Fehim TAŞTEKİN
Esasen vurulan Yemen’dir. Petrol ve doğalgazdan gelen paralarla diktikleri şatafatlı gökdelenlerden Yemen’e bakan Körfez’in Arapları yalın ayak direnenlerin iradelerini kıramadılar. Bütün yıkımlara, ölüm saçan modern bombalara rağmen! Hakikat budur.
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) liderliğindeki Batı destekli koalisyonun Yemen’de yürüttüğü savaşın en kritik aşaması Hudeyde’de sahneleniyor. Ülkeye gelen insani yardımların yüzde 70-80’i Hudeyde limanından giriyor. Husilerin kontrolündeki başkent Sana’ya çıkan en önemli hattı da tutuyor. Haliyle Hudeyde savaşın seyrini değiştirecek bir kent.
Hudeyde düşerse Husilerin örgütü Ensarullah, Yüksek Devrim Komitesi ya da Halk Komiteleri teslim olur mu? Koalisyon üyeleri istedikleri düzeni kurabilir mi?
Yemen’i toparlamayı bırakın Suudiler ile Emirlikler kendi aralarında bile kavgalı. Suudiler Ortadoğu’da birçok yerde düşman belledikleri İhvan’ın (Müslüman Kardeşler) Yemen uzantısı sayılan Islah Partisi’ne bağlı güçleri kara unsuru olarak kullanıyor. 2011-2012 olaylarında devrik Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih’in kızağa alınmasında rolü olan ve bugün Husilerle savaşan güçlerin komutanlığını yapan General Ali Muhsin el Ahmar da Islah Partisi’nin kurucularından biri. Zaten parti önemli ölçüde Ahmar ailesine zimmetli. General Ahmar, Suudilerin kendi din anlayışlarını Yemen’e yaymasına aracılık etmiş eski bir müttefik.
İhvan düşmanlığından Yemen’de de taviz vermeyen Emirlikler ise ‘ayrılıkçı’ hisleri yeniden güçlenen güneyden bazı kesimler ile Islah’ın rakibi Selefilerle iş tutuyor. İki kampın birleştiği nokta, 2015’te Husilerin kuşattığı saraydan kaçan ve sonradan Aden’de üslenen Devlet Başkanı Mansur Hadi’nin koltuğuna dönmesi.
Emirlikler’in yeni ortakları ise Salih’in varisleri. Husiler 2014’te başkent Sana’yı ele geçirirken onlarla ittifak kurmuş olan Salih, Aralık 2017’de kendi çocukları için Suudilerle iktidar pazarlığına girişince öldürüldü. Bunun üzerine Salih’in oğlu (Salih Ali Abdullah) ve kuzeni (Sadık Salih) orduda Cumhuriyet Muhafızları gibi kendilerine sadık birliklerle birlikte Emirlikler’in müttefiki oluverdi. Bu da dengeleri epey değiştirdi. 1990’da ülkeyi birleştiren lider olarak Ali Abdullah Salih’i milliyetçi bir figür olarak görüp sahiplenenlerin sayısı az değil. Husi ve ortaklarına karşı savaşanlar kendilerini “Meşruiyet Güçleri” olarak tanımlıyor. Hadi’nin devlet başkanlığının meşruiyetine atfen bu isim kullanılıyor.
***
Bu ittifakta yer alan güçler Husilerin belini Hudeyde’de kıracaklarını düşünüyorlar. Koalisyon İran’ın Hudeyde limanından silah soktuğunu iddia ediyor. Hâlbuki Yemen hava, kara ve denizden tamamen abluka altında. Bu biraz da dünyanın suskunluğunu temin eden bir propaganda.
Körfez ve Batı medyası meseleyi ısrarla “İran destekli Husilerle savaş” olarak çerçeveliyor. Ancak bu, karşı tarafın görülmesini istediği bir resim. Durum bu çerçeveden çok taşıyor.
Liderleri Hüseyin Bedreddin el Husi’nin adına atfen Husiler diye anılan bu hareket, teşbih doğru olmayabilir ama 1962’ye kadar ülkeye 1000 yıl hükmetmiş Zeydi İmamet geleneğinin küllerine üfleyen bir örgüttür. Gelenekten ayrılıkları kullandıkları politik dilde yatıyor. Bu da Husilerin İran’ın vekil gücü olarak resmedilmesine yarıyor. İran’ın propaganda desteği ayan beyan ortada olsa da silah ve askeri eğitim desteğinin boyutları tartışmalı bir konu. Fakat şurası kesin: Husiler kendi çıkarlarına göre hareket ediyor. Konuyu çok iyi takip edenlerin de dediği gibi gerçekten İran’ın kuklası olsalardı, “Sana’ya gitmeyin” diyen, hele ki, “Aden’e kesinlikle inmeyin” telkininde bulunan İranlılara kulak verirlerdi. Ayrıca Şii ortak paydaya rağmen çizgilerindeki farklılığın da altını çizmek gerekiyor: Zeydiye klasik 12 imam inancının dışında kalıyor. Zeydiler Sünnilere en yakın Şii grup olarak da biliniyor. 12 imam geleneği içinde Zeydileri Şii saymayanlar bile olmuştur. İran’la mezhepdaşlık Yemen’deki ayrışmayı çözümlemek için yeterli değil. Husi karşıtı cephede de çok sayıda Zeydi var. Salih ailesi de Zeydi. Ancak İran’la ideolojik bir yakınlaşmadan bahsedilebilir; Husiler artan oranda İsrail ve Amerika karşıtı bir söylem kullanıyor.
Yemen’deki siyasi tablo ziyadesiyle karakteristik; Şii’si İran’ın Şii’si gibi değil, İhvancısı Mısır’ın İhvancısı gibi değil. Aşiret ve aile bağları çok belirleyici; ordudaki birlikler bile buna göre saf tutuyor. Bu durum çatışmayı basitçe vekâlet savaşı olarak resmetmeyi önlüyor. Hele ki bu krizi bir Sünni-Şii çatışmasına indirgemek mümkün değil. Elbette El Kaide ve Selefi cepheden bakarsanız bu savaş Şiilere karşıdır. Ama bu bağlam sadece onların dünyasında geçerli.
***
“Husiler pes eder mi” sorusuna dönersek; masaya oturmak zorunda kalabilirler fakat ‘teslimiyet’ buraların tarihine yabancı bir kavram. Suudi Kralı Abdülaziz, 1934’te Yemen’i işgal edip Asir, Cizan ve Necran’ı aldıktan sonra geri kalan yerlerden çekilince eleştirilere maruz kalır. Verdiği yanıt bugün de geçerlidir:
“Yemen’i bilmiyorsunuz; dağlıktır ve kabilelerden oluşur. Kimse kontrol edemez. Tarih boyunca fethetmeye kalkışanların hepsi başarısız olmuştur. Son başarısız işgalci Osmanlı Devleti’dir. Kendimi ve halkımı Yemen’de heba etmek istemem.”
Abdülaziz’in torunları bu tembihi 2000’lerde Husilere karşı yürütülen altı savaşta unutmuş gibiydiler. Bugün hepten unutmuşa benziyorlar.
Husilerin kurduğu Ensarullah artık 2000’lerdeki gibi dağlık bölgelerde yalın ayak savaşan bir örgüt değil; yalınayak savaşçılarıyla birlikte balistik füze ve insansız hava araçları kullanan bir ordu.
***
Yemenli gazeteci Hüseyin el Buhayti’ye Husilerin durumunu sorduğumda şunları söyledi:
“Husi bölgesinde, ki nüfusun üçte ikisi buralarda yaşıyor, aşiretlerin çoğu Husileri destekliyor. Husilerin kendi savaşçı sayısı 200-300 bin civarında. Ordudaki birliklerin yarısı hâlâ Husilerle birlikte. Salih ve Ahmar ailesine sadık olanlar ise diğer tarafta. Salih’in gücü Ahmar ailesinden daha fazla.”
Peki, başkent Sana’yı da ayakta tutan Hudeyde düşerse ne olur? Buhayti’nin senaryosu şöyle:
“Husiler daha önce olduğu gibi savaşmaya devam eder. Koalisyon güneyi işgal ettiğinde olanları hatırlayın. Ülkenin yüzde 70’i onların kontrolünde ama Husiler, Riyad’a balistik güze gönderecek kadar güçlendi. Elbette bu savaş sadece Hudeyde değil bütün Yemen için. Husiler Sana’yı da kaybetseler savaşı sürdürme iradesine sahipler. Biraz geçmişe ve Saada’daki 6 savaşa bakarsak; evet liderleri öldürüldü, her şeylerini kaybettiler fakat tekrar dönüp neredeyse bütün ülkeyi ele geçirdiler.”
Yemen’de uzun yıllar kalmış olan SOAS’tan Helen Lackner’in yazdıkları ise Buhayti’nin verdiği bilgilerden biraz farklı. Ona göre “muhaliflere karşı evlerin havaya uçurulması gibi ciddi yanlışlıklar yüzünden Husiler yaygın halk desteğini kaybetti. Ali Abdullah Salih de 2014 sonrası bazı işlerini Husilere gördürüp oluşan tepkilerin kendisine yönelmesini önledi.”
Husilerin Sana’yı çatışmadan almalarını sağlayan Salih’e sadık ordu güçlerinin Hadi’ye sırt çevirmesiydi. Salih’in öldürülmesi sonrası Husiler bu kanaldan gelen desteği yitirdi. Ancak bu ordunun tamamen desteğini kaybettiği anlamına gelmiyor.
Bugün itibariyle Husiler, Zeydi yoğunluklu kuzey bölgelerinde hâlâ çok güçlü. Fakat orta kesimlerde durum değişiyor. Mesela Beyda’da aşiretler Husilere karşı El Kaide’yi destekliyor. Aden, Taiz, İbb, Zincibar ve Mukalla gibi yerlerde Husiler ya yok ya da çok zayıf.
Bu kirli savaşta pek bahsi geçmeyen fasıl El Kaide. Yıllardır, “Yemen’de El Kaide ile savaşıyoruz” diyen ABD ve müttefikleri Husilere karşı El Kaide’nin önünü açtı. El Kaide Hadramavt bölgesini kontrol edebilecek noktaya ulaştı. Ebyan ve Şebva’daki askeri üsleri de ele geçirdi. Halbuki El Kaide bu bölgelerde ordu, Enrasullah ve Halk Komiteleri tarafından bozguna uğratılmıştı. Geçen yıl Yemen’deki El Kaide lideri açıkça “Husilere karşı İhvan dahil tüm Müslümanlarla birlikte savaşıyoruz” dedi. Burada korkunç bir ikiyüzlülük yatıyor.
***
Özetle Husiler, Sana dahil 2014’te ele geçirdikleri şehirleri hepten kaybetseler de Zeydi İmamet’in kalbinde varlığını sürdürebilirler. Tabi çekilmenin bu boyutta olacağından da emin değiliz. Hudeyde’de durum hâlâ belirsiz.
Husilerin savaşma iradelerini herkes teslim etse de savaşın sonu yok. Buhayti de çözümü BM’nin arabuluculuğunda müzakerelerde görüyor:
“BM arabuluculuğunda tüm taraflarla masaya oturmalılar. BM savaşın bir tarafı olarak Suudilerden bahsetmedi. Bu bir sorun. Husiler, Suudilerle anlaşırsa Suudiler, Hadi’yi kullanarak anlaşmayı bozabilir. Husiler, Hadi ile anlaşırsa Hadi, Suudileri kullanarak anlaşmayı bozabilir. O yüzden BM savaşın bütün taraflarını zikretmeli ki her kim anlaşmayı bozarsa sorumlu tutulabilsin.”
***
Kim kiminle savaşıyor faslını bırakıp savaşın yok ettiklerine dönerek kelamı bağlarsak; dünkü yazımda anlatmaya çalıştığım gibi bu savaş basitçe Husilere karşı savaş değil. Direnenler Husilerden ibaret de değil. Esasen vurulan Yemen’dir. Petrol ve doğalgazdan gelen paralarla diktikleri şatafatlı gökdelenlerden Yemen’e bakan Körfez’in Arapları yalın ayak direnenlerin iradelerini kıramadılar. Bütün yıkımlara, ölüm saçan modern bombalara rağmen! Hakikat budur.
Ahmakça öldürüyor ve yıkıyorlar. 2 milyon insanı evinden ederek. Milyonları açlığa mahkum bırakarak Yemen’in yalın ayaklılar tabakasını kat kat büyüttüler. Yüzyıllar eskitmiş zarif ve nakışlı tarihi kentleri harap ettiler. Yine de yalın ayaklıların iradesini kıramadılar. Suudilerin her şeyi basitçe Husilere, onları da İran’a bağlamaları kendi çaresizlikleri.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.01.2026
20.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
30.12.2025
26.12.2025
15.12.2025
8.12.2025
26.11.2025
11.11.2025