Hasan CEMAL
“Bugün daktilomun başında, yıllardan beri ilk kez ne yazacağımı düşünerek dakikalarca durdum. Elim bir türlü tuşlara varmadı.
Ne yazayım bugün?
İnsan, içindeki sıkıntılarla boğuştu mu sözcükler bir dönme dolap gibi beyninizde döner durur. Öyle ki sözcükler beyninizden, yüreğinizden ve dilinizden çıkıp daktilo şeridine varamaz, ak kâğıt üzerine siyah harfleri, siyah sözcükleri dizemez, noktaları, virgülleri koyamazsınız...
Çünkü sözcüklerin kendi dünyaları vardır.
Bu dünyalar, güneş çevresinde dönen küreler gibi beynimizde, vicdanımızda, yüreğimizde döner dururlar...
Sözcükler, gün olur, uzanamadığımız yıldızlar kadar uzak, gün olur, hoyratça ezip geçtiğimiz kır çiçekleri gibi bizlere yakın olurlar. Ve biz çoğu kez bu uzaklığı da bu yakınlığı da ölçüp biçemeyiz.
Ve sözcükler yüreklerimizde, vicdanlarımızda, beyinlerimizde ve atardamarlarımızda döner durur... Bugün hiç yazı yazmasam diyorum, gitsem bir dağ başına, gitsem kır çiçekleri toplasam...”
Sevgili Uğur;
Bu duyarlı satırlar benim değil.
Sen yazmışsın, 1982 yılında...
“Hasan Cemal’e sevgilerle” diye imzaladığın, Cumhuriyet’teki yazılarını toplayan Terörsüz Özgürlük isimli kitabında...
Ben de pazar günü makinenin başına oturamadım. Gazeteden sordular, “Sen bir şey yazmayacak mısın?” diye... “Yazsan iyi olur, yanlış anlaşılabilir,” diyenler oldu.
Ama elim varmadı bilgisayarın tuşlarına...
Oysa sen olsan... Beni vurmuş olsa terör... Sen oturup hangi saatte olursa olsun yazını değiştirirdin. En güzel yazıyı yazmak için çaba gösterirdin.
Örneklerini gayet iyi anımsıyorum.
En kızdığın insana da bunu yapardın.
Herkes bilmez, senin duygusal yanın bazen ağır basar, düşüncenin üzerine çıkardı.
Ama ben pazar günü yazamadım senin için...
İyi bilirsin, zaten yavaş yazarım.
Bu yüzden dalga geçerdin benimle.
Başını odamdan içeri uzatıp “İttihatçı deden” diye başlardın muzip muzip, “Senin yazdığın süre içinde devleti ele geçirmişti.”
Gülüşürdük o güzel günlerimizde...
Ama ben bu pazar günü yazamadım Uğur.
Güneşli bir gündü İstanbul’da. İnsana yaşama sevinci aşılayacak kadar güzel bir tatil günü. Tam Boğaz’a balık yemeye çıkıyorduk ki senin ölüm haberin geldi.
Ölümlerin ardından yazı yazmak zaten güçtür benim için. Hele o ölüm seninki gibi bir ölümse... Hatırlarsın, sevgili Doğan Avcıoğlu öldüğü zaman içinizde tek satır yazamayan bir ben kalmıştım.
Senin ölüm haberin bana ulaşınca şoke oldum.
Tam çeyrek yüzyıl öncesine giden bir ilişki... Onca yılın anıları bir dipsiz kuyu gibi çekmeye başladı beni...
Şimdi akşam vakti, Uğur. Televizyonda haberlerini seyrettim az önce. Umduğumdan iyi verdiler.
Bilgisayarın başındayım.
Yine çok yavaş gidiyor yazı...
Karşımda kitapların.
Bir raf dolusu boydan boya.
Sakıncalı Piyade...
En sevdiğim kitabın.
Yazmadan önce Ankara gecelerinde senin ağzından dinlemiştik Sakıncalı Piyade’yi. 12 Mart’lı günlerde gülmekten yerlere yatardık, sen hapishane hikâyelerini anlatırken.
Aziz Nesin’in deyişiyle, bizi “acılı acılı güldürmüştün” o günlerde.
1971’de nasıl 'sakıncalı piyade' çıktığını, kitabının bir yerinde şöyle anlatırsın:
“Piyade Okulu Komutanlığı 6812 yaka numaraları Uğur Mumcu, Leninist, Maocu, Kürtçü fikir ve düşüncelere sahip olmaktan sanık olarak Sıkıyönetim Askeri Mahkemeleri’nce tutuklanmış ve hüküm giymiş... Ve mütebaki muvazzaflık hizmetini er olarak tamamlamasını...”
Bir başka kitabın duruyor rafta:
Terörsüz Özgürlük...
1982’de 12 Eylül anayasasını eleştirirken Cumhuriyet’teki köşende şunları yazmışsın:
“Eğer Batı demokrasileri bizler için ölçü ise çaresi yoktur. Beğensek de beğenmesek de her türlü düşünceye söz ve örgütlenme hakkı vermek zorundayız. Sağcısına da vermek zorundayız, solcusuna da... Yoktur bunun çaresi. Ya da vardır sanılır ama bunun adı demokrasi olmaz. Bir başka rejim olur. Örneğin ‘Filipin demokrasisi’ olur. Ama demokrasi olmaz, Batı demokrasisi olmaz.”
Sevgili Uğur,
Belki bilirsin. Duygularımı ele vermeyi seven bir insan değilimdir. Biraz içime dönüğümdür bu açıdan. Hele yazılarımda hiç hoşlanmam bundan. Ama itiraf edeyim, bu satırları yazarken kendimi tutamadım, ağladım.
Öylesine uzun yıllar ki arkamızda kalan...
İnişli çıkışlı...
Paylaştığımız paylaşamadığımız...
Avcıoğlu ve Devrim’de yaşadıklarımız... Cumhuriyet’in Ankara temsilcisi ve genel yayın müdürü olarak mesleğimin merdivenlerinde tırmanırken bana vermiş olduğun destek...
Acı tatlı günler...
Hele o son kopuş...
Cumhuriyet’teki ayrılığımız...
Yazdın mı o kopuşu, bilemiyorum.
Keşke yazmış olsan!
Çünkü günün birinde ben yazınca, tek taraflı kalmış olmaz; böylece birlikte gerçeğe daha yaklaşmış olurduk. Benim yazdıklarım seninkini, senin yazdıkların benimkini tamamlardı. Üçüncü kişilerin olan biteni sağlıklı, nesnel biçimde değerlendirmeleri için daha net bir görüntü ortaya çıkardı.
Sevgili Uğur,
Yürekli ve dürüst bir insandın.
Kendi doğrularını öylesine savunurdun ki genellikle en ufak bir taviz vermeye yanaşmazdın. Hoşgörüden söz eder ama bükülmezdin. Uzlaşmayı nedense kendi kişiliğinden bir ödün olarak görürdün. Ölçüyü kendin koyar, hep ona yaklaşılmasını beklerdin...
Eleştirdiğin insanlar, görüşüne katılmadığın insanlar, bazen 'düşmanlaşırdı' gözünde...
Bu yüzden seninle çok tartışmıştık.
Kopuşumuz da öyle oldu.
Şimdi içim yanıyor.
Meslek yaşamın boyunca üstüne üstüne gittiğin terör sonunda seni vurdu!
Belinden eksik etmediğin tabancanı gösterip “Taşıyoruz ama ne işe yarayacak ki Hasan?” dediğin günleri anımsıyorum.
Haklıymışsın.
Bir insanı, saygıdeğer bir insanı, değerli bir meslektaşımı yine düşüncesinden dolayı vurdular Türkiye’de...
İsyan ediyorum!
Demokrasi adına terörizme karşı mücadele devam edecek bu topraklarda.
Merak etme!
Senin anına sahip çıkılacak, kuşkun olmasın.
Şuna da inanıyorum sevgili Uğur;
Bu topraklarda demokrasi ve insan hakları galip gelecek sonunda…
* * *
Sevgili Uğur;
Yukarıdaki satırlarım, seni kaybettiğimiz cinayetten iki gün sonra, 26 Ocak 1993 tarihli Sabah'ta çıkmıştı.
Aradan geçen 24 yıl.
Ama ne yazık ki daha hâlâ senin özlemiş olduğun, mücadele ettiğin terörsüz özgürlük günleri gelmedi.
Ne yazayım ki daha başka?..
Yazarlar
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT15 yıldır değişmeyen zihniyet, karartılan meclis 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları









































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.04.2025
3.03.2025
28.02.2025
20.02.2025
13.02.2025
28.11.2024
12.11.2024
24.10.2024
27.08.2024
20.04.2024