Leyla İPEKCİ
Mucizenin ilahi niteliğini ihmal eden bir sanatçı, Hızır'ın (as) içtiği 'ab-ı hayat'ın bir kimyevi veya simyevi karışım olduğundan yola çıkmak zorunda kalıyor. Böyle diyordum bir önceki yazımın son paragrafında. Evet, hayat suyunu kendi imal ediyor modern insan. Kainattaki ilk suyu da kendi yapmışçasına.
(Önce bir koordinasyon belirteyim: Sanatta 'güzel'in ölçüleri üzerine düşünmeye devam ettiğim bu on ikinci yazımda, kötülük temasından sonra, şüphe kavramının açılımlarında ilerliyorum.) Çoktan özneleşmiş modern insanın bir ürünü de roman kahramanı. Bu kahramanı 'yaratan' veya 'yaşatan' insan, yukarıda dediğim gibi ab-ı hayat sırrının sahibi ve imalatçısı olarak görüyor kendini sanatta da hayatta da. Melek imgesini kanatlı bir kadına indirgeyebiliyor. Tanrı imgesini de 'sakallı bir adam' olarak mesela bir kubbede canlandırabiliyor. Tüm bunları kendini kendi içinden çıkarmışçasına, ilk örneğiyle yaratmış gibi.
Gerek Doğu'daki gerek Batı'daki sayısız mabedde gezindim. Bazen Niğde'deki Eski Gümüş manastırında karşılaştığım 'tebessüm eden Meryem' tasviriyle oldu ikona ve fresklerle karşılaşmam. Bazen de Batı'nın metropollerindeki kiliselerde oldu. Sistina şapelinin kubbesindeki Michelangelo'nun dört yılda merdiven üzerinde tamamladığı fresklerde, Tanrı'nın Âdem'i yaratmak için bulutlardan eğilerek elbiseleri dalgalanan bir melek korosu ile birlikte tavandan bana doğru yaklaştığını gördüğümde çok etkilenmiştim.
Fakat başka türlü hayal etmekteydim sanki ben. Tahayyülümü sınırlamak gayb algımı kısıtlamıştı. Kendimdeki sır dökülür gibi olmuştu diyebilirim. İnsan, evet, Allah'ın 'en güzel sureti'nde yaratılmıştır ama tecellisi olmakla Zat'ı olmak aynı şey değildir. İnsanın beden ve görüntüye indirgenerek sembolleştirilmesi, Tanrısının da insanlaşmasına yol açtı. Bu ise insanı kendinin metaforu haline getirdi.
İsa'nın (as) Tanrılaştırılmasıyla iyice yaygınlaştı bu dönüşüm. Vücut, Varlık'tan bu şekilde koparıldıkça, ten ruhu ele geçirdi. 'Yeniden doğuş' olarak yeni bir 'uygarlık dönemini başlatmak üzere kutsanan tam da budur artık: 'İnsan Tanrı' motifinin 'Tanrılaşmış insan'ı işaret eden evrensellik iddiasıdır.
Beşeri niteliklerle sınırlı olmamasına rağmen, Hz. İsa'nın 'Tanrılaştırılması' maalesef örnek alınacak, izlenecek, benzeyecek bir beşerin kalmamasına yol açmıştır insanlar arasında. Bir 'fos hümanizm'e sığdırmıştır rahmeti. Suret-i Rahman'ın insandaki tecellilerini görecek 'kalp gözü' örtülmüştür. Bu yüzden evet, 'İnsan-Tanrı' motifini ancak 'görüntüye' nakşederek kutsamak düştü modern insana. Bu motif zihinaltımızı da biçimlendirdi. Bir insanın diğer insana kulluğunu meşru addetti görsellik üzerinden. Kendini yeniden doğurma sancısıyla, mabed duvarlarında biçimlendirilmiş Tanrı'sını tasvire indirgedi, artık kendini Tanrılaştırmış insan. Böyle yaparak kalbindeki Rabbini yitirdi. Rabbini yitirdikçe 'şeytan'ını ve 'günah' şuurunu da kaybetti. Kötü ile iyi arasında bir derece farkı olduğuna ikna etti kendini. Hatta daha ileri giderek ekmeği olmayanlardan ahlak beklenilmesi gerekmeyeceğine dek vardırdı. (İlerlemeci zihnin hammaddesi.) Fakir ise onu fakir kılan bazı kusurları vardır dedi. İlkellik gibi! Fakir ve geri bir topluluk ne olsa kötülük ve barbarlık yapabilir dedi. Tabii ilkel ve barbarların da zaten katledilmesi olağandır yaklaşımıyla sömürgeciliğe ve işgale 'hümanist' gerekçeler devşirdi durdu.
Modern insan asli tabiatından gelen ölçülerin mahiyetine kör kaldıkça kendisinden sonsuzluğa doğru açılan asli ekseni kırdı, paramparça etti. Her şeyi kuşatan 'rahmet'in dışına attığını sandı kendini. Ve ne oldu? Doğal olarak şüpheye düştü!
ŞÜPHENİN SAKLI YÜKÜ
Yıllarım şüphenin gizli saklı binbir versiyonunu anlamlandıramadan ağır yüklerini taşımakla geçti. Artık biliyorum ki, böyle bir şüphenin yol açtığı en büyük tehlike kibir. Öyle bir kibir ki, kendini çok içerilerde suçluluk duygusuyla kılıflar. Sonra da tevazu süsleriyle örer kalesini. İnsanı kendi yokluğuna çerçeveleyen bu suçluluk duygusu aslında -artık anlamlandırdığım tabirle söyleyebilirim- 'tersinden kibirdir.'
Hiçliğini kutsayan, kendini yeis içinde ve mutlak günahkar olarak bırakan, yokluğun anlam katmanlarına yabancı bir nihilistin kibri. Bağışlanmayı, rahmeti hakir gören bir kibir. Şüpheciliğin en sağlam kalesi olarak!
Fakat burada bitmiyor. Çünkü kibirle birlikte, şüphecilik kalesini ta içeriden yıkan bir 'zaafiyet' daha var. Modern insandaki suçluluk duygusu. Tanrı şuurunu 'insan yaratıcılığına' hapseden bakış, evet şüpheciliğin kibre dönüşmesine yol açtı. Ama suçluluk duygusu da bunu içeriden kazır, durmaksızın kanırtır. Modern insanı en çok kendine dair duyduğu yanılgılarında boğar.
Suçluluk duygusunun romancılar için ne eşsiz bir malzeme olduğunu biliriz de, iç dünyada nasıl bir nefsani tortu taşkınlığına yol açtığını çok dillendirmeyiz. Dillendirmeyiz çünkü bunun farkına varmayız çoğunlukla. İlk romanımdan örnek vereyim. Zor şartlarda ve ağır zulüm içinde geçen çocukluğu boyunca başına gelen felaketlerin tek suçlusu olarak kendini gören bir çocuk kahramandır Maya.
Henüz suç işlemeden cezalara çarptırılan böyle bir çocuğun önünde iki yol vardır kabaca. Ya der ki, madem bu kadar haksız cezalara yazgılıyım, bari suç işleyeyim de bunları hak edeyim. Ya da der ki, madem suç işlemeden cezaya mahkum ediliyorum, demek ki ben aslında gerçekten suçluyum. O zaman bu cezayı hakkıyla çekmeliyim.
Her iki durumda sığındığı tek limandır suçluluk duygusu. Kötülüğe ve onu sıradanlaştırmaya eğilimlidir böylece. Başka bir deyişle kendine ceza vermektedir. Yani nefsine zulmetmektedir. Ve yine her koşulda suçluluk duygusunun Yaratan'dan bağımsız olduğunu düşünmektedir. Çünkü kendine mal etmektedir onu.
İnsanın bu iki şekilde de kendini cezalandırması işte yukarıda belirttiğim gibi tersinden kibri besliyor en çok. Vicdanın gereksindiği cezadan fazlasını da verebiliyor çünkü kendine. Yahut da Allah'ın (cc) 'kahhar' isminin tecellilerine kör kalıyor, kendi tekeline alıyor tüm hüküm ve ceza yetkisini. Böylesine mazlum görünüşlü bir tersinden kibir, bence şüphenin en tehlikeli türevlerinden biri.
Yeise düşmek, rahmeti inkar etmek, insandaki hiçlik algısını başıboş bırakır. Suçluluk duygunun dahi Yaratan'dan bağımsız olmadığını unutturur ona. Hiçliğin de katmanları var oysa. Yokluğumuz da, yokluğumuzun kokusu da O'ndan geliyor. Unutturur. Peki ne olur? Nefsini kınayamazsın. Oysa çok kabaca insanı hiçlik kibrinden koruyacak ilk adımlardan biridir nefsini kınayabilmek. Bizi yeniden günahla yüzleştirir.
Şapelin kubbesindeki 'insan şeklindeki Tanrı' motifinden 'en güzel suret olan insan'a dönebiliriz artık. Tasvirden tahayyüle, kibirden tevazuya dönebiliriz 'güzel'in evrensel yüzünde. Şüphe bahsine ilk girdiğimde söz ettiğim 'sadakat tevazu ve bağlılığa' vararak 'yeniden doğuş'un müjdesini verebiliriz. Sanatta da, hayatta da...
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Kılıcın mızrağın okun acısında Müslüman’ın hüznü
15.09.2018 - Dolar kuruyla oynamaktan daha etkilisi: İnsanın vehimleriyle oynamak
4.02.2018 - Kültür Bakanı’na ve kültüre bakanlara sesleniş (2)
1.02.2018 - Kültür Bakanı’na ve kültüre bakanlara sesleniş (1)
28.08.2018 - Küresel kasabada vahdet denizi!
25.08.2018 - Candaki kurban sırrımız
21.08.2018 - Gezi’den mesire yerine; parkların bi/çim analojisi!
7.02.2018 - Savaşımızın binbir yüzü!
4.02.2018 - Toplumsal gerçekler bazen araştırılmaz, içinde yaşanır!
31.07.2018 - ABD’nin çöküşü işgallerinin mânâsında gizli!
28.07.2018
Yazarlar
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları










































































Hrac Madooglu
Adil yargilama konusuna girmeden once, iktidarin yargi sistemini kendi cikari icin kullanmasi sorunu var. Bunun en carpici ornegi, yolsuzluk ve rusvet camuruna batmis bakanlarin yargilanmasinin engellenmesi mesela. Suclu olduklari dupeduz ortada iken mahkemeye bile cikmadan dosyalar kapatildi. Yani hukuk sifirlandi. Bu ulkede hukuk zaten gecmiste de yoktu ama hicbir donemde bu kadar gostere gostere yapilmadi bu densizlik. AK Parti iktidarda kaldigi surece de bu ulkede hukuk devleti diye bir sey olmaz cunku oldugu anda ilk hapse girecekler bugun iktidarda olanlar. Boyle bir ortamda da adil yargilamayi tartismak vakit kaybi.