İbrahim Karagül
Artık terör örgütleriyle, terör saldırılarıyla, cinayetlerleTürkiye'ye müdahale edemiyorlar. PKK üzerinden, FETÖüzerinden, DHKP-C üzerinden tehdit edemiyorlar. Artık medyaya yerleştirdikleri “adam”larıyla Türkiye'ye yön veremiyorlar.
Artık sermaye baskılarıyla ürkütemiyorlar. Fonladıkları STK'larüzerinden toplumsal projeler uygulayamıyor, siyasi dalgaoluşturamıyorlar. Ellerindeki kartlar zayıfladı, örtülü savaş aparatlarıbirer birer devreden çıktı, çıkarıldı.
Bütün Avrupa Türkiye'yi durdurma telâşına düştü
Şimdi devletten devlete cepheler şekillendirip, Türkiye ile aralarına kalın duvarlar örmeye çalışıyorlar. Eskiden gazete manşetleri üzerinden söylediklerini şimdi kendi Başbakanlarıyla söylüyorlar. İç politikaları, seçim kampanyaları, medya tartışmaları, entelektüel kavgaları Türkiye üzerinden yürüyor.
Bütün askeri/güvenlik stratejilerinin merkezinde Türkiye var, ülkemizin öncülük ettiği yeni siyasi dalganın durdurulması var. “Türkiye'yi durdurmak” en büyük hedefleri haline geldi. Avrupa'nın, Atlantik ekseni ülkelerin, büyüyen, güçlenen Türkiye'yi sınırlamak, dizginlemek, kontrol altına almak gibi meselesi var.
Tarihİ hesaplarımızla döndük, ortalık karıştı
Yüz yıl önce de böyle bir meselesi vardı onların. Osmanlı'yı çözmek, siyasi haritasını dağıtmak, İstanbul'u ele geçirmek, paramparça edilen coğrafyada onlarca uydu devlet kurmak. Bunun için yıllarca uğraştılar. Her türlü hinliği, örtülü operasyonu, fitneyi kullandılar. İslam milletini birbirine düşürmeyi başardılar. Küresel güç haritasının tek Müslüman merkezi gücünü tarih dışına ittiler.
Yüz yıl dolmadan biz yeniden tarih sahnesine döndük. İddialarımızla döndük. Hafızamızla, tarihi derinliğimizle, siyasi hesaplarımızla döndük. Sadece kendimiz için, ülkemiz için, coğrafyamız için, ortak bağımız olan ülke ve toplumlar için döndük. Hesabımız bir tehdit inşa etmek değildi. Özgürlüğümüzle, onurumuzla, ülkelerimiz ve şehirlerimizle barış içinde, refah içinde yaşamak için, o vesayet zincirlerini kırıp gerçekten özgür olmak için sahneye döndük. Söz de, karar da milletin olacaktı, bizim olacaktı.
Kuşatma, saldırı “iç işgal”
Bu niyetimiz ortaya çıkar çıkmaz kuşatmaya alındık. Önce sessiz müdahaleler başladı. Türkiye yükseliyordu, bu yükselişten yararlanmak istediler, “gelin her yerde beraber çalışalım, ortak olalım” dediler. Aslında bu “ortak olma” hali dolaylı müdahaleydi, kontrol altına alma çabasıydı. Baktılar bu olmadı, yetmedi, coğrafyasındaki bütün yıkımlara rağmen Türkiye sağlam adımlar atmaya devam etti. Varacağı yer belli oldu, belirginleşti.
İşte o zaman açık oynamaya, açıktan savaşa başladılar. Vekâletsavaşları devreye sokuldu. Ülke içinden PKK bir “dış müdahale aparatı” olarak yeniden formatlandı. “İçeriden işgal girişimi”başlatıldı. Vesayet yerine, siyasi denetim yerine silahlı işgaldi amaçları, Türkiye'yi parçalamanın ilk adımlarını atıyorlardı. 7 Haziranseçimleri sonrası terörle mücadele dediğimiz şey aslında bu iç işgalgirişiminin savuşturulmasıydı.
Proje ne kadar büyükse o kadar büyük oynarız..
Sınırlarımızın hemen güneyinden yine PKK/HDP üzerinden siyasi tarihimizin en tehlikeli “müdahalesi” yapıldı. İran sınırından Akdeniz'e kadar ülkemizin bütün güney kapılarını kapatmak için bir harita uygulamaya, bir kuşak oluşturmaya başladılar. Çembere alınıyorduk, kuşatılıyorduk.. Bu kuşak başarılı olursa nefes alamaz hale gelecektik, hapsedilecektik, savunma kalkanlarımız yok edilmiş olacaktı.
Proje ne kadar büyükse, Türkiye'nin müdahalesi de o kadar büyük oldu. Birileri hâlâ kavrayamamış olsa da, meseleyi sadece PYD ölçeğinde göstermek istese de bu, çokuluslu müdahalelere verdiğimiz en akıllıca tepki oldu. Çünkü yıllardır hep içeriden yapılan o çokuluslu müdahaleler zincirine ilk kez dış müdahale, açık saldırı halini alıyordu.
Bu işte derin bir siyasi hesap var
Almanya'nın, Hollanda'nın, Avusturya'nın, genel anlamda Avrupa Birliği'nin Türkiye karşıtı bir cepheye dönüşme eğilimi, iç politikalarıyla sınırlı bir tepki değildir. Derin bir siyasi hesap görülmekte, bir proje uygulanmaktadır. Bizler her geçen gün bu projenin yeni safhalarıyla yüzleşmekteyiz. Devamı da gelecektir. Açıklamalar, tepkiler, reaksiyonlar, başka meseleler üzerinden daha da sertleşecektir.
ABD'nin Irak işgalinde zirveye çıkan neocon aşırı sağ dalga çok geçmeden Atlantik'in doğu kıyılarını yoklamaya başlamıştı zaten. Şimdi bakıyoruz, Almanya/Avusturya üzerinden bir faşizm dalgası hortlatılıyor. Türkiye düşmanı, İslam düşmanı, bu iki “düşman” ile açık savaşa hazırlanan bir ırkçı yükseliş bütün Avrupa'ya yayılıyor. Ve doğrudan devletler tarafından, sistem içinden besleniyor, yönetiliyor.
Medeniyet, kimlik eksenli ayrıştırma
Bu bir medeniyet, kimlik ayrışması üzerinden temellendiriliyor. Son on yılda çokkültürlülük gibi, bir arada yaşamak için, Avrupa değerleri gibi, 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana pazarladıkları her şeyi silip attılar. Üstelik bu hiç umurlarında bile olmadı. Türkiye ile ilişkileri hep medeniyet, kimlik eksenli oldu. Bir taraftan entegrasyon pazarlıkları yapılırken aynı ülkeler aynı zamanda Türkiye içindeki terör organizasyonlarını destekliyor, içerideki terör saldırılarını yönetiyordu.
Gezi olaylarını kendi istihbarat teşkilatları bizzat yönetti. İstanbul sokaklarını yakıp yıktılar. Bu ülkeye hiç unutamayacağı utanç manzaraları yaşattılar. Hedef ortadaydı. Erdoğan'ı tasfiye edip, etrafındakileri devre dışı bırakıp, tarihi uyanışı sabote edecekler, Türkiye'yi daha güçlenmeden yolun başında durduracaklardı.
Durduramıyoruz o zaman imha edelim!
17-25 Aralık'ta aynısını yaptılar. Yine aynı tasfiye hedefi, yine aynı amaç vardı ortada. Ama her seferinde kullandıkları örgütler, çevreler, istihbarat aparatları değişiyordu. Biri yıpranıyor, yenisini sahneye sürüyorlardı. Hepsi bugünler için hazırlanmış, yıllarca bu görevler için yetiştirilip beslenmişlerdi.
15 Temmuz, bütün bunların çok daha ötesinde Türkiye'ye açık saldırıydı. İstiklal Savaşı'ndan bu yana ilk kez böyle bir saldırıya maruz kaldık ve saldırı doğrudan müttefiklerimizden geldi. Kan döktüler, Meclis'i bombaladılar, sivil katliamlar yaptılar. Artık Türkiye'yi durdurmak mümkün değildi, öyleyse imha edilecekti, iç savaş çıkarılacaktı.
Zaten harita çalışmaları güneyden başlatılmıştı. Bu saldırıda, bilinen bütün terör örgütlerini, askeri ve sivil unsurları kullandılar. Saldırı çok büyüktü, çokulusluydu, dolayısıyla zafer de yeni bir istiklal zaferiydi.
Tarih yürüyüşü, yükselen ülke
Türkiye bütün bunlara rağmen yoluna devam ediyordu. Erdoğan da yerindeydi, AK Parti de, o büyük tarihi yürüyüşü devam ettiren kadrolar da.. Millet çok daha güçlü bir şekilde bu tarih yürüyüşününarkasındaydı. Yüzlerce yıllık siyasi tarihin 21. yüzyıl hesaplaşması yaşanıyordu ve biz, yüz yıl önce dağılan bir ülke olmaktan yüz yıl sonra yeniden yükselen ülke olabilmiştik.
Şüphesiz Avrupa ülkeleri bugünkü durumu bir AB meselesi, bir referandum meselesi, bir mülteci ya da iç güvenlik meselesi olarak görmüyor. İşte o yüzlerce yıllık hesapla değerlendiriyor, ona göre pozisyon alıyor. Bu yüzden tarihimizin en ağır hesaplaşmasıyla karşı karşıyayız. Mücadele çok büyüktür, sonuçları sadece Türkiye değil bütün coğrafya üzerinde derin izler bırakacaktır.
Uykuları kaçıyor!
Dikkat ederseniz, içerideki etki unsurları yok olmadı ama zayıfladı. Operasyon alanları daraldı. Şimdi kendi ülkelerinden, devlet olarak pozisyon belirliyorlar. Başkentler harekete geçiyor, ardı ardına Türkiye uyarıları yapıyor. Bu arada hâlâ içeride varolan dar çevreleri de bu arada sahneye sürüyorlar.
16 Nisan referandumu Türkiye için en kritik eşiğin aşılmasıdır. Türkiye'nin yeni küresel güç haritasına göre yeniden formatlanması, temellerinin güçlendirilmesi, bir üst lige çıkarılması, küresel ölçekte oyuncuya dönüştürülmesi uykularını kaçırıyor. Çünkü bunun geri dönüşü olmayacağını biliyorlar. Tarihin değişeceğini, oyunun değişeceğini, güç ilişkilerinin yeniden biçimleneceğinibiliyorlar.
Onlar biliyor ama bu ülkenin gafilleri, tarih bilmezleri anlamakta zorluk çekiyor. Referandumu kişiselleştirip büyük Türkiye mücadelesine ağır darbe vuruyor. Dahası, ihanet ölçüsünde ortaklıklara giriyor, Türkiye'yi durdurma mücadelesinden ülkemize savaş açanlarla aynı cephedeyer alıyor.
16 Nisan öncesi yeni müdahale başlattılar..
Gezi, 17 Aralık ve 15 Temmuz'da oluşan dış müdahale cephesinin referandum üzerinden bir kez daha oluşmasının nedeni bu. PKK'dan DHKP-C'ye, Almanya'dan Avusturya'ya, FETÖ'den Atlantik İttifakı içindeki karanlık merkezlere kadar herkes bu cephenin içinde.
Avusturya Başbakanı'nın “AB, Türkiye ile ilişkilerini kessin”demesi, işin nerelere uzandığının göstergesidir. Bu sözler, Almanya'nın kısıtlamaları, içerideki ve dışarıda oluşturulan yeni cephe, 16 Nisan referandumuna karşı da bir çokuluslu müdahalenin varlığının kanıtıdır.
Elbette olmayacak, yine başaramayacaklar, milletimiz bundan da zaferle çıkacak ve çok daha güçlü adımlarla yol yürüyecek. Ama tehlike ortadadır, iyi tahlil edilmelidir, 16 Nisan'dan önce neler yapabilecekleri öngörülebilmelidir.
Hepsini Türkiye korkusu sarmış
“Hayır” cephesinin, bir demokratik tercih olmanın ötesine geçip, daha önceki müdahaleler gibi, yeni bir dış müdahale aracına dönüşmesi gibi bir tehlike söz konusudur. Bu yüzden dışarıdaki cephe kadar içerideki ortaklarına da dikkat edilmelidir. İç hesaplarla dış müdahale aracı haline gelenlerin, bu küresel oyunda Türkiye'yi durdurma aparatına dönüşenlerin oluşturduğu tehdit ortadadır.
Ama yeni bir durum var: Bundan önceki müdahaleler Türkiye'yi yeniden kontrol altına almaya, küçültmeye, sınırlandırmaya, yönetilebilir alana çekmeye dönüktü. Referandum meselesinde gördüğümüz tablo ise farklı. Hepsini bir Türkiye korkusu sarmış. Kontrol altına almak yerine etkisini azaltmaya çalışıyor, savunmaya geçiyorlar. Bu da Türkiye'nin ne kadar güçlendiğinin göstergesidir.
Oysa bizim Viyana'yı yeniden kuşatma gibi bir hesabımız yok!”
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları




























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.09.2021
26.07.2021
28.06.2021
17.06.2021
14.06.2021
10.06.2021
4.06.2021
31.05.2021
20.05.2021
17.05.2021