Ferhat KENTEL
Modern hayatın rasyonelliği içinde bildiğimiz, öğrendiğimiz mücadele türleri var. Rasyonel örgütlenme ve mücadeleler bunlar. Mesela işçiyseniz, sanayi üretiminin getirdiği yabancılaşmayı kırmak üzere sınıfdaşlarınızla biraraya gelir, sendika kurar, hayat içindeki konumunuzu güçlendirmek, çıkarlarınızı savunmak için taleplerde bulunur, patronlar kabul etmezse greve gidersiniz.
Tabii ki, modern toplumun içindeki mücadeleler sadece sınıfsal bir pozisyona özgü, zaman ve mekânla sınırlı mücadeleler değildir. Modern toplumda, bu toplumun sınırlarını aşmak; eşitlik, adalet ve özgürlüğün sınırlarını genişletmek üzere tonla mücadele tarzı vardır. Bu yüzden kadın hareketleri, etnik ve dinsel hareketler, çevre hareketleri, barış hareketleri gibi “yeni toplumsal hareketler” ortaya çıkmışlar ve modern toplumun standartlarını, ufkunu, hayallerini değiştirmişlerdir.
İşçi hareketinden başlayıp, “yeni” sosyal hareketlere gelinceye kadar bütün bu hareketlerin her birinde kuşkusuz bir “inanç” boyutu; harekete kimlik ve katılanlara aidiyet veren “metafizik” bir boyut var. Yani modern toplum, her ne kadar “rasyonellik” iddiası ile kendini var etse de, bu toplumun yürüyüşü “irrasyonel” olandan bağımsız bir şekilde gerçekleşmiyor.
Ama her hâlükârda, bütün bu hareketlerin içinde, gerek katılanlarda, gerekse bu hareketlerin muhatap aldıklarında (rakiplerinde) ortak bir kabulleniş var: bu hareketler modern toplumların olmazsa olmazlarıdır ve bu hareketler (ve bu hareketlere karşı olan diğer hareketlerle birlikte) bireylerin, sınıfların, toplumsal ve kültürel grupların, kendilerini topluma ait hissetmelerini sağlamanın da bir yoludur. Başka bir ifadeyle, itiraz etmekte olsalar da, toplumsal hareketler vasıtasıyla insanlar kendilerini topluma dâhil ederler, toplumu inşa ederler; toplumun parçası olurlar.
Bütün bunlar “üç aşağı beş yukarı” böyledir. Toplumsal hareketlerin, mücadelelerin devletle, düzenle, başka rakip güçlerle karşılaşmaları çok daha karmaşık süreçleri beraberinde getirir. Yani mesele çok daha karmaşıktır.
Ancak bu mücadeleler içinde “açlık grevleri” yoktur. Bir toplumda açlık grevleri başladıysa, o toplum artık insanlarını “toplumsal inşa” sürecine dâhil edemiyor; dolayısıyla o insanları da topluma dâhil edemiyor demektir. O toplum, “toplum” olma vasfını kaybetmiş demektir. O toplumun “rasyonellikle” uzaktan yakından bağı kalmamış demektir.
Daha yakın geçmişte, yüzlerce insan açlık grevlerinde hayatlarını kaybetmişse, yüzlercesi sakat kalmışsa, bugün binlerce insan açlık grevlerinde bedenlerini feda edip, bir “mücadele aracı” hâline getiriyorlarsa, hele o toplumun devlet, siyaset sınıfları ve ortalamanın konforuna batmış “makbul vatandaşları” açlık grevi gibi bir meseleye kalplerini kapatmışlarsa, “duygular” dünyasıyla da zerre kadar bağı kalmamış demektir.
Bugün açlık grevine yatan binlerce Kürt tutuklu, bu topluma toplum olma çağrısı yapıyorlar aslında. Çok basit bir şey istiyorlar; “anadilde savunma hakkı” ve Türkiye’nin Kürt meselesini çözebilecek bir müzakere ortamı için kilit öneme sahip “Abdullah Öcalan etrafındaki tecridin kaldırılması”...
Yani gayet “rasyonel” taleplerde bulunuyorlar. Ama “modern” Türkiye Cumhuriyeti’nin “modern” kurumları, hem rasyonelliği hem duyguyu kaybettikleri için onları duymuyorlar. Tam da bu yüzden, karşılarında “muhatap” olarak bulunan devlet ve kurumları zerre kadar rasyonel olmadığı için, açlık grevcilerinin verdiği mücadele, “bedenini feda etmek”, “bedenini mücadele aracına çevirmek” gibi ifadelerle, çarelerin tükendiği bir toplumda “son bir çare” arayan korkunç bir “irrasyonaliteye” dönüşüyor.
Açlık grevine yatanların mücadelesinin kalkış noktası gayet “rasyonel”di, ama “beyaz makbul toplum”un bu “rasyonel”i duyma imkânı yok; bu yüzden artık “bedenler” devreye girdi... Artık bedenleri sözkonusu olduğu için bizim “vicdanlarımıza” sesleniyorlar.
Ancak sorun, sadece “makbul” vatandaşların sağırlaşması ve kalplerini kapatması değil. Açlık grevlerine katılanları “destekleyenler” de kalplerini biraz daha açsalar keşke...
Çünkü hayat bu kadar “modernist”, “rasyonel” değil; hayat bu kadar çok “haklılıklar, hedefler, mücadeleler” etrafında anlaşılmak zorunda değil. En basit ifadesiyle, açlık grevi yapanların tam da şu sırada çekmekte oldukları acıları düşünemeyecek miyiz? Neden sadece onların politik olarak haklılıklarıyla sınırlı kalalım? Aklımız çok iyi çalışıyor; onların haklılıklarını “anlıyoruz”... Kalbimizi de çalıştıramaz mıyız?
Evet, onlar, herkesin yapamayacağı kadar çok büyük bir “eylem” yapıyorlar. Ama onların bedenlerini terk ettiklerine, mücadeleye yeni bir ruh kattıklarına bakıp, onları “yüceltme” zamanı değil. “Siz kahramansınız; sizin ölülerinizi saygıyla yücelteceğiz” demenin zamanı değil. Onları kurtarmanın zamanı!
Çünkü hiçbir şey onların hayatlarından daha kıymetli değil. Onları gerçekten duymanın zamanı... Onları duyarsak, belki biraz olsun toplum olmayı, aklıyla ve duygusuyla “insan” olmayı becerebileceğiz.
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları










































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.07.2024
16.04.2024
5.02.2024
12.07.2023
24.01.2023
26.11.2021
2.05.2021
16.04.2021
10.10.2020
9.09.2020