Ömer F. Gergerlioğlu
Sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim, yazacağım ve herkesin bildiği bu vaka yeni bir Hrant Dink vakasıdır. Adım adım gelen bir ölüm var, ölüm öncesinde, sonrasındaysa vicdan sızlatan çok şey var.
Geçen akşam sosyal medyaya bir belge düştü, açığa alındıktan sonra gözaltında şüpheli bir şekilde ölen, hainler mezarlığından başka mezara gömülme izni verilmeyen, cenaze arabası verilmediği için bir arabanın arkasındaki tabutuyla eşinin köyüne götürülen, Diyanet emriyle cenaze namazı kıldırılmayan bir öğretmenin dosyasının kapatıldığına dair göreve iade kararıydı bu belge.
Bir anda Türkiye'nin gündemi bu olmuştu. Çünkü burada vicdanları çok sızlatan bir durum vardı. Çok trajik bir ölüm öyküsü ve 1.5 yıl sonra gelen bir dosya kapatma yazısı. Benim için çok acı bir anın tekrar yaşanmasıydı bu. Zira bu vicdanları kahreden acımasız süreci, OHAL ilanı sonrasında ne yaşanacağının ilk işareti olarak gören bir kişiydim. Bu olayı ilk olduğu anda şiddetle lanetlemiştim, ancak olayın olduğu ilk günlerde bu acımasız vaka için çok şey söylenemiyordu. Herkes yargısız infaz yapıyordu ve bu vakaları fazla önemsemiyordu. KHK mağdurlarının çok iyi tanıdığı bu acı, görmek istemeyenler için bile bir ateş gibi düştü yüreklere bugünlerde. Vicdansızlığın halı altına süpürülemeyeceğini çok söylemiştik ve kamu vicdanı buna tasdik ediyordu. O günkü gazetelerin "Darbeci, imamsız gömüldü' başlığıyla verdiği ölüm sonrası gelişen olaylar, gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu olduğunu, vicdanla vicdansızlığın ne olduğunu göstermişti bize.
Mümüne Açıkkollu, Gökhan hoca'nın eşi. KHK ile ihraç edilen eski din dersi öğretmeni. Kendisine ulaştım, sordum, anlattı. "15 Temmuz günü oğlumun doğum günüydü, bir kutlama partisi yaptık, çok mutluyduk, o günün hayatımın en kötü günü olacağını nereden bilebilirdim ki? Darbe sonrası 22 Temmuz günü ikimiz de açığa alındık ve birkaç gün sonra eşim tek başına evdeyken polisler evimize baskın yapmış, biz Konya'daydık. Site yöneticisi eşliğinde eve girmişler, 20, 25 polis, eşimi yere yatırıp ters kelepçe takıp ayaklarıyla sırtına basmışlar ve darp etmeye başlamışlar. Yöneticimiz "yapılanlara tepki gösterip, ben Alevi bir kişiyim, bu işlere beni bulaştırmayın, yapmayın" deyince "bunlar Alevilere de kurşun sıkar, ne diyorsun" demişler. Ardından götürüldüğü arabada da darp edilmiş, bunlar resmi raporlardaki eşimin ifadeleri. Gözlüğü çok kaliteli camdı, sıradan bir şekilde kırılmaz, gözaltındayken kırılmış, mutlaka çok sert bir darp vardır. Eşim ağır şeker hastasıydı, günde 4 kez insülin iğnesi vurulması gerekiyordu. 4 gün sonra ilaçlarını iletebildik, 100 insülün iğnesi verdik 14 gün sonra bize 96 tane geri verdiler, demek ki gözaltı sürecinde hemen hiç iğnesini yapamamış. Silivri cezaevinde ismini vermek istemediğim koğuş arkadaşı savcılığa dilekçe vererek soruşturmada Gökhan bey'in çok dayak yediğine dair ifade vermek istediğini söyledi, dayak olayına 5 kişinin şahit olduğunu belirtti, ancak aradan geçen 18 ayda ifadesi alınmadı, savcılık soruşturmayı kapattı, itirazımız üzerine Sulh cezada Temmuz 2017'de tekrar açıldı. Aradan geçen 8 ayda hiçbir ilerleme yok."
Bu arada TİHV'in de değerlendirdiği resmi hastane raporlarına bakıyorum doktor gözüyle. Defalarca adli değerlendirmeler var ve bunlar sıkıntılı... 26. 07 2016 tarihli Haseki hastanesi doktor raporu "sırt bölgesinde bilateral ekimotik lezyonlar"dan bahsediyor ki bunlar darp şüphesi doğuruyor. Mesela 26 Temmuz Haseki Hastanesi raporu. "Yüzün sağ tarafına daha çok olmak üzere tokatlar yediğini, sağ göğüs dış yana tekme atıldığını, kafasının arkasından duvara vurulduğunu ve kendisine çok küfür edildiğini, uyuyamadığını, panik atağıyla baş edemediğini, kötü hissetiğini" belirten ifadeleri var. Muayene bulgularında yaygın hiperemi ve ekimoz bulguları ve kişide panik ve korku bulgularının gözlendiği belirtilmiş. Bu arada 2 ayrı gün bayılma nöbetleri yaşamış. Sonraki günkü muayene raporlarında "kabuslar gördüğünü, geceleri titreyerek uyandığını, ölüm korkusu şikayetleriyle ikili antidepresif tedaviye geçildiği" belirtiliyor.
Vefat ettiği zaman ki şekeri çok yüksek, 516... kalp enzimleri oldukça yüksek... bir kalp krizi tablosu var. Adli tıp 23-11-2016 raporu da "kalp krizi" diyor. TİHV başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı'nın tüm bu raporlar, otopsi üzerinden yaptığı değerlendirme "çıplak gözle ve mikroskopta doğrulanan boyun ve sırt bölgesi kanamaları ve ekimozların yumruk, tekme, başın duvara çarpılması şeklindeki kaba dayakla uyumlu olduğu, ruhsal şikayetlerinin maruz kaldığı ruhsal ve fiziksel travmalarla uyumlu olduğu, kaba dayak, akut stres bozukluğu, ve yaralanmaların Dünya Sağlık Örgütü ICD10'da yer alan "işkence" tanımıyla uyumlu olduğu, stres ve travmanın kalp krizi nedeni olduğunun bilimsel çalışmalarla ispatlanmış olduğunu bildiriyor." Bunu bilimsel bir kaynakla delillendiriyor. Kaynak (Beyond established and novel risk factors: lifestiyle risk factors for cardiovaskular disease. 2008; 117)
Zaman zaman ağlayan Mümüne hanım devam ediyor "Büyük şok yaşadık eşimin ölüm haberiyle, bu sefer yetkililer cenazenin ancak Pendik'teki "hainler mezarlığına" gömülebileceğini ve cenaze namazının kılınmayacağını söyledi. Büyük acılar içindeyken savcılık, TEM, mezarlıklar müd. arasında koşturup durduk. Sonunda "cenazemizi verin, bari köyümüzde gömelim", dedik. Konya'ya gitmek için cenaze arabası verilmedi, cenazenin ilaçlanması gerekiyordu onu da vermediler, sonunda bir görevli acıdı, gizlice verdi, köyümüzde durum yine aynıydı, Belediye, mezar kazması için kepçe vermedi, kendi imkanlarımızla bulduk, defin sonrası kaymakam muhtarı azarlamış, "niye bizden habersiz defin oldu" diye. Gözaltı merkezindeki polisler hakkında yaptığımız suç duyurusuna kovuşturmaya yer olmadığı" cevabı geldi, Sulh Ceza'ya itiraz ettik, 8 aydır cevap yok." diyor.
Ayhan Açıkkollu, Gökhan Açıkkollu'nun babası. Kendisiyle konuştum, karşımda 1.5 yıl geçmesine rağmen yaşadığı büyük acıyı unutmayan, ilk gün gibi hisseden acılı bir baba vardı. Medyada gündeme gelen göreve iade tebliğinden sonra babanın acısını ilk gün gibi yaşadığını söylüyordu yakınları. Sözleri, anlayan, hisseden için kurşun gibi ağırdı. "Bunu yapanlar, yaşadığımı yaşamadan ölmesin" diyordu ve ekliyordu, "orada bir ihmal oldu, sorumlular bulunsun, Allah yaşadığımı başkasına yaşatmasın". Emniyet'in önünde günlerce bekledikten sonra ölüm haberini resmi yetkililerden değil, adli tıp'taki güvenlik görevlilerinden almışlar, buna çok üzülmüşler. "Çocuğum şeker hastasıydı ve doktora götürüldüğünde kötüydü, ona "nezarethanede kalabilir" diyen doktorun bulunmasını istiyorum."
Adli tıp raporunda kalp krizi denmiş, oysa yükselen şekeriyle ilgili sorunları olduğunu düşünüyorlar. Gözlüğünün kırıldığını gören kayınbiraderine "bana bir şey yapılmadı" demiş, ama babası "o devletine toz kondurmazdı, yapılmış olsa bile bir şey dememiştir, belki de bizi üzmek istememiştir" diyor. "O, hep idare edenler önemli değil, devlet önemli" diyordu diye ekliyor.
"Gökhan selçuk üniversitesi Tarih mezunu, ilk önce Fem dersanelerine başvurdu, ilk görevi Konya'da yaptı, daha sonra Milli Eğitim'e geçti, 5 vakit namazını kılan, devletini özünden çok seven birisiydi, hayırlı bir evlattı, ben ondan memnundum, nur içinde yatsın" diyor babası.
Darbe gününü soruyorum. "Darbe günü evde oturuyorduk, ona telefon ettim, takıldım "seninkiler darbe yapmış" dedim, deli oldu, "ben deli miyim, devletime, milletime birşey yapar mıyım, yapanlardan olmam" dedi, darbenin olduğu gün Konya'daydı, tekrar İstabul'a geldi, gözaltına alındı, Vatan Emniyet'e gittik ama hiç haber alamadık, Baro avukatı pek ilgilenmedi, tuttuğumuz özel avukat ise "dosyada gizlilik kararı var" diyerek bize pek bir bilgi veremedi. "
Ve evvelsi gün medyaya düşen bir resmi yazı, tüm vicdanlarda bomba etkisi oluşturuyordu. "Göreve iade" yazan resmi bir belgede Gökhan Açıkkollu'nun açığa alınma tedbirinin kaldırıldığı yazılıydı. Mümüne hanım açığa alınıp iade edilenlerin hepsine bu yazının verildiğini, "ölüm nedeniyle dosya kapatma" iddiasına inanmadığını söylüyor.
MEB müsteşarı Yusuf Tekin twitter'dan açıklama yaparak iadenin olmadığını, "ölüm nedeniyle dosya kapatma işlemi" olduğunu söylemiş. O zaman sormak gerek, 1.5 yıl neyi beklediniz, madem başsağlığı dileyecektiniz bu kadar süreyi mi beklediniz? "Suçsuz falan bulunmadı" diyen MEB müsteşarı, Savcı mı, Hakim mi? Hukuki karineleri neymiş? İlk önce infaz, sonra karar mı? Hukuktaki karine, masumiyet karinesidir. Bu nasıl bir üslup, soğuk, kaba, ruhsuz, duygusuz... Gözaltında şüpheli ölüm var ve sonraki olanlar dehşet verici, ne diyorsunuz siz? "Suçsuz" falan değil..." bu ifade bile lakaytlığı, ciddiyetsizliği, Türkiye'de hakim dilin sokak ağzı olduğunu çok net gösteriyor. Bürokrat böyle konuşuyor. Suçlu bile olsa gözaltında ölümü için hiçbir açıklama yapılmayan insandan bahsediyoruz ki ifadesi bile daha alınmadan ölmüş. Bu statükonun soğuk, taş kalplı dili böyle birşey işte, tüm vicdanları sızlatan gelişmelere işte böyle duygusuz, üstten, büyüklenen cevaplar veriliyor. Gökhan hoca'nın acılı anne babasının medyadaki feryatlarını izleyen tek bir ehli vicdan, bu hale isyan etmez mi?
Kimse yargılanmadan suçlu ilan edilemez, suçlu bile olsa kimse kötü muamele, işkence görmemelidir, bunlar değişmez hukuki kurallardır. Siyasete eklemlenerek olaylara bakarsanız, ne hukuk kalır ne de insanlık. Bu vakada vicdanların kararı hep aynı şeyi söylüyor, vicdanlar sızlıyor, gözyaşları tutulamıyor. Gökhan Açıkkollu'nun ölümü niye herkeste Tahir Elçi, Hrant Dink ölümü'ndeki vicdan sızısını oluşturdu? çok açık, bu ölümde de vicdanların kabul edemeyeceği çok şey var ve ve halen yargı sonuçları tatminkar değil.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.08.2020
26.08.2020
9.02.2018
5.02.2018
3.02.2018
25.06.2018
23.06.2018
18.06.2018
12.06.2018
11.06.2018