanımalıyız. Bu düzenlemeden dünyada sayıları yedi-sekiz milyonu bulan Ermenilerin çoğunluğu yararlanmak istemeyecek belki ama yeni paradigmaya uygun bir söylemle birlikte diasporada olumlu bir hava yaratılacağına kuşku yok.
Vatandaşlık alan Ermenilerin, varsa ellerindeki belgelerle hak talebinde bulunmaları ya da gerekiyorsa mahkemelere başvurmaları mümkün olacak doğal olarak. Ermenistan’ın taraf olmadığı bireysel temeldeki bu çözüm Türk milliyetçi çevrelerin sıkça işaret ettiği Erivan’ın toprak ve tazminat taleplerine dair kuşkuları da giderecek. Sorunun bireysel temelde böyle bir çözüme kavuşması –öne sürüldüğü gibi rövanşist emelleri yoksa eğer– Ermenistan’la ikili ilişkilerin normalleşmesinin hatta rayına oturmasının yolunu da açacak kuşkusuz.
Yazarlar
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları

























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
2.02.2026
26.01.2026
15.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
21.12.2025
13.12.2025
6.12.2025
1.12.2025