Ferhat KENTEL
Öyle görünüyor ki, başkanlık için referanduma doğru hızla gidiyoruz. Yavaş yavaş kampanyalar şekillenmeye başlıyor. Medya dumura uğradığı için, herkesin sesi eşit olarak duyulmuyor ama “evet” diyenlerin, “hayır” diyenlerin, ne diyeceğini bilemeyenlerin, “reisini sevdiği için evet” ya da “diktatörden nefret ettiği için hayır” diyeceklerin olduğunu biliyoruz.
Benim bu tartışmalarda en çok dikkatimi çeken iki mesele şunlar: Başkanlık için çabalayanlar en çok “istikrar” argümanının dile getiriyorlar... Diğeri ise “güç” ve gücün temerküzü... Bunlar gerçekten üzerinde durulması gereken bir konu...
Naçizane bu konudaki görüşlerim ise şöyle...
Bir iktidar kavramı olarak kutsal “istikrar”
Tek kişi ile istikrarın mümkün olmadığını düşünüyorum. Koskoca bir memleketin bir kişiye bırakılmış yönetimini tek bacaklı bir masaya benzetiyorum. Çünkü kırıldığı anda o masayı ayakta tutacak hiçbir güç kalmaz. Ya da masanın bir tarafına aşırı yük bindiği zaman, masa kolaylıkla devrilir. Sürekli olarak istikrar için getirilen “az parti”, “iki partili yapı” önerileri için benzer bir metafor kullanabiliriz. Sosyolojide grupları analiz ederken, iki kişiden oluşan grupların çürük oldukları bilinir. Çünkü iki kişiden biri gruptan koptuğu zaman, aslında grup kalmaz. Yani iki bacaklı masa da çok farklı değildir. Masanın öteki bacağını desteklemeyen bir bacak aslında masanın ayakta durmasına değil, durmamasına sebep olur.
Yani herkesin oylarını alamamış; ikiye bölünmüş bir toplumda sadece bir yarımın başkanı olarak ve bu toplumu “tek kişi” olarak yönetmeyi “istikrar” kelimesiyle yan yana getirmek pek mümkün değildir.
Kaldı ki, geçmişten gelen tecrübelerimiz de bu konuda pek olumlu işaretler taşımıyorlar. İstikrar adına yapılmış her şey bizim memlekette tam anlamıyla istikrarsızlığa yol açtı. Bunun en mükemmel örneği 12 Eylül rejimi ve anayasasıdır. Kenan Evren’in tek başına yapıp ettiklerini bırakın temizlemeyi, daha önceki yaralara eklenen, katmerlenmiş iltihaplarla birlikte hâlâ ceremesini çekiyoruz.
12 Eylül’den bu yana her şey istikrar adına yapıldı. Deli gömleğinden başka bir şey olmayan ve istikrar diye bağıran bir anayasa ve kısıtlı siyasal sistem yüzünden, 28 Şubat’ları, bitmez tükenmez ve kangren haline gelmiş etnik ve dinsel sorunları, Kürd Meselesi’ni, şiddeti ve terörü yaşadık. Yaşadığımız her sosyal olay krize dönüştü. 1 Mayıs’lar, Gezi olayları siyaseten aşılabilecekken düşmanlıktan başka bir şey üretemedi. Bu “istikrarlı” ortamda, birileri 15 Temmuz’da tankları halkın üzerine sürdü.
Dolayısıyla şu basit soruyu soralım kendimize... Bütün bunları “istikrarı” yüceleştiren bir siyasal sistem altında yaşadık... Acaba bütün bu olaylar tam da “istikrar” adı altına topluma dayatılan deli gömlekleri yüzünden olmuş olmasın?
Barajlarla, azaltılmış partilerle, teke indirilmiş adamlarla sağlanacağı varsayılan istikrar, sadece kolayca sağlanacak bir yönetimin, mutlak olarak sağlanacak bir devletin iktidarının ideolojik örtüsünden, cilasından ya da kulpundan başka bir şey olmasın?
Evet, bana göre bu istikrar söylemi, devlet ve toplum arasında zaten alabildiğine dengesiz olan bir ilişkide, dengenin bir kere daha devletten yana kaydırılmasının cilasından başka bir anlam taşımıyor. Her dönemin darbecilerinin, bozulan istikrarı geri getirmek üzere darbe yaptıklarını iddia ettiklerinde olduğu gibi...
Aslına bakarsanız, bir toplumun iki partiyle, akabinde de tek bir adamla temsil edilebileceğini düşünmek insan aklına, duygularına, seçeneklerine, düşüncelerine hakaretten başka bir şey değil... Her insan tekinin biricik olduğu bir dünyada, bütün farklı duygularımızın, taleplerimizin temsil edileceğini düşünmek tabii ki mümkün değil. Ancak bu çeşitliliğin olabildiğince korunması halinde, her zaman yeni bir şeyler söyleyebilecek insanların konuşabilmesinin asgari yolu olabilecek olan çok partili, çok örgütlü, çok temsilcili bir siyaset yapısının ne kadar çok yeni fikirler ve çözümler getirebileceğini hayal edebiliriz mesela...
Çokluğu korumak ve ciddiye almak, “Fırat kenarındaki kuzuyu görmek” gibi ya da İslami hareketimizin yükseliş döneminde sık sık dile getirdiğimiz “biz batı demokrasilerindeki gibi yüzde 51’lik çoğunluğu değil, yüzde 1’i bile hesaba katmalıyız” bir şeydir...
Bir günah keçisi olarak “koalisyon”
Tabii ki, bu farklı görüşlerin ve siyasi yapıların da tek başına yönetmeleri, bütün çeşitliliğin adına konuşmaları mümkün değil. Bu yüzden bu durumdaki çare ise “koalisyon”...
Farkındayım, koalisyon deyince, istikrarcı Türk siyaseti şeytan görmüşe dönüyor... “İstikrar” gibi kutsallaştırılmış bir lâfın tersine, “koalisyon” da günah keçisine çevrilmiş bir lâf... Birbirleriyle konuşmayı beceremeyen insanların koalisyon yapmaları tabii ki beklenemez. Ama bunu başta veri olarak kabul etmek zaten, “birlik beraberlik, bölünmezlik” lâflarının da aslında ne kadar yapmacık olduğunu ve zaten hiçbir zaman bir araya gelemeyeceğimizi peşinen kabul etmekten başka bir anlama gelmiyor.
Oysa koalisyonlu ya da koalisyonsuz bir siyasal kültür baştan olmuş ve katılaşmış bir kültür değildir. En genel kültürel yapılar gibi siyasal kültür de dinamik süreçler içerir; ne yaparsanız, o “siyasal kültür” olur. Yani eğer siz başkalarını dinlemek üzere yola çıkarsanız, başkalarının da sizi dinlemeleri için kapı açmış olursunuz.
Bunun için de övünmekten çok hoşlandığımız bu toprakların kültürüne biraz olsun bakmak belki fayda sağlayabilir. Mesela başkalarıyla biraz olsun muhabbet etsek; başkalarına biraz olsun muhabbet göstersek... Ve bunu önce başkasından beklemesek... Belki koalisyonlar sayesinde birbirimizle daha çok tanışma, anlama ve tanıma süreçleri de geliştirebiliriz...
Tabii, her şeye, her güce tek başına sahip olmak istemiyorsak... Derdimiz gerçekten vatana, millete faydalı olmak ise...
“Güçlü” ama kim?
Dolayısıyla ikinci meseleye, “güce” geliyoruz...
“Güç” meselesi başkanlık tartışmalarında bazen doğrudan bazen dolaylı olarak dile getiriliyor. Ama daha ziyade başkanlık sisteminin “güçlü yürütme”, “güçlü devlet” getireceği söylemleri altında...
Bana göre buradaki önemli mesele şu: Şimdiki haliyle, başkanlık tartışmalarında aslında toplumun merkezinin ne tarafa kaydığını gözden kaçırıyoruz. Bütün toplumsal tartışma toplumun tepesine doğru kayıyor. Çünkü başkanlık, sıradan insanları ve onların sıradan dertleri üzerine konuşmak yerine, “yüce devletin” öne çıktığı, devlet ve etrafında koskoca toplum adına konuşmayı getiren bir sistem... Sıradan meseleleri, “basit” meseleleri konuşanları devreden çıkaran bir sistem... Yani aslında bu sistem gücü yukarıda topluyor ve başkanla birlikte, başkanın etrafındaki zümreyi güçlendiriyor. “Başkan ve adamları”, “Başkan ve onun halkı” şeklinde ikili yapılar ortaya çıkıyor...
Ya da başkanlığın radikalleştiği durumlarda, bu iki uç füzyon oluyor, özdeşleşiyor ve totaliter bütünlüklerin kurulmasına yol açıyor. Her halükârda bu iki uç arasındaki katmanlar, mekanizmalar neredeyse yok oluyor; seçimler sonrasında seçmeni silip, tepede devletle özdeşleşmiş bir kişiyi bırakan bir yapı ortaya çıkıyor.
Yani aslında “insanı yaşat ki devlet yaşasın” yerine sadece “devleti yaşat” kelimelerinde kalan ve insanlar hakkında herhangi bir önermesi olmayan bir sistem hakkında konuşuyoruz...
Nasıl konuşacağız?
Son olarak, başkanlık meselesinin belki kendisinden bile daha önemli bir mesele daha var. Bugün ne yazık ki, geçmişte yüzlerce örneğini gördüğümüz bir duruma gene geldik.
Gene “siyah” ve “beyaz” gibi netleşmiş iki kutup arasında bir seçim yapacağız. Başkanlığa “evet” mi, yoksa “hayır” demenin mi daha doğru olduğunu bile tam olarak bilemeden, birçoğumuz, bir takım insanları sevip sevmediğimize göre karar vermeye çalışacağız.
Dolayısıyla, hiç olmazsa artık şu meseleyi doğru dürüst tartışabilsek keşke... Hamaset falan yapmadan... Hukukçusuyla, siyaset bilimcisiyle, sosyal bilimcisiyle, sivil toplumcusuyla, toplumun her kesiminden insanların özgürce tartışabildiği bir ortam yaratarak... İki tane kelimeye hapsolmadan... Aradaki ton farklarını, nüansları falan birbirimize anlatabilsek...
Sonuç olarak, referandumun sonucu ne olursa olsun; başkanlık ya da değil; bu memlekette bir arada yaşamaya devam edeceğiz ve elde edeceğimiz sonuçtan öte, o sonuçtan daha da önemlisi bu yolu nasıl kat ettiğimiz, birbirimizle nasıl konuştuğumuz çok daha önemli olacak...
Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları










































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.07.2024
16.04.2024
5.02.2024
12.07.2023
24.01.2023
26.11.2021
2.05.2021
16.04.2021
10.10.2020
9.09.2020