Ümit KIVANÇ
Hrant’ın Arkadaşları olarak, Cemaat’in elemanları kimliğiyle başladığımız faaliyeti Ergenekoncularla işbirliğine vardırmamız kolay olmadı.
Hrant’ı öldürdüklerinde hemen toplanıp dar bir örgüt kurduk. Amaçlarımızı şöyle tanımladık: 1. Hükümete ve Cemaat’e bişey olmasın, 2. Derin Anadolu Hrant’a dokunamasın, 3. Sonra da psikolojik harekât yapalım.
Faaliyetlerimizi Pennsylvania’nın bize polisteki Cemaat’çi örgütlenmeyi desteklememiz için verdiği parayla finanse edecektik. Ergenekon’la pazarlıklarımız henüz kayda değer bir aşamaya varmamıştı. Hocaefendi’nin resmine el basarak yemin ettik, işe giriştik. Mustafa Kemal fotoğraflarını da hazırladık ama çıtalarını çaktırmadık.
Başta işler kesattı. Nostaljik duygularla kendilerine sol demeye devam eden Kemalist gruplar Hrant Dink cinayeti davası adlı müsamereyi iplemiyorlar; mevki-makam buldumcuğu olmuş İslâmcı kalem-kanaat erbabı, mukaddes hükümet sayesinde nihayet devlete iç rahatlığıyla tapınabilmenin coşkusundan, bizimle ilgilenemiyorlardı. Böyle üç sene geçti.
Kabahatin bizde olduğu açıktı: Hrant’ı Ermeni olarak sunmuştuk! Derin Anadolu’dan bir arkadaşa sorduk, “Yok kardeşim öyle bir şey,” dedi. “Yalnız biz Ermeni değiliz, Türk’üz, yani siz ‘hepimiz Ermeni’yiz’ diye bağırıyorsunuz ya, onun için yanınıza gelemiyoruz...” Aramızdan bazıları, “Hrant’a Fırat diyelim, aslında Müslüman olduğunu söyleyelim, ‘hepimiz Türk’üz, Müslüman’ız’ diye bağıralım, herkes bizi destekler, Hocaefendi’nin de hoşuna gider,” dedi. Fakat Cemaat’ten gelen parayla hazırladığımız afişler, bildiriler basılmıştı, diasporadan gelen paraları da yemiştik, değiştiremedik.
Suikastın planlayıcılarını yakalarından tuttuğu gibi yargı önüne çıkarmak için canla başla uğraşan hükümet pek ayıp bir şekilde eleştirilmeye başlandığında, liberal faşist işbirlikçiler olduğumuzu gizlemek için biz de eleştiriyormuş gibi yaptık. Mevzu hükümet olunca birileri birden ortadaki rezaleti keşfetmişlerdi. Ama bizim gibi, genel seçim adı altında yapılan darbeyle işbaşına gelmiş hükümetin yalakası tiplerle birarada gözükmemek için ayrı yerden yürüdüler. Herkes Ergenekon meselesinin uydurma olduğunu, dünya halklarının biricik düşmanının AKP hükümeti olduğunu anlamak üzereydi. “Solcuların sloganlarını bastırın” talimatı aldık. Ve “sessiz yürüyüş” diye bir şey icat ettik ki, sırf devrimci sloganlar atılamasın. Bunu da mahsus, Hrant’ın ailesi öyle istiyormuş gibi takdim ettik.
Fakat o esnada solcular etrafımızı sarmış, bizi Hrant’ı taşıyamaz hale getirmişti. Hemen çıkış yolu bulduk. Aslında beş vakit namazında, mütedeyyin bir insan olan Hrant’ı sosyalist olarak sunmaya karar verdik. Biliyorduk ki Hrant son yıllarda Budist olmuştu ve bunu gizlememiz gerekliydi. Emniyet’ten yardım istedik. Emniyet’te Fethullahçı sanıp başvurduğumuz müdürler meğerse Ergenekoncuyken kendini cemaatçi gösteren tiplermiş. “Normal polis yok mu” diye sorduk, yokmuş. Bize dediler ki: “Bu işi hükümete karşı bir eyleme çevirirseniz sizin kamera kayıtlarınızı yok etmeyiz.” Kabul ettik. Çünkü kamera kayıtları bize lâzımdı. Pennsylvania için tanıtım dizisi ve Veli Küçük’ün güvenlik şirketi için reklam filmi yapacaktık. Fakat bazı arkadaşlar gelip, “Niye o polise gittiniz de bu polise gitmediniz” diye sordular. Manalı manalı da baktılar. Cemaat’le ilişkimiz deşifre olmuştu!
Böylece Ergenekonculara yöneldik. Bu sefer Derin Anadolu’dan aradılar, “Bu durumda biz gelmeyiz” dediler. Biz de solcu olduğumuz için bunun önemini kavrayamadık. Ve kaldık öyle kavruk kavruk! “Ama Hrant içinizden biriydi!” diye ikna etmeye çabaladık. Onlar da dediler ki: “Kardeşim o bir kere Ermeni’ydi. Ayrıca siz onu sosyalist olarak sundunuz, günah bizden gitti.” Zaten günah hiçbir zaman onlarda olmamıştı.
Ergenekon’dan aldığımız talimat şuydu: “Tıpkı Susurluk’taki gibi, hedefi saptırın, Ergenekon’u bırakıp hükümete yönelin!” “Haa, psikolojik harekât!” diye cevap verdim, “Telefonda konuşma!” dediler.
Yani insanların birkaç yıl önce “Hrant’ın katili Ergenekon devleti” diye bağırırken “Faşistler vuruyor, AKP koruyor”a dönmesi asla hükümetin beş sene boyunca katilleri korumasından değil bizim Ergenekoncularla iş tutmamızdan ötürüdür.
Ancak bu kolay olmadı. Çünkü hükümetten kimse çıkıp “mum söndü oynuyorlar”, “glu glu dansı yapıyorlar” demiyordu. Hükümetin rezaletteki rolünü teşhir etmek için bir dolu ayrıntı anlatmak lâzımdı, kim dinleyecekti?
Basın toplantısı düzenleyip hükümetin günahlarını saydık döktük. Fakat memleketin cesur ve uyanık gazetecileri hemen bütün bu tezgâhı yine polisteki Cemaatçileri korumak için kurduğumuza uyandı. Basın da, yargıyı, meclisi, hükümeti, askeri, polisi töhmet altında bırakan bizim gibi şerefsizlerin söylediği tek lafa yer vermedi tabiî. Üstelik “Hrant Dink operasyonu”nun o sırada hükümete karşı da yapıldığını ağzımızdan kaçırdığımız için solcu teşkilatlar bizim gerçek yüzümüzü hemen anladı. Hükümeti hedef aldığımız için de öbürküler Ergenekon’la ilişkimize uyandı.
Ve nihayet, Hrant’ı öldürtenlerin korunması gibi tâlî meseleler bir kenara itildi, Hrant’ın Arkadaşları olarak baş köşeye geçtik.
Hrant’ın çok yakın bir dostu, çok yerinde bir hamleyle, insanlara asıl hedefi işaret etmişti: Hrant’ın Arkadaşları. Hemen ardından yazdığı yazıda da “parazit” lafını kullandı, böylece “arkadaş” gibi olumlu çağrışımlı bir kavramın insanların kafasını karıştırması önlendi, biz de parazit olduk, çünkü bu iki yazı “parazit” kodu altında birarada internet âlemini süsledi. Basın toplantımızda “hükümetin yapabilecekken yapmadıkları” başlığı altında sunduğumuz beş buçuk sayfa malzemeden aktarmaya değer tek satır bulamayan gazeteler, hakkımızdaki yazıyı internet sitelerinde sürmanşetlere, manşetlere çıkardılar. İktidar makamına bayağı alışmışken kamu vicdanı gibi bir düşmanla karşı karşıya gelmeyi hiç istemeyen hükümet yanlısı akıl-fikir insanları kaleme sarıldı. Vicdan sahibi dindar insanları Hrant için adalet için verilen mücadeleden soğutma harekâtı başladı. Bunu Hrant’a laf ederek yapamıyorlardı. Ermeni olmasına RAĞMEN! onu bağrına basmış geniş kitleyi, “bakın, Hrant’a sahip çıkanlar kötü insanlar” diyerek etkileme şansını onlara bizzat Hrant’ın bir dostu vermişti. Bulunmaz nimetti! Artık “psikolojik harekât”ın parçası olduğumuzu söylemek bile terbiyesizlik sayılmayacaktı.
İşte böylece bütün foyamız meydana çıktı!
Ve bu, Hrant’ı anmak için kırk bin kişinin meydana çıkmasından hemen sonra oldu.
Moralimizi 19 Ocak 2012’nin görüntülerini izleyerek doğrultmaya çabalıyoruz. Siz de izleyin bakalım, oradaki kalabalığın ezici çoğunluğu Ergenekoncu mudur, Cemaatçi midir, herhangi bir hesapla mı oradadır; yoksa “vicdan sahibi insanlar” demek daha mı doğrudur: http://vimeo.com/36491394
Nazlı Ilıcak’a kısa mesaj:
Nazlı Hanım, hepsi somut birer vakanın aktarılması niteliğindeki tesbitlerimizi, dayanaksız bir –tek!– kaynaktan edinilmiş altı boş iddialar gibi sunmaya çalıştınız. Bununla yetinmeyip, hükümete laf edenleri “cehalet”le suçladınız, ortaya “psikolojik harekât” şaibesi attınız. Devlet organizasyonuyla öldürülmüş bir insanla ilgili konuşulurken aslında sizin susmanız gerekmez mi? “Susurluk zamanındaki gibi” diyorsunuz; hiç hatırlamamamız gereken bir şeyi hatırlatıyorsunuz. Siz Susurluk zamanında –yanılmıyorsam, Ahmet Hakan Kanal 7’deyken sunduğu tartışma programında (“Mayın Tarlası” olabilir)–, “Devlet elbette insan öldürür, ama bunu seçilmiş hükümetin, Meclis’in onayıyla yapar” diyebilmiş birisiniz. (Zaten İbrahim Şahin ve emrindeki katil ekibini kahraman ilân etmiştiniz.) Hrant’ı şüphesiz seçilmemişler öldürttü, ama katilleri seçilmişler koruyor. Sizin de onları korumanız bu yaklaşımınızdan ötürü mü?
Yazarlar
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları





































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024