Pelin CENGİZ
Dünya genelinde savaş, çatışma, zulüm ve iklim değişikliği kaynaklı yerinden edilmelerle ona bağlı göçler konusunda yeni, zorlu ve tehlikeli bir çağdayız. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği verilerine göre, dünya genelinde, her 122 kişiden birisi şu anda ya mülteci ya ülkesi içinde yerinden edilmiş ya da iltica etmiş durumda.
Dünyanın çeşitli bölgelerinde ağırlıklı olarak çatışma kaynaklı yerinden edilmeler söz konusu. Ancak, Suriye’deki savaşın trajik ve ağır sonucu olarak 8 milyona yakın insan kendi ülkeleri içinde yerinden edildi, bunun yarısı da çevre ülkelere sığınmak zorunda kaldı. İlginçtir, bu da başta Türkiye olmak üzere Ortadoğu’yu tek başına dünyada en fazla kişinin hem yerinden edildiği hem de yerinden edilmiş en fazla kişiye ev sahipliğinin yapıldığı bölge haline getirdi.
Türkiye, bu anlamda çok ciddi bir sığınma ülkesi. Şu anda halihazırda 19,5 milyon insan mülteci konumunda, bunun kayıtlı nüfus olarak 2,5 milyonu, ki kayıtdışı olanlarla birlikte tahminler 3 milyon civarında, Türkiye’de yaşıyor. Dolayısıyla başta ifade ettiğim çağımızın bu yeni, zorlu ve tehlikeli durumuyla ilgili mücadelenin yükü, maalesef dünya genelinde adaletli şekilde dağıtılmıyor.
Ancak, bu mevcut durumu göz ardı etmemiz anlamına gelmiyor. Mülteci Hakları Merkezi’nin organizasyonu ile hafta sonu gerçekleştirilen arama konferansında Türkiye’ye Suriye’den göç eden mültecilerle ilgili mevcut durum, İzmir, Antep, Urfa, Adana, Ankara ve İstanbul’dan gazetecilerle birlikte ele alındı. Hem bugün gelinen nokta nedir, hem de mülteci gerçeği topluma nasıl daha etkili şekilde anlatılabilir üzerine konuşuldu.
Öncelikli gündem maddelerinden biri olması gereken mülteci meselesinde Türkiye bu süreci iyi yönetebildi mi? Kamuoyunun mültecilere yönelik algısıyla ilgili neler yaşandı? Türkiye, mülteci konusunu iç siyasetin ve hatta kimi zaman dış siyasetin malzemesi haline getirmekten öte yasal ve hukuksal altyapıyı nasıl hazırlandı?
Türkiye’ye sığınan insanların pek çoğu ya çatışma ortamının sona ermesiyle ülkelerine, geride bıraktıkları evlerine geri dönmeyi düşünüyordu ya da daha iyi ve rahat bir yaşam sürdüreceklerini düşündükleri Avrupa ülkelerine gitmek istiyordu. Ancak, savaşın tüm yok ediciliğiyle devam etmesi, Suriye’ye geri dönüşü imkansız kıldı. Geçtiğimiz yaz aylarında Türkiye’den Avrupa’ya transit göç hareketleri neticesinde Türkiye’nin batı kıyılarında defalarca hazin görüntülere tanıklık ettik. Şimdi, artık Türkiye’ye sığınan bu insanların uzun vadeli olarak Türkiye’de kalacağını kabul etmemiz, toplumsal ve ekonomik hazırlıkları buna göre yapmamız, hukuki süreçleri yine bu varsayımla hayata geçirmemiz gerekiyor.
Gerek mültecilerin yoğun yaşadığı illerden gelen gazetecilerin aktardıklarından gerekse Mülteci Hakları Merkezi yetkililerinin paylaşımlarından anlıyoruz ki, Türkiye bu konuyu ihtiyaç duydukça revize edilen, esnek bir politika izleyerek yönetmeyi tercih etmiş durumda. Uzun süre uluslararası mülteci literatürüne tamamen aykırı şekilde bu insanlara siyasiler tarafından “misafir” dendiğini hatırlatmakta fayda var. Neyse ki, devleti yönetenler bu kavramın içinin boş olduğunu gördü de kullanmaktan vazgeçti.
Artık hukuksal statü ve hakların net şekilde ortaya konması gerekiyor. Zira, hukuki statü meselesi Suriyeli mülteciler açısından en çetrefil durum.
Türkiye’nin 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi’ni imzalarken, “coğrafi sınırlama” çekincesi koyarak taraf olmuştu. Bu sınırlama nedeniyle Türkiye, sadece Avrupa'dan gelenlere “mülteci” statüsü veriyordu.
Mülteci meselesi günümüz dünyasında Avrupa ile sınırlı bir mesele değil. Bu alanda Türkiye’nin doğru dürüst bir yasası bile yoktu. AB’nin de etkisiyle bir yasa çıktı. Türkiye, Nisan 2013’te Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nu yürürlüğe soktu, ardından Göç İdaresi Genel Müdürlüğü kuruldu.
Mülteci Hakları Merkezi Direktörü Oktay Durukan, Türkiye’nin bireysel değil kitlesel bir sığınma talebiyle sınır kapılarını açtığını, dolayısıyla kitlesel bir akım durumunun olduğunun Türkiye tarafından kabul edildiğini söylüyor. Ancak,“geçici koruma” statüsü, mültecilerin sahip olduğu hakları içermiyor. Bu haliyle Türkiye bu insanların burada kalmasına izin veriyor ama uzun vadeli yerleşmelerine imkan tanımıyor. Dolayısıyla, daha gidilmesi gereken çok yol, alınması gereken çok siyasal ve hukuksal karar var. Türkiye’nin zaten 50 yıl geciktiği bir alanla ilgili daha hızlı inisiyatif alması, kurumların idrak sürecini hızlandırması gerekiyor.
Meselenin bu boyutları çözülebilir; işin en kritik boyutu entegrasyon. Bu insanlara eğitim, sağlık, barınma, beslenme gibi en temel ihtiyaçlarını verdikten sonra çalışma, iş kurma ve insanca yaşamalarını sağlamak gerek. Türkiye, Avrupa’nın kendisine biçtiği “sınır bekçiliği” rolünden bir an önce sıyrılıp, süreci insani açıdan değerlendirmeli.
PELİN CENGİZ / HABERDAR
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.03.2025
29.12.2024
14.10.2024
27.09.2024
23.08.2024
26.07.2024
21.05.2024
13.02.2023
10.02.2023
15.11.2022