Gürbüz ÖZALTINLI
SANTORINI /“Ben?.. Ama, ben her şeyi devletim için yapmıştım.”
Yeşilçam’ın bilge, yaşlı, kırık sesi olsaydı bende; şimdi, “Evladım senin devletin bir katildi” demek isterdim omzuna elimi koyup.
Bu ses; mesleğini ciddiye alan, kendisini hukuka karşı sorumlu hisseden bir ceza heyetinden geldi geçen hafta...
Mehmet Ağar suç işlemek için örgüt kurmaktan altı yıl ceza aldı.
“İyi halden” cezası bir yıl indirildi ve beş yıl üzerinden hüküm kuruldu.
Aslında Mehmet Ağar’ın “iyi hali” yeni bir durum değil. Mehmet Ağar, Susurluk patlar patlamaz kısa bir bocalama döneminden sonra gidişe direnmeyi bıraktı. Gerçi, ondan daha üstte duranlar kendisinden geri çekilmesini istediklerinde, bugünleri herhalde hayalinden bile geçirmiyordu. Elindeki kudreti, hemşerilerinin oylarını cebe indirip basit bir dokunulmazlıkla takasa sokarken tekrar kapısının çalınacağı günleri bekliyordu büyük ihtimalle. Acınası bir “merkez sağ” denemesinden sonra iyice köşeye atıldı...
Bence işte önemli olan da tam bu. Yani, Mehmet Ağar’ın Türkiye’nin bütün iktidar haritasını değiştiren son on yılda, bir aktör olmamasına rağmen hesap vermekten kaçamayacağının güçlü belirtisi olarak bu mahkûmiyet kararının çıkmış olması.
Ağar’ın mahkûmiyetini, kim “siyasi hasımların tasfiyesi” olarak okuyabilir. Ağar, zaten tasfiye olmuş bir oyuncuydu. Şimdi oynadığı rolün hesabını veriyor. Hukuk, siyasetten bağımsızlaşıyor.
Hepimiz böyle bir kararın bu ülkenin mahkemelerinden, bundan on yıl önce çıkmasının hayal olduğunu biliyoruz. Politikanın, ideolojinin, hukuku ezdiği yılların o yıllar olduğunu da... Mehmet Ağar kararı yeni bir ülke kurulmakta olduğunun sayısız işaretlerinden birisidir.
Bunun için başka bir kanıtım daha var: Deniz Feneri soruşturma sürecinde yaşanmakta olanlar...
Bu dava da, Türkiye’nin geldiği bu yeni kavşakta, hukukun siyaseten manipüle edilmesinin ne kadar güçleştiğini gösteriyor kanımca. İktidara çok yakın çevrelerin etrafında yürütülen bu soruşturma, önemli isimlerin tutuklanmasına sahne oldu. Yaptıkları işlemler “tahrifat” sayılarak görevlerinden uzaklaştırılan savcılarla ilgili kamuoyunda yakın bir takip var. Bu ülkede ilk kez kamuoyu bu tür bir davanın bütün ayrıntılarını takip edebiliyor. Bakan hesap veriyor. Savcılar kendilerini savunuyor ve bu, basın aracılığıyla kamuoyuna sunuluyor. İstanbul savcısı tartışmaya toplumun duyacağı yerden katılıyor. Her şey göz önünde yürüyor. Ve daha önemlisi görevlendirilen yeni savcı iktidar partisinin belediye başkanını şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırıyor. Ne eski İçişleri Bakanı’nın, ne onun yakın bürokratlarının dokunulamaz olduğunu düşünmemiz için bir neden bulunuyor.
Evet, kabul etmek gerekir ki bu dönüşüm AKP eliyle yürüdü. Ancak, onun ontolojik korunma güdülerini aştı.
Siyasi hareketler toplumda var olmayan duyguları, talepleri üretemezler. Zaten var olan, ama uykuya yatmış, umutsuzca geriye itilmiş istekleri cesaretlendirirler. AKP, kendi özgürlük ve hak mücadelesini yükseltirken, halkın adalet, dürüstlük, özgürlük duygularına seslendi. “Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü” çok güçlü bir slogandı. Topluma cesaret verdi. Onu, dürüst yönetimin, şeffaflığın, hukukun erişilebilir bir hedef olduğuna inandırdı. Uyuyan dev böyle uyandı.
Şimdi artık toplum kendisine çok daha fazla güveniyor. “Değişmezlik” algısı kırıldı. Demokratik mekanizmaların iş gördüğünü tecrübe etti.
Toplumun; verdiği oylarla generallerin gücünün kırılması arasındaki bağı kuramadığını zannederseniz çok yanılırsınız.
Geniş kitleler hareketi sürükleyen Erdoğan’ın kişiliğine, savunduğu değerlerin taşıyıcılığını atfettiler. Onu bugün efsaneleştiren, ülkenin dışında da çok önemli bir aktör olmaya götüren sürecin kalbinde, insanlarda yaratmış olduğu bu inanç yatıyor.
Evet, bu rol güçlendirir, özgürleştirir. Ama bu rol aynı zamanda kısıtlar, sınırlandırır. Omuzlayarak yükseldiğiniz değerlere ters düşmeye başladığınızda kaybedersiniz. “Dün dündür bugün bugün” dünyası kökten değişmiştir artık. Toplumun algısı, terazisi, kendisine güveni başka yerdedir. Hayalkırıklığına uğratırsanız o da sizi uğratır.
Hiçbir şeyin kolay kolay üstünün örtülemediği, aydınların sözünün her yerden işitilir olduğu bir ülkeyiz artık. Bu aydınların arasında çok güçlü, muhafazakâr demokrat sesler de var.
Buradan bakınca; Mehmet Ağar davası AKP’nin dönüştürücülüğünün teyidiyse, Deniz Feneri soruşturmasının da bu dönüşümün AKP’yi de aşan niteliğine işaret ettiğini söyleyebiliriz.
Fakat, bu karmaşık dinamiğin kalbinin kolay görülemez bir noktasında asıl başka bir dava yatıyor: Hrant Dink davası...
Dinsel farklılığın ve ırkçı Türkçülüğün “Ermeni” algılarıyla, suça boğulmuş topyekûn devlet yapısının kesiştiği kör bir noktada duran bu dava unutturulabilinir, geçiştirilebilinir zannediliyor. Gerçekten de ne kadar çırpınırsak çırpınalım, demokrat dindarların vicdanlarının sesi, sesimizle ne kadar birleşirse birleşsin, orada ağır bir taş gibi duran dava yerinden kımıldatılamıyor.
Bütün kalbimle bu sessizliğin geçici ve yanıltıcı olduğuna inanıyorum.
Toplumsal dönüşüm, zamanın ruhu ve vicdan üzerine söylenenlerin boş bir retorik olmadığına içtenlikle inandığım için böyle düşünüyorum.
Gerçek suçluları bu toplum biliyor, seziyor... Üzerlerine gidilmediğini fark ediyor...
Ne Türkçü ne de İslamcı ayrımcılığa fazla güvenmeyin derim ben muktedirlere.
Bir “Ermeni’nin” hesabını vermezsek de olur diye düşünmeyin.
“AGOS’un önü” kanadıkça, vicdanlar da kanayacaktır. Vicdan yarası bulaşıcıdır.
Hrant’ın arkadaşlarının çığlığı boşluğa gitmiyor bunu biliyorum...
Gün gelecek, o sesi işiten kulakların çokluğuna şaşıracaksınız...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları






















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.04.2024
14.04.2024
8.04.2024
5.04.2024
25.11.2023
16.11.2023
12.11.2023
9.05.2023
7.05.2023
2.05.2023