Arzu YILMAZ
Her yeri ve her şeyi saran belirsizliklerin hüküm sürdüğü bugünlerde, Kürt siyasal alanı gibi zaten olağanüstü hızla değişen ve dönüşen bir denklemin muhasebesine girişmek beyhude bir çaba sayılabilir. Ancak, yaşanan son gelişmeler üzerine, en azından, bir durum tespiti yapmaya çalışmakta da yarar olacağı kuşkusuz.
Bu durum tespiti, aslında, dört ay önce yeni yıla girerken yine Birikim Haftalık sayfalarında kaleme aldığım yazının devamı olarak okunabilir. Zira o yazıda, Kürtlerin yüzyıl süren mücadelelerinde elde ettikleri tüm kazanımların topyekûn imhasıyla sınandıkları bir eşikte durduklarını yazmıştım ve savaşın sürmesinin kaçınılmaz göründüğü bu eşikte, ‘…nasıl olur da fincancı katırlarını ürkütmeden Kürtler arasında bir birlik sağlarız?’ sorusuna acil bir cevap arandığını savunmuştum. Son günlerde Irak Kürdistanı’nda patlak veren Zine Werte krizi ve tam da bu kriz üzerine Abdullah Öcalan’dan gelen mesaj, birçok yönüyle 2020’ye girerken yaptığım bu tespiti doğruladı.
Ancak, Öcalan’ın Kürtler arası birlik konusunda PKK ve KDP arasında 1982 yılında yapılan anlaşmaya doğrudan bir referans vermesi, en azından Öcalan’ın nazarında, ‘fincancı katırlarını ürkütmeme’ hassasiyetinin pek de önem taşımadığını gösterdi. Bu bağlamda, şu notu düşmeden geçmemek sanırım yerinde olur: ailesi ya da avukatlarıyla görüşmesi devletin verdiği keyfi kararlara bağlı olan Öcalan’a, nasıl olup da bu mesajı verme fırsatı -sanki bugüne kadar hiç olmadığı kadar acil bir durum varmış gibi- yirmi bir yıldır kullanılmayan telefonla görüşme yolu açılarak tanındı? Doğrusu, çok merak ediyorum. Ama kişisel olarak ‘Ali Cengiz oyunlarını’ anlamakta mahir olmadığım için, tartışmayı açık ve net olan bilgiler üzerinden yürütmeyi tercih ederim.
Bu çerçeveden hareketle, önce 1982 anlaşmasının neden fincancı katırlarını ürkütme riski taşıdığını açıklamaya çalışayım. ‘PKK Genel Sekreteri Abdullah Öcalan ve PDK-I Başkanı Mesut Barzani’ imzalarıyla varılan 11 maddelik bu anlaşma şöyle başlar: ‘Başta Amerika Birleşik Devletleri emperyalizmi olmak üzere, emperyalizme karşı olmak, Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelesini ona karşı bir güç olarak görmek ve bu mücadeleyi geliştirebilmek için yoğun bir çaba içerisine girmek…emperyalizmin Kürdistan ve bölgedeki plan ve komplolarına karşı mücadele etmek’. Anlaşmanın 4. Maddesi ise şöyle devam eder: ‘Bölge halklarının ve aynı zamanda Kürdistan Ulusal Kurtuluşu’nun ve önderliklerinin düşmanı olan… rejimlere karşı savaşmak…’
Öcalan’ın bu anlaşmaya referans vermesi, hiç kuşkusuz, Kürtler arasında bugün kotarılmaya çalışılan bir uzlaşmaya söz konusu maddelerin birebir taşınacağı anlamına gelmez. Ancak, 1982 anlaşmasının ilk defa Öcalan’ın mesajıyla gündeme gelmediği, 2014 yılından bu yana PKK ve KDP arasında yürütülen müzakerelerde de tartışıldığı göz önüne alınacak olursa, bir çerçeve metin olarak önemi yadsınamaz.
Zira, 2014’ten bu yana her iki partinin de 1982 sürecine benzer koşullarla karşı karşıya olduğu söylenebilir. Öncelikle, KDP’nin 1975 Cezayir Antlaşması sonrası yüzbinlerce Kürt’le birlikte İran’a sığındığı, PKK’nin ise 1980 darbesiyle birlikte kuruluş ve örgütlenme faaliyetlerini Suriye’ye taşıdığı bu dönemde, her iki partinin de oldukça güçsüz kaldıklarını not etmek gerekir. Fakat bu ortamda patlak veren Irak-İran savaşı, Kürt ayaklanmalarında her zaman stratejik bir öneme sahip olan Botan-Behdinan sınır hattına yerleşme imkânı doğurur. Böylelikle, KDP İran’ın, PKK de Suriye’nin kontrolünden görece kurtulacak ve o günün koşullarında en azından ‘hayatta kalma’ garantisine kavuşulacaktır.
Bu haliyle, 1982 anlaşması her şeyden önce var olma mücadelesinde ortaya çıkan zorunlu bir güç birliği anlaşmasıdır. Ama bu güç birliği aynı zamanda söz konusu iki parti arasındaki ilişkiyi ‘Kürdistan Ulusal Mücadelesi’ çerçevesinde girişilen bir ‘ittifak’ olarak da tanımlar. Dolayısıyla, güç birliği alanı yalnızca Botan-Behdinan sınır hattını da içeren Irak Kürdistanı bölgesini değil, dört ülkeyi kapsar. Zira anlaşmanın 8. maddesi ‘her örgütün diğer parçalarda kendine bağlı grup ve güçler oluşturması…Kürdistan ulusal sorununu tartışıp belli kararlar alacak olan üst düzeyde toplantılar düzenlenmesi’ gibi konulara ayrılmıştır.
Sonuçta, PKK ve KDP arasında varılan 1982 anlaşması 1987’de kadük olur. Ancak, bunun nedeni uzun yıllardır adeta mutlak bir veri olarak kabul edilen KDP-Türkiye işbirliği değil, her iki partinin birbirine yönelttiği cinayet suçlamalarıdır. KDP-Türkiye arasında bir temasın kurulmasından söz etmemizi mümkün kılan gelişmeler, 1988 Halepçe Katliamı ve 1991’deki ayaklanma sonrası Türkiye’ye gerçekleşen göçlerle başlar ve ABD’nin Irak’a müdahalesiyle gelişir. Bu temasın bir işbirliğine dönüşmesini sağlayan ise Cumhurbaşkanı Turgut Özal olur. Dönemin birinci elden tanıklığını yapan Cengiz Çandar, Mezopotamya Ekspresi adlı kitabında bu işbirliğinin yeni ve istisnai niteliğini gayet açık anlatır. Zaten bu işbirliği çok geçmeden PKK’ye de uzanır ve 1993 ateşkes süreci yaşanır. Özal öldükten sonra yükselen savaş ortamında ise Irak Kürdistan’ı çoktan yalnızca PKK ve KDP güçlerinin bulunduğu bir alan olmaktan çıkmıştır. Bu ortamda, her iki parti için de ‘hayatta kalmak’ adeta birbirlerine karşı ‘savaş’ şartına bağlıdır, ki bu durum 1990’lı yılların sonuna kadar sürer.
PKK ve KDP arasındaki ilişkiler bağlamında 2000’li yıllar yeni bir dönemin başlangıcıdır. Zira lideri Öcalan’ın 1999’da Türkiye’ye teslim edilmesiyle PKK önemli bir güç kaybına uğrar ve tümüyle dağılmak gibi bir riskle karşı karşıya gelir. KDP ise nihayet ABD’nin Irak’ı işgaliyle 2003’te Saddam rejimi tehdidinden kurtulur. Ama bu arada 1990’lı yıllar boyunca her an ensesinde hissettiği Türkiye baskısı da hafifler. Çünkü Irak işgali sırasında ABD’nin Türkiye’den beklediği desteği bulamaması, Türkiye’nin Irak Kürdistanı’ndaki varlığını zora sokar. Öyle ki, Türk askerlerinin başına ABD ordusu tarafından çuval geçirilmesi gibi olaylar yaşanır.
Nihayetinde, PKK, KDP ve KBY arasında bu süreçte yeniden bir yakınlaşma başlar ve bu yakınlaşma 2002 yılında yeni bir anlaşma doğurur. Bu anlaşma, 1982 anlaşması gibi yazılı bir metne dayanmaz; üzerinde uzlaşılan bazı prensipleri ifade eder. Buna göre, her bir partinin askeri ve siyasi kontrol alanları belirlenir ve taraflar bu alanlara karşılıklı olarak herhangi bir müdahalede bulunmama anlayışında mutabık kalır. Dolayısıyla, 1982 anlaşmasında olduğu gibi bir güç birliği değil, bir güç paylaşımı esastır. Öte yandan, yine 1982 anlaşmasından farklı olarak, 2002 anlaşması sadece Irak Kürdistan’ı bölgesini kapsar.
Bugün KDP-PKK ve bir ölçüde KYB arasında yaşanan gerginliğin temelinde ise 2011 yılından bu yana bölgede yaşanan alt-üst oluşun, bu anlaşmanın çerçevesini ve içeriğini zorlamasının yattığı söylenebilir. Zira özellikle KDP ve PKK artık 2002’deki pozisyonlarından çok farklı bir askeri ve siyasi hareketlilik içinde bulunuyor. 1982 anlaşmasının tam da bu dönemde gündeme gelmesi de bu yüzden. Çünkü söz konusu hareketlilik, her şeyden önce, sadece Irak Kürdistanı ile sınırlı değil. PKK zaten ilk kurulduğu günden itibaren askeri, siyasi ve sivil örgütlenmesini dört ülkeye yayma iddiası ve faaliyeti içinde oldu. KDP ise, her ne kadar PKK gibi bunu açıktan ilan etmese de, 2011’den bu yana her geçen gün etkinliğini dört parçada artırmaya başladı. Bu bağlamda, sayıları yedi bini aşan Suriye Kürtleri askeri birliği Roj Peşmergeleri ve otuz yılı aşkın bir süredir Irak Kürdistanı’nda mülteci olan İran Kürtlerinin oluşturduğu yaklaşık üç bin kişilik askeri güç, bu artan etkinliğin en önemli göstergeleri. Yine Suriye Kürt siyasi partileri çatı örgütü ENKS’nin ve İran Kürt partilerinin büyük ölçüde KDP himayesinde olduğu da bir sır değil.
Ancak, 2002 anlaşmasını revize etmeyi zorunlu ve acil kılan gelişmeler ilk Suriye Kürdistanı’nda ortaya çıktığında tercih edilen yine bir güç paylaşımı anlaşması oldu. Ne var ki, 2012’de kotarılan Erbil Anlaşması’yla Suriye Kürdistanı’nda siyasal hedef ve askeri mücadele konularında ortak komitelerin oluşturulması kararı alınmasına rağmen bu komiteler işletilemedi. 2014’te taraflar bu kez ABD inisiyatifinde yeniden bir araya getirilse de anlaşma yine sağlanamadı. Sağlanamadı, çünkü aslında işbirliğini Suriye Kürdistanı ile sınırlamak sahadaki gerçeklikle bağdaşmıyordu. Gereken, 2002 benzeri bir güç ayrılığı değil, 1982 benzeri bir güç birliği anlaşmasıydı. Nitekim 2014’te ortaya çıkan IŞİD tehdidiyle birlikte savaş hem Irak hem Suriye sahasını sardı. Ve bu savaşta KDP güçleri Kobane’ye, PKK ise Şengal, Mahmur, Kerkük alanına gitti. Sonuçta taraflardan birinin Irak’ta attığı bir adımın hesabı, kaçınılmaz olarak Suriye’de görüldü ya da tam tersi Irak’ta alınan bir pozisyonun faturası Suriye’de kesildi ve 2002 güç paylaşımı anlaşmasının yerini üstü örtülü bir güç mücadelesi aldı.
2017 referandumu ve arkasından Irak ve Suriye’de yaşanan gelişmelerle birlikte ise Kürt siyasal alanında yeni bir evreye girildi. Her şeyden önce, hem birbirileriyle hem farklı bölgesel güçlerle giriştikleri bu güç mücadelesinde her iki parti de hedeflerine ulaşamadı. Üstelik farklı biçimlerde de olsa, 1982 dönemi koşullarına benzer bir ‘hayatta kalma' riskiyle karşı karşıya kaldılar.
Bu çerçevede, PKK’nin ilk yenilgisi Türkiye’de oldu. ‘Hendek Savaşı’ olarak anılan süreç, her şeyden önce şiddet pratiklerini ve hukuk dışı uygulamaları eleştirmeyi gerekli kılsa da, sonuçları itibariyle PKK’nin Türkiye’deki hem askeri hem siyasi etkinliğine önemli bir darbe vurdu. Bunun da ötesinde, Kürtlerin Türkiye siyasetinde en büyük kazanımı olan HDP ‘demokratik güçleri harekete geçirmek’ şiarıyla çıktığı yolda sistemi değiştirmek yerine, CHP muhalefetine eklemlenerek sisteme teslim oldu. Bu bağlamda, Mithat Sincar’ın HDP eş-Genel Başkanlığı’na getirilmesi, uzun tartışmalar sonucunda kabullenilen bu yenilginin bir sembolü sayılabilir; Sancar’ın TBMM’nin 100. kuruluş yılı vesilesiyle yaptığı konuşması ise bu sembolün pratik karşılığı.
Diğer yandan, Öcalan’ın son iki mesajında önce ‘koltuk’ sonra ‘dükkan benim olsun küçük olsun’ göndermeleriyle işaret ettiği Rojava’daki gelişmeler de PKK’nin bir başka yenilgisidir denilebilir. Suriye iç savaşının başındaki bir yazımda Rojava’da ‘taktiğin stratejiyi belirlediği’ bir süreç yaşandığını vurgulamıştım. Rojava’yı yaklaşık on yıl boyunca bütün zorluklara rağmen ayakta tutan bu tutum, günün sonunda Rojava-Kandil ilişkilerini de belirledi. Rojava Yönetimi önce Afrin, ardından Sere Kaniye ve Gri Spi’den geri çekilme kararını, Cemil Bayık ve Murat Karayılan'ın açıklamalarına bakılırsa, Kandil’e rağmen aldı. Rojava Yönetimi’nin gerekçesi, nihayetinde kazanamayacağı bir savaşta daha fazla insan kaybının önüne geçmekti. Ama günün sonunda bu kararlar, PKK’nin Rojava sahasına nüfuz edebilme yeteneğinde önemli bir gerileme olduğunu gösterdi. Rojava ve Kandil arasındaki dengede, bugün artık Rojava Yönetimi’nin Türkiye ile uzlaşmaya gittiği fakat PKK’nin Türkiye’ye karşı savaşı sürdürdüğü bir tabloyla karşılaşmak sürpriz olmaz sanırım. Oysa bundan yalnızca üç yıl önce Rojava ile bir barış, PKK ile barıştan ayrı düşünülemezdi. PKK bağlamında kayda düşülmesi gereken belki de en önemli gerileme ise 2015’te açıklanan düzenli ordu yapılanması planlarının yerini, ‘vurucu timler’e ağırlık veren gerilla yapılanmasının alması oldu.
KDP ise, Irak Kürdistanı’nda üstünde durduğu zemini bile elinde tutmakta zorlandığı bir sürece girdi. Tartışmalı alanda sahip olduğu de facto kontrolü kaybettiği gibi, Süleymaniye merkezli yeni bir ‘tartışmalı alan’ gerçekliğiyle karşı karşıya kaldı. 1990’lardan bu yana bir güvence sayılan ABD askeri varlığı ise ne zamana kadar kalacağı belli olmayan, kalsa bile sorun çözmekten çok sorun yaratma potansiyeli taşıyan bir risk unsuru haline geldi.
Öte yandan, daha çok PKK bağlamında tartışılan Türkiye’nin Irak Kürdistanı’ndaki son operasyonları ve kurduğu yeni üsler, aslında bir yandan da KDP’nin hakim olduğu alanları çembere aldı. Bu bağlamda, yine mutlak veri kabul edilen KDP-Türkiye işbirliği anlatısı üzerine bir-iki not düşmek yerinde olabilir. Zira KDP’nin son yıllarda Türkiye’yi bir ‘dost’ değil, bir ‘tehdit’ olarak gördüğünü açık eden önemli gelişmeler yaşandı. En son Sere Kaniye ve Gri Spi operasyonları sırasında yapılan açıklamalarda, örneğin, KDP Politbüro üyesi Ethem Barzani ‘Türkiye eğer Batı Kürdistan’da başarılı olursa ardından Güney Kürdistan’ı işgal etmeyi planlıyor’ dedi. Bu arada, yıllarca KDP-Türkiye arasındaki ilişkilerde kilit bir rol oynayan Hoşyar Zebari ‘Türkiye’yi Kürtlerin düşmanı’ ilan etti. En son bundan iki ay önce ise Başbakan Mesrur Barzani Fransız 24 kanalına verdiği röportajda Türkiye’nin Rojava’daki operasyonlarını ‘işgal’ olarak nitelendirdi.
Aslında KDP’nin Türkiye’yi bir tehdit olarak algılamasını salt Serekaniye ve Gri Spi operasyonlarına bağlamak doğru olmaz. Zira KDP’nin Türkiye’yi ilk kez açık bir tehdit olarak tanımlaması 2008’e dayanır. O tarihte gerçekleşen Güneş operasyonu, KDP nazarında, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin 2003 sonrası kazanımlarına karşı girişilen bir savaştır. Sonuçta, PKK ve TSK savaşmaktadır ama Türkiye’nin Bamerne gibi üslerindeki askerleri ve tankları operasyona dahil etme çabalarının KDP’nin örgütlediği gösterilerle engellendiği herkesin malumudur. KDP’nin aslında Türkiye’yi ‘dost ve müttefik’ bir ülke saydığı yegâne dönem İmralı sürecine tekabül eder. Bu dönem de Türkiye’nin 2014’te IŞİD saldırılarına karşı Erbil’i yalnız bırakmasıyla sona erer. 2017 referendumunda Türkiye’nin takındığı tutum ise giderek güçlenen bu tehdit algısını konsolide eden bir gelişmedir.
Son tahlilde, başta da söylediğim gibi her yeri ve her şeyi saran bir belirsizliğin hüküm sürdüğü günlerden geçiyoruz. Dolaysıyla, Kürt siyasal alanı gibi zaten olağanüstü düzeyde değişim ve dönüşüm içindeki bir denklemin muhasebesi yapmak beyhude olabilir. Ama tüm belirsizliklere rağmen Abdullah Öcalan’ın son mesajında söylediği fakat aslında 2008 Güneş Operasyonu sırasında Kürdistan sokaklarındaki gösterilerde ilk kez dillendirilmiş olan ‘Ben kahvaltı olursam, sen öğle yemeği, öbürü akşam yemeği olur’ sloganı, bugün Kürt siyasal alanına dair bir durum tespitinin özeti sayılabilir. Yarın ne olacağını yaşayıp göreceğiz; yine 2008 Güneş Operasyonu ertesinde dillendirildiği gibi, ‘Atla gelenler, yayan gidenler’ mi olacak, yoksa biri kahvaltı diğeri öğle yemeği, diğeri akşam yemeği mi olacak…
BİRİKİM
Yazarlar
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKAna muhalefet lideri Akşener mi olacak? 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları













































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.02.2025
1.02.2025
4.12.2024
16.11.2024
16.11.2024
4.05.2020
16.04.2020
15.03.2020
14.02.2020
15.03.2020