Ümit KIVANÇ
İkinci Van depremi gösterdi ki, Türkiye, nasıl olduysa (bkz. ikinci paragraf), arama-kurtarma işinde muazzam bir mesafe kat etti. Depremle ilgili gerikalan bütün konulardaysa, bununla alâkası olmayan ilkellik düzeyimiz devam ediyor.
Peki, arama-kurtarma konusunda bu mesafe nasıl alındı? Cevabı çok basit: Çünkü 17 Ağustos 1999 büyük depreminden sonra memleketin dört bir yanında yüzlerce sivil inisiyatif gelişti, insanlar dernekler, gönüllü arama-kurtarma ekipleri kurdular, eğitim aldılar, teçhizat edindiler ve, en önemlisi, bir daha benzer bir felaket olduğunda oturup devletin teşrif etmesini beklemek yerine, kimsenin sözüne bakmadan gidip işe girişmenin en doğru yol olduğunu anladılar. Büyük deprem ertesinde var gücüyle sivil yardım seferberliğini bastırmaya uğraşan devlet içerisinden aklı başında birileri de, “bu iş böyle olmayacak, biz de kendimizi geliştirelim” dedi. Sonucu hayırlı oldu. İnsan sırtında bir resmî kurumun adı yazılı arama-kurtarmacıları canla başla ve ustalıkla çalışırken görünce “bu bizim devlet mi?” diye hayretlere düşüyor. 1999’dan önce olsaydı, Van’daki otelin altından bir tek insan sağ çıkamazdı, şimdi 27 kişi kurtarıldı.
İkinci depremin en yaygın ve uzun süreli kötülüğü, sağ salim insanlarda yarattığı ruh hali. Korku, moral bozukluğu, çaresizlik ve yine korku, sıfır derece soğukta insanları evlerine girmekten alıkoyacaktır. Ve böyle bir durumda, insanlara kalın, kışlık giyecekler göndermek dışında, sivillerin elinden gelebilecek fazla bir şey yok. Taşınabilir ısıtıcılar gönderilebilir ama dağıtılan çadırlar neye elverişlidir, neye değildir, bilmemiz gerekli.
Bu kadar çok insanı sokakta bırakan böyle bir depremin ardından acilen yapılması gereken, o insanlara başlarını sokabilecekleri, çocuklarını hastalanıp ölmekten koruyabilecekleri, sıcak bir dam altı sunabilmek. Türkiye’nin imkânlarını gözönüne aldığınızda, bunun hiç de zor olmadığını kolaylıkla görürsünüz. Büyük şehirlerin kanını emen dev gökdelenlerin, istif istif dairelerden oluşan muazzam “bilmemne city” binalarının birkaç ayda dikiliverdiğini izliyoruz. Bu yine de zaman alır. İnsanlar o zamanı nasıl geçirecek? Muhteşem kışlık çadırlar var. Özel ısıtıcılarıyla, bölmeleriyle, biraz olsun içinde yaşanabilir mekânlar. Evet pahalı. Ne kadar pahalı? Bir makam arabası, bir jip, bir tank mermisi parasına kaç tane alınabilir?
Ama ben de neden bahsediyorum, değil mi?
Deprem ertesinde en büyük meselelerden biri, yakınlarını, evlerini, işlerini güçlerini kaybetmiş insanların kafayı yemeden yaşamaya devam edebilmesi. Düşünün, dükkânlar açılamıyor. İnsanların parası olsa bile nereden karşılayacaklar ihtiyaçlarını? Kahve falan yok ki gidip vakit öldürsünler. Olsa da, kadınlar ve çocuklar ne halt edecek? Her şeyini kaybetmişsin, hâlâ şoku atlamamışsın, orada çocukların donuyor, açsınız, uyuyabildiysen uyandın, kendini içinde bulduğun manzara bu. Ertesi gün, aynısı. Sonraki gün, yine aynısı... Depremden sonraki en hayati mesele, evet, basitçe, yaşamaya devam edilebilmesi.
Şu anda yaklaşık 900 bin nüfuslu bir şehir, imkân bulup başka yerlerdeki yakınlarının yanına sığınabilenler dışında kalan ahalisiyle, soğukta, dehşete düşmüş, muhtemelen ellerini kaldırıp Allah’a “niye” diye soruyor.
İlk Van depreminde, aramızdaki ahlâksız, vicdansız, şuursuz faşistlerin zart zurt etmelerine ne yazık ki fırsat verdik. Depremin devlet-PKK savaşının bir yerel muharebesi gibi muamele görmesine de. Umarım bu sefer vermeyiz.
Depremden hemen sonra enkazların üstünde beliren turuncu-pembe tulumlar sizi yanıltmasın. Arama-kurtarmacılar işlerini muhteşem bir şekilde yaptılar. Yaparlar. Ama onların işi birkaç gün sürebiliyor. Sonra onların yapabileceği bir şey kalmıyor. Depremin artçı mı bağımsız mı olduğunu uzun uzun tartışmamızın ve Van Gölü’nün altındaki fay hatları üzerine engin bilgiler edinmemizin de felaketzedelere hiçbir yararı yok. Bundan sonrası, yaygın ve örgütlü bir sivil seferberlikle ve devletin ciddî girişimleriyle halledilebilir. Devleti biz buna zorlamazsak neyi ne kadar yapacağından, haliyle, fazlasıyla şüpheliyim. (Deprem “bölge”de olduğu için değil. Yozgat’ta da olsa aynı şüpheyi duyarım.)
Evinizin bir anda yıkıldığını, ailenizden birilerini kaybettiğinizi, buz gibi soğukta, çoluk çocuk, şansınız varsa dağıtılan yemekle beslenebildiğiniz, ne olacağınızı bilmeden öylece beklediğiniz bir hayatı tasavvur edin lütfen. Çadırdasınız, kendi yaptığınız derme-çatma bir sığınaktasınız veya arabanızdasınız. Buna kaç gün dayanabilirsiniz?
Diyeceğim, zart zurt etmeyi bırakalım, yardım seferberlikleri örgütlemeye çalışalım. 1999 depreminde aylarca bölgeye muazzam miktarda yardım taşıyan Sivil Koordinasyon, birkaç insanın, “galiba şöyle bir şey yapsak iyi olacak” demesiyle oluşmuştu. Esas olarak, yardım yapmak isteyenlere, “şunu değil bunu alın, daha çok ihtiyaç var” diye yol gösteriyordu. Sonra bunları oraya ulaştırıyordu. Şimdi acil ihtiyaç belli. Soğuğa karşı insanları koruyacak her şey.
Yazarlar
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024