Mehmet ALTAN
Ahmet Rıza Bey Silivri’de (2)
9.02.2018
1796
“Nasıl oldu da Hünkâr ondan eskisi gibi hoşlanmaz oldu; bunun açıklaması pek kolaydır… Bu adamın bir kusuru vardı: Doğruluk”
Sultan II. Abdülhamid Kanun-u Esasi’nin uygulanmasını kabul eder; her yerde sevinç gösterileri yapılır, sürgünde bulunanlar saltanat başkentine döner. Yıl 1908, 2. Meşrutiyet dönemidir.
Rıza Bey’in ittihatçı arkadaşları Abdülhamid’e güvenmedikleri için, tüm olasılıklara karşı, Ahmet Rıza’nın yurt dışında kalmasına karar verirler.
51 yaşındaki Ahmet Rıza kısa bir süre sonra kendisinin tedbir olarak Paris’te bırakılmasından şikâyetçi olur:
“Paris’te kalmakla yanlış yaptığımı sonraları anladım. Meğer kimilerinin amacı, benim dışarıda kalmamdan yararlanarak yurt içinde fırıldaklar çevirmek imiş; üç beş kişi, kendi baskıcı ellerine almışlar; hükümet işlerine karışıyorlar.
İki ay sonra yurda döner.
***
İki ay sonra yurda döner ama ne eleştirileri ne de çığlıkları diner.
Ülke kötü yönetilmektedir ve eğik bir düzlemde günden güne aşağı doğru yuvarlanmaktadır.
Yönetemedikçe de baskı ve zorbalık artmaktadır.
Osmanlı’nın İttihat ve Terakki iktidarında yok olmaya doğru gidişinin son duraklarından biri Balkan Savaşları’dır.
Ahmed Rıza çaresizce sağı solu mektuplarla uyarmaya devam eder :
“Acaba Hükümetimiz, hatalarını ve bu hatalar, inatçı ve başına buyruk kararlar yüzünden Devlet-i Osmaniye’nin birçok tehlikeye uğradığını; ulusun yaslar, yoksunluklar içinde, baskı ve zorlamayla darmadağın olduğunu görüyor mu? Görüyor ve anlıyorsa, bu karanlık yolda ne için devam edip gidiyor?”
***
Bu eleştiriler, Ahmed Rıza’nın önce uyarılmasına, sonra tehdit edilmesine, en sonunda da tutuklanmasına neden olur.
Bu süreci özetlemeden önce, Ahmed Rıza’nın anılarında kadınlarla ilgili, örneği fazlaca olmayan çok olumlu bir görüşünü ve bu doğrultudaki faaliyetlerini anımsamanın bir vefa borcu olduğunu düşünüyorum.
Ahmet Rıza yaşamı boyunca kadınların sürekli öne çıkması için uğraşmış, bizlere ciddi ve istikrarlı bir çaba sonucu Adile Sultan Sarayı bünyesindeki Kandilli Kız Lisesi’ni armağan etmiştir.
Kadınlarla ilgili olarak anılarında şunları yazar :
“Ülkenin en büyük gereksinimi, aile örgütü, aile düzenidir. Bu da kadınların öğretimi ve eğitimiyle olacaktır. Ben bu gerçeğe, daha Paris’te Milli Kütüphane’de çalışırken varmıştım. 31 Mart olayı bu konudaki girişimlerime ilk darbeyi vurdu. Softaların saldırısını pek doğal buldum. Kadını tutsak gibi kullanmak isteyenler, kızların öğretim ve eğitimine, özgürlüğüne razı olmazlar; girişimlerin lehinde söz söyleyen, makale yazan pek azdı. Kadınlar içinde bile lehte yazanlar bulunmadı.”
***
Ahmed Rıza anılarında padişah değişimlerini, ülkenin hâlini, kötü yönetim nedeniyle peşpeşe gelen felaketleri ayrıntılarıyla ve eleştirisel bir dille anlatır.
Ancak eleştiri bu topraktaki yönetimlerin bir türlü hazmedemediği, faydalanmayı öğrenmek istemediği bir konudur. Her şeyi eleştir ama kötü yönetim tarzını eleştirme; yönetenler hep ama hep “mağdur” konumunda olsun; ne ki Ahmed Rıza Bey bunu hem beceremez hem de böyle ahlaksız ve sahte bir oyuna yanaşmaz.
***
Bir gün Balık Pazarı’ndaki bir bakkal dükkânına girerken sağında ve solunda birer kişi belirir, onu göz altına alırlar.
Karakola, Ayasofya Adliyesi’ne, Harbiye Nezareti’ne götürürler. Saatler sonra Harbiye Nâzırı çıkagelir, özür diler, serbest olduğunu söyler.
Sonrasını Ahmed Rıza Bey şöyle anlatır:
“Ertesi günü haber aldım ki Sadrazam Ferid Paşa’yla Şeyhülislam Sabri Efendi’nin emirleri üzerine tutuklanmışım. Nâzırlardan hiçbirinin haberi yokmuş, tutuklanmam Babı-Âli’ye (Hükümet) kötü etki yapmış. Ferid Paşa korkmuş, emrini geri almış dediler. Gazetelere bir şey yazdırılmadı.”
***
“Ulusun en büyük birer makamında yıllarca görev yapmış” bir adamın böyle “câni” gibi sokak ortasında tutuklanması “pek gücüne” gider. İstanbul’da duramaz olur. Birkaç gün sonra Roma yoluyla Paris’e gider.
Halbuki Ahmed Rıza Bey’in yaşadıkları buralarda tüm muhaliflerin başına gelen sıradan bir senaryodur.
***
Ahmed Rıza Bey’i iyi tanıyan ünlü yazar Halit Ziya Uşaklıgil bu olup biteni onun kimliği ve kişiliği üzerinden kestirmeden anlatıverir:
“Uzun, yaratılışının dayanıklılığına bir kanıt gibi duran bir boyu, başını taç gibi kaplayan güzel saçları, yüzüne ağırbaşlı bir ek gibi görünen uzunca bir sakalı, maviliğinde sıcak bir bir sevgi anlamı uçan gözleri vardı.
Hünkâr onu kazanmaya gerek görürdü.
Sonraları nasıl oldu da Hünkâr ondan eskisi gibi hoşlanmaz oldu; bunun açıklaması pek kolaydır.
Bütün insanlar gibi, bu adamın da bir kusuru vardı: Doğruluk…
Ya da daha açık bir değişle, doğruculuk; yani doğru olarak bulduğu bir şeyi, hiçbir sakınmaya, hiçbir ön hazırlığa gerek görmeksizin hemen püskürmek.”
***
Yakın tarihimizin önemli figürlerinden biri olan Ahmed Rıza Bey 27 Şubat 1930’da öldü.
Ama yakındığı her şey aynen devam ediyor; öyle devam ediyor ki; bu kez de Anılar’ını anlattığı kitabı benimle birlikte tutuklu.
Üzerinde de “Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Görülmüştür, 23 Eylül 2016” damgası var.
***
Tutuklandıktan sonra on iki günlük tecritteki yazdığım ilk yazı buydu. Ama o da tecrite uğradı, yayınlanamadı. Benimle birlikte tahliye olunca şimdi gün ışığına çıkıyor.
Rıza Bey’in ittihatçı arkadaşları Abdülhamid’e güvenmedikleri için, tüm olasılıklara karşı, Ahmet Rıza’nın yurt dışında kalmasına karar verirler.
51 yaşındaki Ahmet Rıza kısa bir süre sonra kendisinin tedbir olarak Paris’te bırakılmasından şikâyetçi olur:
“Paris’te kalmakla yanlış yaptığımı sonraları anladım. Meğer kimilerinin amacı, benim dışarıda kalmamdan yararlanarak yurt içinde fırıldaklar çevirmek imiş; üç beş kişi, kendi baskıcı ellerine almışlar; hükümet işlerine karışıyorlar.
İki ay sonra yurda döner.
***
İki ay sonra yurda döner ama ne eleştirileri ne de çığlıkları diner.
Ülke kötü yönetilmektedir ve eğik bir düzlemde günden güne aşağı doğru yuvarlanmaktadır.
Yönetemedikçe de baskı ve zorbalık artmaktadır.
Osmanlı’nın İttihat ve Terakki iktidarında yok olmaya doğru gidişinin son duraklarından biri Balkan Savaşları’dır.
Ahmed Rıza çaresizce sağı solu mektuplarla uyarmaya devam eder :
“Acaba Hükümetimiz, hatalarını ve bu hatalar, inatçı ve başına buyruk kararlar yüzünden Devlet-i Osmaniye’nin birçok tehlikeye uğradığını; ulusun yaslar, yoksunluklar içinde, baskı ve zorlamayla darmadağın olduğunu görüyor mu? Görüyor ve anlıyorsa, bu karanlık yolda ne için devam edip gidiyor?”
***
Bu eleştiriler, Ahmed Rıza’nın önce uyarılmasına, sonra tehdit edilmesine, en sonunda da tutuklanmasına neden olur.
Bu süreci özetlemeden önce, Ahmed Rıza’nın anılarında kadınlarla ilgili, örneği fazlaca olmayan çok olumlu bir görüşünü ve bu doğrultudaki faaliyetlerini anımsamanın bir vefa borcu olduğunu düşünüyorum.
Ahmet Rıza yaşamı boyunca kadınların sürekli öne çıkması için uğraşmış, bizlere ciddi ve istikrarlı bir çaba sonucu Adile Sultan Sarayı bünyesindeki Kandilli Kız Lisesi’ni armağan etmiştir.
Kadınlarla ilgili olarak anılarında şunları yazar :
“Ülkenin en büyük gereksinimi, aile örgütü, aile düzenidir. Bu da kadınların öğretimi ve eğitimiyle olacaktır. Ben bu gerçeğe, daha Paris’te Milli Kütüphane’de çalışırken varmıştım. 31 Mart olayı bu konudaki girişimlerime ilk darbeyi vurdu. Softaların saldırısını pek doğal buldum. Kadını tutsak gibi kullanmak isteyenler, kızların öğretim ve eğitimine, özgürlüğüne razı olmazlar; girişimlerin lehinde söz söyleyen, makale yazan pek azdı. Kadınlar içinde bile lehte yazanlar bulunmadı.”
***
Ahmed Rıza anılarında padişah değişimlerini, ülkenin hâlini, kötü yönetim nedeniyle peşpeşe gelen felaketleri ayrıntılarıyla ve eleştirisel bir dille anlatır.
Ancak eleştiri bu topraktaki yönetimlerin bir türlü hazmedemediği, faydalanmayı öğrenmek istemediği bir konudur. Her şeyi eleştir ama kötü yönetim tarzını eleştirme; yönetenler hep ama hep “mağdur” konumunda olsun; ne ki Ahmed Rıza Bey bunu hem beceremez hem de böyle ahlaksız ve sahte bir oyuna yanaşmaz.
***
Bir gün Balık Pazarı’ndaki bir bakkal dükkânına girerken sağında ve solunda birer kişi belirir, onu göz altına alırlar.
Karakola, Ayasofya Adliyesi’ne, Harbiye Nezareti’ne götürürler. Saatler sonra Harbiye Nâzırı çıkagelir, özür diler, serbest olduğunu söyler.
Sonrasını Ahmed Rıza Bey şöyle anlatır:
“Ertesi günü haber aldım ki Sadrazam Ferid Paşa’yla Şeyhülislam Sabri Efendi’nin emirleri üzerine tutuklanmışım. Nâzırlardan hiçbirinin haberi yokmuş, tutuklanmam Babı-Âli’ye (Hükümet) kötü etki yapmış. Ferid Paşa korkmuş, emrini geri almış dediler. Gazetelere bir şey yazdırılmadı.”
***
“Ulusun en büyük birer makamında yıllarca görev yapmış” bir adamın böyle “câni” gibi sokak ortasında tutuklanması “pek gücüne” gider. İstanbul’da duramaz olur. Birkaç gün sonra Roma yoluyla Paris’e gider.
Halbuki Ahmed Rıza Bey’in yaşadıkları buralarda tüm muhaliflerin başına gelen sıradan bir senaryodur.
***
Ahmed Rıza Bey’i iyi tanıyan ünlü yazar Halit Ziya Uşaklıgil bu olup biteni onun kimliği ve kişiliği üzerinden kestirmeden anlatıverir:
“Uzun, yaratılışının dayanıklılığına bir kanıt gibi duran bir boyu, başını taç gibi kaplayan güzel saçları, yüzüne ağırbaşlı bir ek gibi görünen uzunca bir sakalı, maviliğinde sıcak bir bir sevgi anlamı uçan gözleri vardı.
Hünkâr onu kazanmaya gerek görürdü.
Sonraları nasıl oldu da Hünkâr ondan eskisi gibi hoşlanmaz oldu; bunun açıklaması pek kolaydır.
Bütün insanlar gibi, bu adamın da bir kusuru vardı: Doğruluk…
Ya da daha açık bir değişle, doğruculuk; yani doğru olarak bulduğu bir şeyi, hiçbir sakınmaya, hiçbir ön hazırlığa gerek görmeksizin hemen püskürmek.”
***
Yakın tarihimizin önemli figürlerinden biri olan Ahmed Rıza Bey 27 Şubat 1930’da öldü.
Ama yakındığı her şey aynen devam ediyor; öyle devam ediyor ki; bu kez de Anılar’ını anlattığı kitabı benimle birlikte tutuklu.
Üzerinde de “Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Görülmüştür, 23 Eylül 2016” damgası var.
***
Tutuklandıktan sonra on iki günlük tecritteki yazdığım ilk yazı buydu. Ama o da tecrite uğradı, yayınlanamadı. Benimle birlikte tahliye olunca şimdi gün ışığına çıkıyor.
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.01.2026
7.01.2026
6.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
26.12.2025
27.11.2025
25.09.2025
17.09.2025
10.09.2025