Neşe Düzel
|
|||
“Silvan olayı sırasında, bu ülkede barış görüşmesinin en uç noktası yapılıyordu. Silvan olayı, Türk kamuoyunda bir aldatılma duygusu yarattı. Savaşın sertleşmesini durdurabilecek tek kişi Öcalan’dır.”
“Kandil, ‘Ben öldürüldüm. Ben 40 bine yakın ölü verdim. Ben savaştım. Fedakârlığı ben yaptım. Ve, bunun siyasetini de ben yapmalıyım. Kürtleri ben yönetmeliyim’ ruh hali içinde ve duruşunda.”
“Silahlı bir gücün yönetiminden demokrasi çıkmaz. Demokrasi, silahlı gücün doğasına aykırıdır. Silahlı güçler, düşmansız yaşayamazlar. Düşman yoksa, düşman yaratırlar. Toplumların yönetimi silahlı güçlere bırakılamaz.”
*** NEDEN İLHAMİ IŞIK Türkiye son dönemde gene çok yoğun bir çatışma dönemine girdi. Geçmişi temsil eden, yeniye ayak uyduramayan bütün yapılar, Türkiye’yi her koldan gene sarsmaya başladılar. Biz de, her çatışma döneminde olduğu gibi, acaba bu ülkede neler çok iyi gidiyordu da, tekrar her yönden bir taciz ateşi başladı diye sorduk. Ve bu kritik soruyu, hem Kürt hareketini hem de devleti çok iyi bilen, çeşitli dönemlerde İmralı ile devlet arasında arabuluculuk yapan, birçok olayı daha olmadan bilen ve öngören, Tarafokurlarının kendisini bir süredir “Balıkçı” olarak tanıdığı İlhami Işık’la konuştuk. İlk kez açık kimliği ve görüntüsüyle basında röportaj yapan İlhami Işık’la, son dönemde toplumu şoke eden olayları konuştuk. Silvan olayını, neden Öcalan devletle görüşürken PKK’nin iki askeri kaçırıp ardından Silvan baskınını yaptığını, Silvan’ın Öcalan’ın konumunu nasıl etkilediğini, Silvan baskınından sonra İmralı-devlet görüşmelerinin ve varılan mutabakatların sürüp sürmediğini, Öcalan’ın ne yaptığını ve önümüzdeki günlerde ne yapacağını, devletle varılan mutabakatların ne anlama geldiğini, Öcalan’a rağmen “aceleyle” açıklanan demokratik özerklik ilanının nedenlerini, demokratik özerkliğin sonuçlarının ne olacağını, PKK’nin neden çatışmaları kızıştırdığını, Kandil’in tam olarak nasıl bir çözüm istediğini, hükümet ve devletin şimdi ne yapacağını, bu savaşın sonunda ne olacağını sorduk. İlhami Işık’tan gene çok çarpıcı analizler ve cevaplar aldık. *** -2-
Öcalan son avukat görüşmesinde “Beni her iki taraf da kullanıyor. Ben artık çekiliyorum” dedi. Ne demek istedi? “Çekiliyorum” demek, liderliğimi tartıştırmam demektir. Öcalan, bugün için söylediklerinin ve talimatlarının boşa çıkarıldığına ve liderliğinin tartıştırıldığına inanıyor. Sadece devletin değil, KCK ve PKK’nin de barış için üzerine düşeni yapmadığını, kendisine yardımcı olmadığını söylüyor. Kürt siyasi hareketinin, “Biz tümüyle önderliğimizin öngördüğü şekilde davranıyoruz” sözü böylece Öcalan tarafından doğrulanmamış oldu.
Olumlu etkilemedi... Bingöl’de 33 erin öldürülmesi de Öcalan’ın istediği bir şey değildi. Ama onu savunmak zorunda kaldı.
Dağdaki insanlar için, her şeyi bilebilecek, tahlil edebilecek kabiliyette insanlar diyemeyiz. Kendilerince, yaptıkları şeyin onun durumunu güçlendireceğini de düşünebilirler. Ya da Öcalan güçlendikçe, kendi gücümüz azalıyor, diye de düşünebilirler.
Tabii, bu da olabilir...
Bazen niyetiniz bu olmaz ama yaptığınız şeyin sonucu onu doğurabilir.
Bana göre kırdı.
Evet.
Elbette... PKK, “Bizim liderimizdir” diyor. PKK’yi de aşan bir temsiliyeti var Öcalan’ın hâlâ. Onun için ısrarla, bir hafta sonra avukatlarına ne diyeceği merakla bekleniyor.
Şu âna kadar büyük çoğunlukla sözleri dinlendi. Bugün yaşadığımız süreç, sonuçları itibariyle onun konumunu zayıflatan, sözünün ağırlığını azaltan bir durum ama...
Elbette ister. Kendisiyle görüşülmesini ve kendi görüşünün alınmasını ister. Nitekim öyle çağrıları oldu.
Görüştüğü dönemler oldu... Son dönemde devlet direkt görüşmese bile dolaylı olarak Kandil’le görüşüyordur büyük ihtimalle...
Tümüyle Öcalan’ı devreden çıkarmaktan ziyade, “Bu sürece ben de katılmak istiyorum” diyor. Kandil, kendi durumunun müzakerelere tam yansımadığı inancında. Tasfiye edileceği endişesi nedeniyle kendisinin de dikkate alınmasını istiyor. Tasfiye endişesinden ancak böyle kurtulacağını düşünüyor.
Şu anda özerk yönetim istiyor. Demokratik özerklik, şu anda kabul edilebilir, uygulanabilir bir durum onlar açısından ve Kandil, bunu tartışmaya açıyor. Türkiye’nin bütünü için özerklik diyorlar ama stratejik olarak baktığınızda ortaya coğrafi bir özerklik çıkıyor. Aslında Kandil, klasik solun ruh hali içinde.
Klasik solda ve daha da çok Stanilist ağırlıklı solda, değişim ve dönüşümden ziyade, “Ben yaptım, ben ettim. Ben aldım, ben alırım” diyen bir ruh hali ve duruşu egemendir... Kandil, “Ben öldürüldüm. Ben 40 bine yakın ölü verdim. Ben savaştım. Bunun fedakârlığını ben yaptım, ceremesini ben çektim. Ve bunun siyasetini de ben yapmalıyım. Ben yönetmeliyim” ruh hali içinde ve duruşunda.
Tabii yani, duruşu budur. Yaptığı her şeyin başına demokratik sözcüğünü koysa da... Savaşa bile demokratik halk savaşı dese de... Bakın... Silahlı bir gücün yönetiminden demokrasi çıkmaz. Bu, bütün dünyada böyledir. Demokrasi, silahlı gücün doğasına aykırıdır. Çünkü resmî ya da gayrı resmî, silahlı güçler, karşılarında düşman olmadan yaşayamazlar. Düşman yoksa, düşman yaratırlar. Bu yüzden toplumların yönetimi silahlı güçlere bırakılamaz. Bırakan toplumlar acı çekerler ve nitekim büyük acılar çektiler. O silahlı güç istediği kadar büyük fedakârlıklar, kahramanlıklar yapmış olsun, iyi insanlardan oluşsun, bu gerçek hiç değişmiyor.
Şu anda bir sonucu yok. Vahamet, “Ben demokratik özerkliği, devrimci halk savaşıyla hayata geçiririm” dediğin zaman başlıyor. Görüyorsunuz... BDP’li milletvekilleri parlamentodan istifa etmediler. Belediyeler istifa etmediler. Yani başka bir şeye, başka bir yapıya dönüşmediler. Anlayacağınız, özerklik ilan edildi ama hiçbir kurumda bir değişiklik olmadı. Güneydoğu’da değişik bir yönetim biçimi oluşmadı. Zaten bir şeyi ilan etmeyle onu hayata geçirmek bazen yıllar alır.
PKK, devletin kendisini fiziki anlamda tasfiye edeceğine, imha edeceğine inanıyor. “Benim liderliğim oyalanıyor, hazırlıklar hep benim imha edilmem üzerine” diye endişeleniyor. Doğru bir kaygı değil bu.
Asıl sorun odur. Onsuz çözülecek bir Kürt sorunu, çözülmemiş bir sorundur. Çünkü çözümün içinde kendisinin olmadığı bir durumdur o. Kendisi açısından çözüm, gelip siyaset yapmak ve o siyaset sonucunda Kürtleri yönetmektir. Soruyorsun... Cevap, “Biz dağa, pikniğe gitmedik. Dağı, biz tercih etmedik” diyorlar. Bana göre PKK, stratejik akılla kuruldu ama kendi stratejik aklıyla büyümedi. Devletin yanlışları, acımasızlığı, coğrafyanın nimetleri onu büyüttü. Devlet bu kadar acımasız davranmasaydı, PKK bu kadar büyümezdi. PKK bunun farkında. Bu yüzden çatışmalar, PKK’yi küçülten değil, büyüten bir şeydir. Bu, görülmüyor işte!
Tabii... Çözümün olduğu yerde silah devreden çıkar.
Evet... Bütün dünyada böyle oldu bu. Mandela da, Lenin de, barış ve çözüm süreçlerinde ihanetle suçlandılar. Barış ve çözüm, o süreçte yer almayan kesimlerde farklı refleksler yaratır.
Bugün itibarıyla yeterli görülmüyor. PKK de yer almak istiyor gibi bir durum var bence.
Ben güvenlik zihniyetiyle probleme yaklaşılacağını sanmıyorum. Bence hükümet, anayasa çalışmalarına hız verecek. Sadece güvenlik politikaları uygulanmayacak. Devlet, sürekli aynı şeyi tekrar etmekten kurtulmalı zaten. Bugüne dek PKK’ye karşı her türlü güvenlik önlemi alındı. Darbeden olağanüstü hale, faili meçhul cinayetlerden köy yakmalara her şey uygulandı. Anlayacağınız, PKK sorunu, güvenlik politikaları uygulanmadı diye büyümedi. Hükümet bunu görmeli ve devlet Öcalan’la müzakereleri ısrarla sürdürmeli. KCK davasında olumlu adım atılmalı. KCK davası böyle sürdürülemez.
Lokal olarak olabilir.
Silvan bir kırılma yarattı. Bingöl olayı da kırılma yaratmıştı, çünkü o sırada da barış görüşmesi yapılıyordu. Silvan olayı sırasında, bu ülkede barış görüşmesinin en uç noktası yapılıyordu. Silvan olayı, Türk kamuoyunda bir aldatılma duygusu yarattı. Silvan’ın, savaşın boyutlarını değiştirme ve sertleştirme ihtimali var. Bunu durdurabilecek tek kişi de Öcalan’dır ve onun aykırı bir karar almasıdır. Bu, kalıcı bir ateşkes olabilir. Güçleri çatışma ihtimalinin olabileceği yerlerden çekmek olabilir.
Çıktı. Son avukat görüşmesinde Öcalan, gerillaya, “Emirleri dinlemeyiniz” diyor. “Size uygun olmayan emirleri dinlemeyin” diyor. “Bu benim açık mektubumdur Başbakan’a. Ben bu savaşı bitirebilirim. Bana gelen bilgilerin eksik mi fazla mı, neyin ne olduğunu bilmem lazım. Ben barışı kalıcılaştırmaya çalışırken, PKK, ‘kitleyi, halkı zor durduruyorum’ diyor. Bu, doğru mu yanlış mı bilmem lazım. Sadece avukat görüşmesiyle ben bunu tam bilemem. Bunun için önümün açılması lazım” diyor.
Herkesle görüşebilme imkânıdır bu. Ev hapsi de olabilir. Öcalan’ın, sürece tam hâkim olabilmesi için taraflarla iletişim kurması ve bunun için de iletişim kanallarının açılması gerekiyor. Aslında Kürtlerin siyasi gücü, silahlı gücünden kat kat fazladır. Kürt siyaseti neden çabasını siyasete harcamıyor da, silahlı gücün inisiyatif almasına harcıyor? Kürt siyasetçisinin bunu kendisine sorması lazım. Kürt siyaseti, artık sorun çıkarma kabiliyetiyle değil çözüm bulma kabiliyetiyle anılmalı.
Eğer işin adını koyarak, çağrıyı net bir biçimde yaparsa, Öcalan’ın bu çağrısına olumsuz cevap veren kim olursa olsun, o kişi Kürtler nezdinde sorgulanır. Kürt cephesinde, onu açıktan karşısına alanların gücü zayıflar. Ben böyle bir kalıcı ateşkes çağrının bir ihtimal Ramazan’da olacağınıdüşünüyorum. Şu anda eylemsizlik var. Kalıcı ateşkes ilan edilebilir.
Dinlemek durumundalar.
Hayır.
Salt silah zoruyla hayır. Ama demokratik yollarla ve çözümlerle kabul ettirir.
Eğer siz yönetimi, elinde silah olan insanlara teslim ederseniz, ortaya çıkacak olan sonuç budur. Silahlı bir güç, karşısında bir düşman yaratmak zorundadır. Ayrıca, yönetimde olmanın sağladığı maddi imkânlar, nüfuz, güç ve bu gücün onlarda yarattığı inanılmaz bir ego ve körlük var.
“Ben siyasi bir organizasyonum ve taleplerim var. Sen bana, bu talepleri silah dışında savunma olanağı vermedin. Silahı araç olmaktan çıkarmak istiyorum ama bana bunun olanaklarını yaratmadın” diyor devlete. Bu eleştiride haklılık payı on yıl önce yüksekti.
Bugün öyle değil. Türkiye’de on yıl önceki devlet biçimiyle şimdiki arasında devrimsel bir fark var. Kürtleri inkâr eden, faili meçhul cinayetler işleyen, köyleri yakan, hukuku keyfî uygulayan, inanılmaz şiddet yaşatan bir devlet, 2002’den sonra değişti. İnkârdan vazgeçti, asimilasyonu bitirme iddiasında bulundu, AB’yle üyelik sürecine girdi ve dünyaya demokratikleşin diyen bir devlet oldu. Bu iki devlete karşı tavrın aynı olamaz. Ama bunları, AK Parti düşmanlığı kör ediyor. 2005 konuşmasını yapan, Habur’u gerçekleştiren, referandum öncesinde Öcalan’la görüşülmesini savunan bir Erdoğan Kürt düşmanı olabilir mi?
PKK’nin, “AKP, Kürtleri imha etmeye çalışıyor” argümanı gerçekçi değil. AKP’yi en fazla ürkek davrandığı için suçlayabilirsiniz. Kürtler bu tutumu bir yere kadar destekler. Senin için yürüyüş yapar, sana para verir ama... Hayatını bütünüyle değiştir dediğin zaman, seni desteklemez.
Birileri bu çatışma olduğu sürece ülkeyi yönettiler. Ama AKP’nin planı, demokratik hak ve özgürlükleri arttırarak, PKK’yi, doğal mecrasında çözmek. Barış Konseyi hayata geçirilir ve İmralı da, PKK de bu konseyin içinde olur. Böyle bir ara formül bulunur.
Kürtlerin haklarına dünyanın hiçbir zaman itirazı olmadı. Ama PKK’nin eylemleri, Kürtlerin haklarını hep sorgulanır durumda bıraktı. Dünya, PKK’ye olumsuz bakıyor. Siyasetle silahın birarada olması dünyada kabul edilmiyor. Kürt sorununun çözümü açısından bu büyük dezavantaj. Dünya, silahlı bir PKK’nin varolmasını istemiyor.
ABD, bu sene savaş konseptini değiştirdi ve yeni konseptini Bin Ladin’le hayata geçirdi. Bizde devletin böyle bir konsepti var mı bilmiyorum.
Tabii, bu konuda çok şansı var. Bir kere BDP, Selahattin Demirtaş gibi Ortadoğu’nun en genç liderine sahip.
Tayyip Erdoğan durdurabilir. Öcalan da durdurabilir. Öcalan, Erdoğan’a, “Kürt sorununu anayasa çerçevesinde çözeceğiz de, ben savaşı bir hafta bitiririm” diyor. Öcalan, toplumda bir Kürt-Türk çatışması tehlikesi belirdiği anda müdahale eder.
Eğer bugün AKP iktidarda olmasaydı ve başka bir parti başta olsaydı, biz bugünlerde bir iç savaş yaşıyor olacaktık. Türklerle Kürtler arasında büyük bir kopuş var. PKK’nin savaşı kızıştırma kabiliyeti var ama... Bunun sonu PKK açısından da bir hüsrandır...
Devrimci halk savaşı bir faciadır. Bugün ne bölgesel ne de küresel konjonktür, silahla özerklik ilan etmeye müsait. Zaten Öcalan’ın son eleştirilerinden sonra Kandil de, KCK da kendisini gözden geçirecek. Devrimci halk savaşı ve çatışmalar duracak. Yeni bir anayasa sürecine giriliyor. Öcalan’ın bu açıklamalarından sonra, sivil siyaset daha yüksek ses çıkaracak Anlayacağınız kötü bir döneme girmiyoruz. Tam tersi daha iyi bir döneme gireceğiz. Her şeye rağmen süreç, PKK’nin sınır dışına çekilmesi yönünde ilerliyor! |
|||
Yazarlar
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları

















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
6.12.2013
15.09.2013
23.04.2013
22.04.2013
15.04.2013
25.03.2013
18.03.2013
11.03.2013
10.12.2012
4.12.2012