Kemal BURKAY
Değerli arkadaşlar dostlar,
Son dönemde piyasada yine bazı yanlış ve Kürt halkının haklı davasına hiç de hizmet etmeyen söylemler sık sık arzı endam ediyor. Bazıları, Kürdistan’ı bölüşmüş devletlerin ve bu ülkelerdeki şoven güçlerin Kürt halkına yaptıklarına bakıp, öfkelerini “halkların kardeşliği” gibi hümanist bir söyleme ve sosyalist düşünceye yöneltiyorlar.
İşin garibi bu tür söylemler, yıllarca Kürdistan Sosyalist Partisi’nde yan yana mücadele ettiğimiz bazı yoldaşlarda da görünüyor. Bunda son HAK PAR - PSK ayrışmasının da payı var. Bizim, legalde yeni bir PSK kurma girişiminde bulunan arkadaşlarla elbet yolumuz ayrıldı. Bize göre PSK miadını çoktan doldurmuştu ve legale çıkarken hazır parti, HAK-PAR vardı, ayrı bir parti kurmaya gerek yoktu. Bu arkadaşlar, evet yanlış yaptılar, böylece hareketi böldüler. Üstelik bunu sosyalizmin ya da başka bir şeyin hatırına yapmadılar. Onların böyle bir derdi yok ve bu işi sadece HAK-PAR’ın 7. Kongresi’nde yönetimi alamadıkları için yaptılar. Böylece, “küçük olsun, bizim olsun” anlayışıyla ayrı örgüt kurdular ve PSK’nin adını da buna alet ettiler, mirasına konmak istediler.
Ama onlar böyle yaptılar diye biz, papaza küsüp oruç bozacak değiliz. Biz yine sosyalistiz ve HAK-PAR sosyalistleri de kapsayan, Kürt halkının özgürlük mücadelesini hedefleyen, daha geniş, yurtsever, demokrat bir örgüttür; bir birlik projesidir. Eğer dar düşünseydik, legal planda sosyalist bir partide yolumuza devam ederdik. Kanımca doğru yaptık ve bunu yaparken daha önce savunduğumuz değerlerden, sosyalist düşünceden ve diğer hümanist değerlerden asla vazgeçmedik.
Tüm bu nedenlerle, son dönemde yeniden piyasada arzı endam eden, hatta yaygınlaşan söz konusu anti sosyalist söylemlerle ve halkların kardeşliği gibi bir hümanist kavramla ilgili kendi görüşlerimi tekrar kamuoyuna iletme gereği duydum. Ancak bunun için yeni bir yazı yazmama gerek yoktu. Bir yıl kadar önce yazdığım ve hem Dengê Kurdistan ve HAK-PAR sitelerinde, hem de sosyal medyada yayınlanan aşağıdaki yazımı tekrar okura sunmayı yeterli buldum. Söylemek istediğim, ya da söylenmesi gerekli her şey bu yazıda var.
SOSYALİZM VE HALKLARIN KARDEŞLİĞİ ÜZERİNE
2015-09-08
Zor olan kaos dönemlerinde sağduyuyu yitirmemektir. Çünkü en çok da bu dönemlerde sağduyu (eskilerin tabiri ile “akl-ı selim”) ile hareket etmeye ihtiyacımız vardır.
Şimdi böylesi öfkelerin bilendiği, kinin nefretin yükseldiği zor bir dönemden geçiyoruz.
Bir önceki “Suçluyu Yanlış Yerde Aramak” başlıklı yazımda şöyle demiştim: “Zor dönemlerde, karşılaşılan felaketler karşısında öfkeler kinler bilenir ve sağduyulu, serinkanlı yaklaşımların yerini öfkeden, nefretten kaynaklanan duygusal, kolaycı, çoğu kez de yanlış saptamalar alır. İnsanlar olup bitenler karşısında bir suçlu ararlar ve bu suçluyu, yani nedeni -hem de çareyi- çoğu zaman da yanlış yerde ararlar.”
Söz konusu yazımda, bazılarınca sık sık vurgulanan “Bir devletimiz olsaydı başımıza bütün bu belalar gelmezdi” tarzındaki söylemi tartışmıştım. Özetle şunu demiştim: Tabi ki Kürtlerin de bağımsız ya da federal bir devleti olabilir, olmalı. Onların da kendi kendilerini özgürce yönetmeye hakları var. Ama devlet ulusları ya da halkları tüm belalardan koruyan bir aygıt ya da sihirli değnek değildir. Irak, Suriye, Mısır, Libya, Yemen gibi Arap devletlerini, Afganistan’ı, Pol Pot Kamboçyası’nı, hatta Türkiye’yi örnek vererek, bir devleti olan bu ülkeler halklarının yaşadığı nice felaketi, yıkımı, kıyımı, sürgünü örnek vermiştim. Ve bu felaketler çoğu zaman da söz konusu “devletleri” eliyle başlarına gelmişti.
Yaşadığımız felaketlere ve dertlere konan yanlış teşhis, ister istemez yanlış tedavi önerilerini de gündeme getiriyor ve bu tür yanlış yargılar bir süre sonra ezbere, yani önyargıya dönüşüyor.
Kürt hareketinin geçmişinde çokça yaşadığı zor zamanlarda bu tür yanlış söylemler orda burada uç verdi ve bazı çevrelerde ezberlere dönüştü. Bu tür ezberler ve önyargılar ise insanların gerçeği kavramasını zorlaştırır ve onları yanlışa yöneltir.
Uzun siyasal yaşamımda, 40-50 yıl öncesinden başlayarak aynı zamanda bu tür yanlışlar, ezberler, önyargılarla mücadele ettim. Şimdi, bunca yıl sonra, artık saçlarım ak kesmişken bir kez daha bu konular üzerinde yazmak, doğrusu bana sıkıntı veriyor. Ama dönem dönem bir moda, bir salgın gibi yayılan bu yanlışlara seyirci kalmayı, susmayı da kabullenemiyorum.
Bunlardan biri de sosyalizm üzerine bazı çevrelerde var olan önyargıdır.
Daha 1960’lı 70’li yıllarda Kürt ulusal hareketinin bir bölümü sola yönelince, o zamanlar Kürt hareketinde kendisini “milliyetçi” diye niteleyen bir kesim buna karşı çıkmış, bunu Kürt ulusal hareketinin bölünmesi gibi görmüştü.
Kürtler de sınıflardan oluşan, ağası-topraksız köylüsü, patronu-işçisi, diğer bir deyişle sömüreni-sömürüleni olan bir halktır. Bu nedenle bir bölümünün, emekçi kesiminin ve onlardan yana aydınların sola yönelmesinde, bir bölümünün ise sol karşıtı bir tutum takınmasında şaşacak bir şey yoktur.
Öte yandan, Kürtlerin bir bölümünün sosyalizmi istemesi, onların ulusal amaçlardan koptuğu, ulusal birliği bozduğu, böylece ulusal mücadeleye zarar verdiği anlamına gelmez. Aksine, onların daha özgürlükçü olduğunu, hem ulusal baskının, hem sınıfsal sömürünün sona ermesini istediklerini gösterir. Rusya’da, 1917 Ekim Devrimi’nin ardından ulusal sorun komünistlerin öncülüğünde çözüldü, 16 federe cumhuriyetten ve yüze yakın otonom bölgeden oluşan Sovyetler Birliği oluştu. Çin, Vietnam, Küba halklarının kurtuluş mücadelelerinin başını da sosyalistler çektiler, bu mücadelelere çoğu durumda komünist partileri öncülük ettiler. Nitekim Kürt sosyalistleri de tüm parçalarda özgürlük mücadelesinin içinde veya önünde oldular.
Ama sol karşıtı Kürt milliyetçi kesiminde bu anlayış tümden son bulmadı. Hatta bir ara moda gereği onların tümü sola savrulup bu alanda bizi de sollamış olsalar bile. Sosyalist sistem çöktükten ve Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ise apar topar sol düşünceden yüz geri ettiler; bununla da kalmadılar, eski anlayışla Kürt sol hareketini suçlar oldular. Sola bulaşmakla Kürt hareketi Kürtleri kandırmış, yanlışa sürüklemiş gibi…
Ne var ki dostlar, biz bunu yapmakla yanlış yaptığımız kanısında değiliz. Tersine çağımıza göre en iyisini, en doğrusunu yaptık. Sosyalizme inandık –bugün de inanıyoruz- sosyalist görüşleri yaydık, Kürdistan’ın Kuzey parçasında ilk sosyalist örgütlenmeyi gerçekleştirdik. Bundan onur duyuyoruz. Biz elbet Kürt halkının özgür olmasını istiyoruz ve bunun ideolojik ve örgütsel öncülüğünü de yaptık. O dönemi yaşayan ve vicdan sahibi her insan bunu bilir. Ayrıca şunu da ekleyelim, Kürt ulusal hareketlerini yanlışa, maceralara itmedik.
Sosyalist devrimler çağı olan 20. Yüzyılın sonunda sosyalizm bakımından işler kötü gitse de, sosyalist sistem çökse de bu sosyalizmin kötü olduğunu göstermez. Sadece insanlığın bu eşitçi, sömürüsüz sistemi kurup yaşatacak kadar olgunlaşmadığını gösterir. Sosyalizme varamayan bir insanlık gerçek özgürlüğe ve eşitliğe de ulaşamaz. Fidel Castro, “Ya barbarlık, ya sosyalizm!” derken son derece haklıydı.
Sosyalist düşüncenin diğer bir önemli değeri ise enternasyonalizmdir. Diğer halkları kardeş sayma, uluslar arası sorunlarda emekçilerin, ezilen halkların yanında yer alma, gücü yettiğince onlara destek verme…
Uluslar arası ölçekte sosyalizme ve enternasyonalizme karşı olan en güçlü akım ise nasyonalizmdir. “Nasyonalizm” kavramının Türkçe karşılığı “milliyetçilik” ya da “ulusalcılık”tır.
Başka halkları baskı altında tutmanın bir aracı olarak milliyetçi ideoloji, bencil ve saldırgandır, kolaylıkla ırkçılığa varır. 1930’ların Alman ırkçılığı, Nazizm bunun en tipik örneğidir. Bu tür milliyetçilik Alman halkına da dünyaya da felaket getirdi.
Buna karşılık, ezilen, baskı altındaki bir halkın milli hareketi, milli duyguları, baskıya karşı oldukça, özgürlük istedikçe anlaşılır bir şeydir, haklı ve meşrudur. Ama bu durumda bile, milli ya da ulusal hareket özgürlükçü sınırlar içinde kaldığı sürece meşrudur. Çünkü milliyetçilik kolaylıkla başka halklara karşı kine, nefrete dönüşebilir, ırkçılığa yönelebilir. Bu ise hoş görülecek bir şey değil. Ezilen halkın yurtseverleri, devrimcileri buna dikkat etmeli.
Son dönemde “halkların kardeşliği” söylemine karşı Kürt kesiminde yoğunlaşan tepkiler hiç de anlayışla karşılanacak türden değil. Bu eğilim yanlıştır ve Kürt halkının haklı mücadelesine sadece zarar verir.
Tabi ki tüm halklar kardeştir. Buradaki kardeşlik tanımı mecazidir, aynı kandan gelme anlamına gelmez. Ama halkların birbirlerine düşman olmaları, birbirlerinden nefret etmeleri için bir neden olmadığı, özgür ve barışçı bir ortamda bir arada kardeşçe yaşayabilecekleri ve bu bakımdan çıkarlarının ortak olduğu anlamındadır. Halklara baskı yapanları, onları sömürenleri, zalim otokratları, hükümet ve devletleri, sömürgeci ve emperyalist güçleri halklarla eş tutmamak gerekir. Onlar kendi halklarına da zulmederler ve ediyorlar.
Kürt halkının özgürlük mücadelesi bakımından da şaşılmaması gereken ilkesel tutum budur. Ülkemizi bölüşmüş ve halkımıza zulmeden devletlerden baskı gördükçe Türk, Arap ve Fars halkını düşman gibi görmek, göstermek yanlışına düşmeyelim.
İzlenen baskı ve sömürü politikaları ülkeyi yöneten egemen sınıflarındır. Onlar “kendi” halklarının (Türk, Arap ya da Fars) bir bölümünü de koşullandırıp kendi baskı ve zulüm politikalarına angaje edebilirler ve etmekteler. Örneğin Türkiye’de devlet tarafından beslenen, yönlendirilen ırkçı örgütler her zaman vardı, şimdi de var. Bunlar Kürt halkının haklı özgürlük mücadelesine karşı düşmanca davranan ve baskı çarkının yanında yer alan kesimlerdir. Geçmişte pek çok ırkçı saldırı da kullanıldılar ve şu anda da kullanılıyorlar. Ama buna karşı yapacağımız şey egemenlerin yaptığının aynısı olamaz. Bunun karşılığı Türk halkını düşman gibi görmek, “halkların kardeşliği” gibi hümanist bir söyleme karşı çıkmak değildir. Karşı tarafın oyununu bozmanın yolu bunun tam tersini yapmaktır ve Türk halkının sağduyusuna, insani yanına seslenmektir. Egemen sınıfların, sömürgeci kesimin oyununu bozacak olan budur.
Onlar kendi bencil çıkarları için halkları karşı karşıya getirip savaştırıyor ve her iki taraf da bundan büyük zarar görüyor, acı çekiyor. Kürt halkının özgür olmasında, kendi temel haklarına kavuşmasında Türk halkının hiçbir kaybı olmaz, aksine çok kazanımı olur. Böylece on yıllardır yaşadığımız gerginlik ve çatışma ortamı sona erer. Barışı, özgürlüğü böyle kazanabiliriz; demokratik ve gelişkin çağdaş bir toplumu böylece, el ele vererek inşa edebiliriz.
Bu nedenle sevgili dostlarım, arkadaşlarım, egemen sınıfların ve onların Kürt toplumu içindeki piyonlarının yaptıklarına bakıp “halkların kardeşliği” gibi ilkesel, güzel bir söyleme karşı çıkmayalım. Biz Türk halkını kardeş gibi gördük, onun için başımıza bu iş geldi, demeyelim. Suçluyu yanlış yerde aramayalım.
Öte yandan, Türk halkını kardeş gibi görmek başka şeydir, bunu Kürt varlığını –ülkesi ve ulusuyla-reddetmenin, “Türkleşme”nin veya “Türkiyelileşme”nin aracı yapmak başka şeydir.
Evet, Türk egemen sınıfları, “biz kardeşiz” derken, bunu hep Kürt kimliğini yok saymak için yaparlardı, “siz Türksünüz” derlerdi. Bunun gerçekle bir ilgisi yoktu; bu, Kürtlere hak tanımamanın bir gerekçesiydi ve Kürtleri budala yerine koymaktı. Bugün de onların ağzındaki “kardeşlik” lafı böylesine boş ve aldatıcı bir laftır. Tabi ki bizim kastettiğimiz böylesine zırva bir kardeşlik değildir. Kardeş olmak, en meşru, en insani haklarımızdan feragat etmek değildir. Bugün Kürt kesiminde de, hem de “Kürt Siyasi Hareketi” diye nitelenen birileri, bu oyunu hayata geçirmenin aracı olmuştur. Üstelik bir yandan bunu yaparken, öte yandan karşılıklı olarak ortalığı kana ve ateş boğmaktadırlar. Tavır alacaksak bu oyuna ve bu oyunun senarist, aktör ve figüranlarına karşı tavır alalım.
Evet, halklar kardeştir ve onlar aynı zamanda devredilemeyecek, vazgeçilemeyecek eşit haklara sahipler. Kendi kendini yönetme, bağımsız ya da federal biçimde kendi devletini kurma hakkı da bunlar arasındadır. Bu gerçekleştiği zaman federal bir statüde, bir arada barış içinde yaşayabilirler.
Bizim istediğimiz de tam budur.
8 Eylül 2015
Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.02.2022
28.08.2021
16.05.2020
12.05.2020
8.05.2020
4.05.2020
29.01.2020
18.10.2019
10.10.2019
24.03.2020