Gürbüz ÖZALTINLI
İlk kez Etyen Mahçupyan 2 şubatta köşesinde dile getirdiğinde, Hrant hareketinin gelişim süreci üzerine yeniden düşünme gereği duymuştum. Gerçekten Hrant hareketi, onun cenazesinde görünür olan geniş sosyolojinin vicdan ekseninden uzaklaşarak, yaşarken oturduğu düşünsel zeminin hiç hak etmediği bir kuşatmaya doğru mu evriliyordu? Eğer öyleyse bunda “Hrant’ın arkadaşlarının”sorumluluğu neydi?
Ardından aynı konu Orhan Miroğlu tarafından 17 martta bizim gazetede ele alındı. Miroğlu, son yürüyüşte ahlaksızca taciz edilmiş, bundan haklı olarak çok etkilenmişti. Anlattıkları gerçekten üzücüydü. O da, Hrant’ın hiç hak etmediği çevrelerce araçsallaştırıldığını düşünüyordu. Açıkça söylemiyordu ama, yazısı bu hareketin sorumluluğunu üstlenen çevrelere de kırgınlığını ele veriyordu.
Miroğlu’nu okurken de, Mahçupyan’dan sonra içimde dolaşan “haksızlık” duygusu değişmedi.
Cenazeye de, sonraki yıllarda yapılan anma toplantılarına da katıldım. Dava süreci boyunca “Hrant’ın arkadaşlarının” kamuoyuna dönük çabalarını da dikkatlice izledim. Gözlemlerimde zayıf kalıyor olabilirim. Değerlendirmelerimde doğru ölçütler kuramıyor da olabilirim. Bütün bu paylarla söylemeliyim ki, Hrant hareketini omuzlayan çevre, Hrant’ın politik kimliğine, hareketin çıkış çizgisine sadık kalmak için belirgin bir çaba içinde oldular. Peki, bunu başarabildiler mi? Karşı karşıya olunan bütün risklere rağmen bence evet; bu güne kadar büyük ölçüde başardılar.
Bunları söylerken, ben de Miroğlu’nu taciz eden, sekter, solcu, her fırsatı AKP karşıtı bir dinamiğe çevirmeyi “devrimci siyaset” kabul eden çevrelerin bu harekete gösterdiği ilginin farkındayım. Ayrıca, bu “raydan çıkartma operasyonunun” tek müşterisinin bu küçük gruplardan ibaret olmadığını, daha kalın ve derin bir damarın ağzının suyunun aktığını da görüyorum. Bunlar, Hrant hareketinin başlarda örtük; dava süreci ve sonunda ise açık riskleriydi ve bugün de öyledir. Fakat bu tür manipülasyon yüklenmelerine rağmen, bu hareketin seyri “samimi bir adalet arayışından”saptırılamadı. Eylemin temel doğrultusu “Ergenekon”da somutlanan statü güçlerini perdeleyecek, asıl sorumluluğu hükümete yükleyecek yöne bükülemedi. Hükümetin tüm dava boyunca bilerek seçtiği“kayıtsız” kalma tutumunun bütün zorlaştırıcı etkisine rağmen durum bence budur.
Hrant hareketinin gerek davada sorumluluk üstlenmiş hukukçu sözcüleri, gerekse cinayetin aydınlatılması için sürekli uyarı ve eleştiri yapan aydın destekçileri, cinayetin gerçek amacı ve olası failleri ile felç olmuş hükümet iradesi arasındaki farkı silikleştirmeyen bir üslup kullanmışlardır. Anma toplantılarında da seçilen dil, araçsallaştırmayı reddeden, adaleti merkeze koyan, katillerle hükümetin sorumluluğunu ayıran bir özen taşımıştır.
Bunun sonucu olarak, son anma yürüyüşü de dâhil, Hrant’a ve davaya sahip çıkan büyük gövde, geniş demokrat bir yelpazeden oluşuyor. Ötekiler azınlık ve etkisiz.
O halde neden Mahçupyan farklı düşünüyor. Gerçekten bu gözlemleri paylaşmadığı için mi? Olabilir. Fakat, izlenen pratiğe ilişkin eleştirisinde fazla bir ipucu olmaması dikkat çekiyor. En belirgin olanı, hareketi yönetenlerin “solun sekter dünyasını aşan bir katılım yelpazesinde ısrarcı olmaları” beklentisi. İşte galiba bu eleştirel cümle de, esas üzerine düşünmemizi davet eden daha geniş bir tartışmanın işaretini taşıyor.
Kimler, olması gereken bu geniş yelpazede eksik kalanlar? Mahçupyan’ın yazısında Hrant’ın politik duruşunu tahlil ederken söylediklerinde bu sorunun cevabının fazlasıyla ipucu var. Mahçupyan, Hrant’ı tahlil ederken, haklı olarak onda “kavruk solculuğu” aşmış, muhafazakâr dünyaya dokunabilen bir boyut yakalıyor. Hrant hareketinin bu derinliği yakalayamadığını açıkça söylüyor.
Mahçupyan’ın yazılarında, gelenek ve din karşısında laik-sol pratiğin sekter pozitivist konumu üzerine yaptığı genel tesbitlere itiraz etmek mümkün değil. Ayrıca, toplumun demokratik dönüşümüne yönelik bir siyasi müdahalenin, muhafazakâr dünyanın algısına kapalı bir hat üzerinden gerçekleşmesinin imkânsızlığı üzerine yaptığı bitmez tükenmez uyarılar da son derece önemli. Fakat, Hrant hareketini de kısa yoldan bu hastalıklarla kuşatılmış ilan etmek kanımca haksızlık.
İşin biraz da bam teli şurada: Muhafazakâr dünyanın her hangi bir toplumsal siyasal talebin dışında kalışının sorumluluğunu nerede arayacağız? Başka türlü sorarsak; demokratik bir talep etrafında birleşilebilmesi için, laiklerle muhafazakârlar arasında hep bir sorumluluk hiyerarşisi kurmak zorunda mıyız? Birincisi, bu ahlaki mi? İkincisi, ortak bir güç oluşturma bakımından verimli ve gerçekçi mi?
Doğrusu ben; muhafazakârların mesafeli durduğu her talepte o talebin taşıyıcılarına odaklanan bir uyarı ve eleştiri dilinin yararından da, ahlaki tutarlılığından da kuşku duyuyorum. Laikler ve muhafazakârlar arasında bir konuda mesafe ya da uyumsuzluk olduğunda, neden hep görevimiz muhafazakârları anlamak, laikleri değiştirmek biçiminde dağılsın. İki tarafı da hem anlamak hem de değişmeye davet etmek daha hakkaniyetli ve gerçekçi değil mi? “Nesnel olarak haklı olmak” diye bir konum hiç yok mu? Ya da çok mu önemsiz? Tekrar pahasına kalın kalın çizerek söyleyeyim: Muhafazakâr dünyaya ulaşan bir tutum çok önemlidir ve bu ülkenin laik, sol damarının kumaşı bu açıdan çok arızalıdır. Ama, çoğu kere görülmektedir ki, muhafazakâr gelenek de sarsıcı eleştirilere, dostça sıkıştırmalara fazlasıyla muhtaçtır. Üstelik buna, zannedildiğinden çok daha fazla kulakları açıktır. O dünya da dönüşen, kendi arasında çeşitlenen bir yapıdadır. Son on yıldır büyük bir dönüşümü besleyen bu sosyolojiyi eleştiri dışı tutmak, onlara da güvensizlik anlamına gelir ve haksızlıktır.
Siz, tanıdığımız arkaik sol eylem mantığıyla benzerliği olmayan Hrant hareketinin bu yeni yüzünü yeterli görmeyip, muhafazakâr dünyaya yapmanız gereken çağrıları dönüp dolaşıp bu hareketin taşıyıcılarına yaparsanız, orada da farklı bir kimlik, farklı bir tarih olduğunu unutmuş olursunuz. Giderek, bir kişiliksizleşme daveti gibi algılanır sözünüz.
Muhafazakâr aydınların “Hrant davası” üzerine yayımladıkları deklarasyonun, düşünce sistematiğimize katkısı olacaktır sanırım.
Evet, 19 ocakta beraber yürüyeceğiz.
Yazarlar
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları





















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.04.2024
14.04.2024
8.04.2024
5.04.2024
25.11.2023
16.11.2023
12.11.2023
9.05.2023
7.05.2023
2.05.2023