Leyla İPEKCİ
Zannedilir ki bu ülkede bir dindar hayat tarzı vardır. Bir de laik hayat tarzı. Bu ayrıştırmayı sabit veri kabul ettiğimiz andan itibaren gündelik hayatın dip akıntılarına izini düşüren her çoğul ve iç içe olguyu bu iki ana tanıma rehin bırakmış oluyoruz. Hayatın bütün çeşidini ve çoğulluğunu bu ayrıma sığdırmak imkansız, unutuyoruz.
Sözgelimi Kemalist zihinaltının bir İslamcı'nın dünyasında farkında olmadan kapladığı geniş alanı göz ardı ederiz bu şekilde. Ya da mesela bütün muhafazakarların ille laiklik karşıtı bir yaşam istediğini varsayabiliriz. Eğer Müslüman olarak kendimizi tanımlıyorsak, bu sefer de laik hayat tarzından gelenlerin buradaki geniş kesimlerin hayatına yabancı olduğunu, köklerinin dışarıda ve Batı özentisi olduğunu söyleyebiliriz. Bu tespitlerde doğruluk payı olsa da, 'ana akım sıfatlar'ın görkemine kapılmak hayatın ana damarlarından koparıyor bizi büyük ölçüde.
Bir güncel örnek daha. Gezi'ye gitmeyen ve işgal ederek direnmenin diline mesafeli kalan Müslümanlar laik kesimin sosyologları tarafından birörnek bir tanımlamayla güce biat edenler ve vicdanını susturanlar olarak itham edilmişti. İşgal, direniş gibi kavramların müminin nezdindeki karşılığının çok farklı olması ise bir ölçüt olarak dahi kaale alınmadı.
Önceki iki yazımda böyle birbirini dışlayan iki ana yaklaşım üzerinden toplumsal hayatımızı anlamanın imkansızlığını bizzat Avrupa'ya bakışımızla ilgili kendi tecrübelerim üzerinden açmaya çalıştım. Ve şunu söyledim: Bizde 'yabancı' olmamakla itham edilen, ama aslında farklı niteliklere sahip de olsa dibine dek yerli ve burada üretilmiş farklı kültür ve hayat tarzları vardır. Her daim olmuştur. Bizim varoluş mayamızda farklı yerliliklerin olması, aramızdaki kimseyi 'yabancı' yapmaya yetmiyor.
Evet, şimdi ve burada: Her şey var. Doğulusu, batılısı, Kemalisti, ulusalcısı, milliyetçisi, dindarı, seküleri, muhafazakarı, Gezi'yi destekleyeni, desteklemeyeni... Ve bu birbirinin zıddı gibi duran tanımların hiçbiri birbirinden ayrı değil. Ne siyasette, ne hayatta. Aynı kesimde, aynı mahallede, aynı ailede ve hatta aynı kişide aynı anda birden fazla özellikleriyle mevcut olabiliyor.
Kaldığım yerden sorularla devam edeyim. Nesillerdir bu farklı değerler ve hayat tarzlarıyla bir arada şimdi ve burada yaşamakta oluşumuzun 'ruhuna' yaklaşmaya çalışırsak ne bulacağız? Sosyolojinin sınırlarını genişletmeye katkı sunabilir miyiz bu bulacaklarımızla? Peki 'biz' deyince bu tanıma girmeyen herkes 'yabancı' olmaya mahkum mudur her seferinde?
Sosyoloji bugüne dek, en somut 'biz'i melezleşme ile elde etmeye çalıştı. Baskın olan, melezleşiyoruz coşkusuyla diğerlerinin kendi olma alanını daralttı oysa. Baskın olanın diğerini kendine benzetmesi bir tahakkümdü ve adaletsiz bir buluşmaya yol açması muhtemeldi. Melezleşmek bizimki gibi çoğulcu ruh taşıyan toplumlarda kaçınılmazdır ama bundan murat tahakküm değildir. Parklar, sokaklar, meydanlar gibi eylemlerin 'podyum'laştığı kamusal alanlardan ziyade, hayatın görünmez zerrelerinde iç içe geçişler her an devam ediyor. Bunun bir melezleşme önşartına bağlanması da şart değil kuşkusuz.
Şuna varıyoruz: Karşındakine az ya da çok benzemeden, ondan pek fazla etkilenmeden ve hatta ona karşı soğuk, mesafeli, zıt kalarak da onunla iç içe geçmek, bir arada yaşamak mümkün. İlle aynı değerleri paylaşmadan da mümkün bu hatta. Bu çünkü her an gerçekleşiyor zaten gündelik hayatta. Kavramsallaştırmaya çalıştıkça belki de uzaklaşıyoruz onun ruhundan.
Misal; çatışmaya müsait zıt değer yargılarına rağmen gönül kırmama çabalarımız ağır bastığında, yüz yüze bakabilme gibi kaygılar ön plana çıktığında... Birbirini alttan alan, itirazlarını saldırganlaşmadan yapmayı başaran ve ahengi bozmamaya çalışan tutumlar ağır bastığında... Biliriz ki tam da somut yaşam belirliyor demektir kavramsallaşması şart olmayan olgularımızı.
Bugünün dilinde sosyoloji, birtakım 'kamusal' imgeler, 'vücut dili' veya 'manzaralar' üzerinden tasvirci kıyaslama yöntemine sıkışmak yerine, toplumsal hayatta her an yenilenen yatay/ görünmez ama ruhuna dokunulabilir değişimlere de odaklanabilmeli. Toplumsal hayatımızı belirleyen normların 'iyi' ve 'doğru' ile olan ilişkisini kurmak için insanın 'kendi kendisi üzerinden genişlettiği' varoluş algısına, iç dünyasındaki maneviyat alanlarına, onun şimdi ve burada 'güzel ahlak' ile olan güçlü / zayıf bağlarına da dokunabilmeli sosyoloji.
Bütüne bütünden baktığımızda parçalarda bütünü bulabiliriz şüphesiz. Her dışlama veya tahakküm hamlemizde yine bu 'biz'in hammaddesine rastlıyoruz çünkü. Toplumda yatay olduğu kadar dikey bir boyutta da devam eden kaçınılmaz bağı görmeye başlıyoruz. Çünkü birbirine en mesafeli kalanların dahi bir 'biz' ruhu var. İnşallah sonraki yazılarımda tevhidin diliyle bu 'biz'in imkanları üzerine düşünmeye çalışacağım.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları






























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
15.09.2018
4.02.2018
1.02.2018
28.08.2018
25.08.2018
21.08.2018
7.02.2018
4.02.2018
31.07.2018
28.07.2018