Arzu YILMAZ
İdlib’de kopan fırtınayla birlikte nihayet sorgulanmaya başlandı: "Türkiye’nin Suriye’de ne işi var?"
Öyle ya, bugüne kadar gerçekleştirilen Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı operasyonları "Kürt terör koridorunu" çökertmek için yapılmıştı. Söz konusu "Kürtlerin vatanın bölünmez bütünlüğüne karşı oluşturduğu tehdit" ise "Türkiye’nin Suriye’de ne işi var?" demek ancak "ihanet" olurdu. Zira bu operasyonlarda "savaş istemiyoruz" demek bile suç sayıldı.
Ama İdlib’de ne söylenirse söylensin tutmadı. Bir "insani krizi önlemek" ya da muhtemel "bir göç dalgasının önüne geçmek" gibi gerekçeler, bir anda yerini "İdlib'de verilen tarihî mücadele"ye bıraktı: "Ülkemizi terör örgütleriyle kuşatma, şehirlerimize gözünü diken rejimlerle tehdit etme, ekonomik tuzaklarla tökezletme peşinde olanlara fırsat verilmeyecek"ti. Bu muğlak "tehdit" tarifine aynı anda ABD ve Avrupa’ya yapılan yardım çağrıları ve Rusya ile yürütülen "yakın istişareler" eşlik edince, geriye uğruna "Şehitler tepesi boş bırakılmayacak" tek düşman "Esed rejimi" kaldı.
Ancak, günün sonunda bu "düşman"ın hakkı da Moskova Mutabakatı çerçevesinde "Suriye Arap Cumhuriyeti" olarak teslim edilirken, Türkiye’nin Suriye topraklarını işgal etme amacı taşımadığı, tek gayesinin Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönmelerini sağlamak olduğu ve nihayet "Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini arzu ettiği" ilan edildi.
Eğer tek gaye gerçekten Suriyeli mültecilerin geri dönmelerini sağlamaksa ve arzu edilen Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin teminiyse, o halde Türkiye neden Suriye ile masaya oturmaz? Bundan dört yıl önce yanlışlığı teslim edilmiş bir Suriye politikasında her defasında bir başka "tehdit"e sarılarak Suriye’ye saldırmakta neden ısrar edilir?
Bu ısrarın iç politikada gördüğü işlev hiç kuşkusuz yabana atılamaz. 15 Temmuz 2016 ertesinde gerçekleşen ilk operasyonla birlikte Suriye’ye saldırıların, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın deyimiyle "Türkiye’nin bir yumruk gibi birlik ve beraberlik içinde" olmasına katkısı ortada. Amiyane tabiriyle, sıkıysa biri "gık" desin. Memleket patatese/soğana sıkıştığında bile "Ya düşünün be! Bir merminin fiyatı kaç liradır?" denildiği günlerden geçildi.
Ancak, dış politika bağlamında bu ısrarın nedenini aynı netlikte açıklamak mümkün değil. Zira mevzubahis olan Suriye’deki iç savaştan kaynaklı "tehditler" mi, yoksa "fırsatlar" mı, işte orası tartışmalı.
Örneğin, Suriye iç savaşından kaynaklı en önemli "tehdit" mülteci akını, özellikle Türkiye-Avrupa ilişkilerinin sürdürülmesinde neredeyse yegâne konu başlığı oldu. Öyle ki, ilişkilerin kopma noktasına geldiği 2015-2016 yıllarında sadece Almanya Başbakanı Angela Merkel Türkiye’yi dört kez ziyaret etti. Merkel’den önceki iki Alman Başbakan'ın yirmi üç yıl süren görevleri boyunca Türkiye’yi yalnızca beş kez ziyaret etmiş oldukları akılda tutulacak olursa, Suriyeli mülteciler "tehdit"inin Türkiye’ye sağladığı avantajlar daha iyi anlaşılır sanırım.
Öte yandan, aynı tarihlerde Sur’da, Nusaybin’de, Cizre’de göz göre göre öldürülen siviller ve 7 Haziran’dan sonra neden "yenilendiği" meçhul 1 Kasım seçimlerinin meşruiyeti tartışmaları Merkel’in bu ziyaretlerinin gölgesinde kaldı. Günün sonunda, Türklere Avrupa vizesi çıkmadıysa da Avrupa "mülteci korkusundan" AKP iktidarına itiraz etmedi.
Suriyeli mülteciler konusundaki tehdit/fırsat muğlaklığının en çarpıcı örneği ise en son kendilerine Suriye Milli Ordusu adı takılan Suriyeli muhalif silahlı gruplar oldu. Türkiye’nin her fırsatta Suriye sahasına sürdüğü, hatta Libya’da ne olduğu bir türlü anlaşılamayan "ortak çıkarlar" için seferber ettiği Suriyeli militanların aslında önce kamplardan, daha sonra muhtarlar eliyle dağıldıkları şehirlerden devşirildiğini kimse konu etmedi. Zaten geçen yıla kadar Suriyeli mülteciler konusunda akademik bir çalışma yapmanın bile ancak İçişleri Bakanlığı "bilgisi dahilinde" gerçekleşmesi mümkün olduğundan, Türkiye’deki akademisyenler bu meseleye giremedi. Uluslararası Kriz Grubu (ICG) gibi Suriyeli mülteciler konusunda kapsamlı raporlar yayımlayan uluslararası kuruluşlar ise "Bu boyutu ayrı bir raporda ele alacaklarını" muştuladılarsa da arkası gelmedi. Nihayet geçtiğimiz günlerde, neden Suriyeli mülteciler sorununun bu boyutunun görmezden gelindiğini sorduğum Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği’nden bir uzman "Bu boyutu öne çıkarmak sivil mültecilerin güvenliğini risk altına sokar," dedi.
Sonuçta, Türkiye 3,6 milyon Suriyeli mülteciyi barındırmanın karşılığında başına dert açması muhtemel birçok konuda, deyim yerindeyse, dokunulmazlık kazandı. Üstüne üstlük, başka hiçbir gerekçesi kalmadığı bir durumda bile Suriye’nin geleceği hakkında söz söyleme ve sözünü geçirme kabiliyetine kavuştu.
Bu arada, Suriye iç savaşından kaynaklanan en önemli "tehdit" hiç kuşkusuz IŞİD’di. Ama Türkiye IŞİD’e karşı oluşturulan Uluslararası Koalisyon Gücü içinde hiçbir zaman aktif rol almadı. Zaten IŞİD’i "Sünni İsyanı" diye meşrulaştıran dönemin Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi’ye kol kanat geren, Musul Konsolosluğu IŞİD tarafından basılıp 49 Türk vatandaşı rehin alındığında yüz gün yerinden kımıldamayan Türkiye’nin IŞİD’le ilişkisi hep şaibeli oldu. IŞİD’in Türkiye’yi nasıl bir transit ülke olarak üs haline getirdiği sayısız rapora yansıdı. Türkiye’nin IŞİD’i bir "tehdit" olarak algılamadığının en önemli göstergesi ise IŞİD Kobane’ye saldırdığında "Kobane düştü, düşecek" öngörüsünün âdeta bir müjde verir gibi dile getirilmesiydi. Nihayetinde, Türkiye IŞİD’le sadece Cerablus-El Bab alanında savaştı, ki bu savaşın asıl hedefinin de Kobane-Afrin kantonlarının birbiriyle bağlantısını koparmak olduğu gizlenmedi. Türkiye Rakka operasyonuna heves ettiğinde ise niyetin IŞİD’le mücadele değil, ABD-Kürt işbirliğini engellemek olduğu herkesin malumuydu. ABD’li diplomatların daha sonra açıkladığı üzere, Türkiye’ye IŞİD konusunda duyulan güvensizlik nedeniyle Rakka’da tercih Kürtlerden yana yapıldı.
Türkiye’nin IŞİD siciline eklenen en son vaka ise IŞİD lideri Bağdadi’nin Türkiye’nin kontrolündeki İdlib bölgesinde öldürülmesi oldu. ABD tarafından gerçekleştirilen bu operasyonda neden en yakındaki İncirlik Üssü’nün kullanılmadığı ya da Türkiye’ye neden haber verilmediği bugüne kadar açıklanmadı. Tam bu sırada, Türkiye’nin Bağdadi’nin eşi ve çocuklarının elinde olduğunu açıklaması da IŞİD’e verilen bir gözdağı mıydı yoksa güvence miydi, diğer birçok ayrıntı gibi unutuldu. Fakat Gri-Spi ve Serekaniye saldırıları sırasında IŞİD’li militanların yakınlarının bulunduğu kamplarda Türkiye lehine atılan sloganlar bir kez daha gösterdi ki, Türkiye’nin IŞİD’le ilişkisi her ne idiyse de IŞİD’lilerin Türkiye’yi bir tehdit diye görmediği açıktı.
Sonuçta, Türkiye IŞİD’i bir "fırsat" olarak değerlendirme imkânı bulamadı ama "Kürt terör koridoru tehdidini" öne sürerek yerleştiği Suriye’de, iç savaş boyunca İdlib’e sürülen IŞİD’lilerin oluşturduğu cihatçı gruplar içinden "teröristleri" ayrıştırma misyonuyla yeni fırsat kapılarını zorlamaktan geri durmayacağını da gösterdi.
Peki Türkiye’nin Suriye’de gördüğü bu "fırsat kapısı" ne?
Ya da…
Türkiye’nin Suriye’de ne işi var?
"Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz," diye boşuna söylenmemiş.
Türkiye hangi "tehdit"i öne sürerek girmiş olursa olsun, günün sonunda Suriye’de kontrol ettiği bölgelerde ortaya koyduğu pratik, her şeyden önce, Türkiye eliyle bir İslâmi düzenin kurulduğuna işaret ediyor. En son BM raporuna da konu olan Türkiye’nin işlediği savaş suçlarının tozu dumanı arasında 2016’dan bu yana Cerablus-El Bab, 2018’den bu yana Afrin ve nihayet Gri Spi-Serekaniye alanlarında işleyen bir sistem var. Bu sistem, gündelik hayatın organizasyonundan, eğitim, hukuk gibi geniş bir yelpazede Türkiye’nin idaresinde, İslâmi kurallara göre şekilleniyor ve işletiliyor. Henüz geçtiğimiz yılın sonunda görüştüğüm Suriye’deki Arap, Kürt ve Hıristiyanlar âdeta ağız birliği etmişçesine Türkiye ile IŞİD arasında bir fark görmediklerini, zira her ikisinin de Suriye’de "bir Şeriat düzeni kurmaya çalıştıklarını" söylüyordu.
Türkiye’den bakıldığında, yerini çoktan otoriter milliyetçiliğe kaptırmış gibi görünen Türk İslâmcılığının Suriye’de IŞİD’le eşleştirilmeye varan bir görünüm kazanması, Suriye’de Türkiye’nin ne işi var sorusunu sadece hedefler değil, pratikler bağlamında da sormayı gerektiriyor. Artık Türkiye’de karikatürize hale gelen Fetih Suresi’nin Suriye’deki karşılığı yalnızca Türkiye’nin değişen imajı değil, sureti. Ve bu surete bakanlar "Kürt terör koridorunun" engellenmesi ya da Suriyeli mültecilerin geri dönmesi hedeflerinden çok daha fazlasını görüyor. Görüyor çünkü içinde yaşıyor.
Günün sonunda, Suriye’de olup bitenler aslında Suriye’den çok Türkiye’deki değişime işaret ediyor. Ama Türkiye kamuoyu Suriye aynasına bakarken yalnızca kendine anlatılanı ve gösterileni tartışmaya devam ediyor.
Birikim
Yazarlar
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları






































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.02.2025
1.02.2025
4.12.2024
16.11.2024
16.11.2024
4.05.2020
16.04.2020
15.03.2020
14.02.2020
15.03.2020