Ümit KIVANÇ
Kadri Gürsel’in “bağımsız, profesyonel, namuslu gazeteci”nin “ancak ana akımda gerçekleşebilen bir kalite” olduğu yollu sözleri verimli bir tartışmaya yolaçabilecek gibi görünüyor. Gerçi ben buradaki geçen yazımda, gerçekte hayıflanarak, hiçbir konuda doğru dürüst tartışamadığımıza işaret etmiştim; ama bu defa gayet sakin ve değerli yazılar yazılıyor, görüşler ortaya sürülüyor. Bu iyilik şüphesiz tartışmaya katılanların niteliğinden kaynaklanıyor. Çünkü aslında Türkiye’de, pek kalabalık olmayan böyle bir topluluk da yaşıyor. Bağcı dövmek için değil üzüm yemek için yola çıkan, birilerini yere düşürüp üzerlerine basarak yükselmeyi aklından geçirmeyen, mesele neyse onunla uğraşan iyi niyetli insanlar sözü alınca insan kendini başka ülkede sanıyor.
Mehveş (Evin) ile Fatih’in (Polat) yazılarından geçen yazımda sözetmiştim. (Biri şurada, öbürü şurada.)
Kadri ile tartışmaya ilk giren İrfan (Aktan) olmuştu. (Geçen yazıda verdiğim linkleri tekrar vereyim; İrfan’ın tweet’lerine şuradan, Kadri’nin cevaplarına da şuradan ulaşabilirsiniz.) İrfan, Twittertartışmasındakinden farklı olarak, daha sâkin uslûpla faydalı bir de yazı kaleme aldı sonra: “Gazeteci kimdir?”
Bu yazıda İrfan, yaşadığı hayalî ilçedeki (“Karaşehir”) çeşitli olayları, “skandalları” haberciliğin asgarî kurallarına da uyarak “haberleştiren” bir muhayyel ziraat mühendisinin gazeteci sayılıp sayılamayacağını tartışmaya açtı:
“Diyelim ki bu arkadaş, Karaşehir’de tanık olduğu veya sorguladığı olaylara ilişkin, gazeteciliğin temel kurallarından biri olan 5 N-1 K’ya uyarak gayet profesyonel haber metinleri yazmaya, söyleşiler, röportajlar yapmaya ve bu metinleri de Karaşehir matbaasına gidip A4 kâğıdına bastırıp çoğaltmaya, elden ele dağıtıp tüm Karaşehir halkına ulaştırmaya başladı. Bu arkadaş ne yapmış olur?”
Sorusunun arkasına şunları ekledi İrfan: “Kaymakam veya ilçe eşrafıyla karşı karşıya gelmekten korktukları için onların karıştıkları skandalları haber yapmayan yerel gazeteciler veya resmî ajansın muhabiri de bu arkadaşın sadece bir ziraat mühendisi olduğunu, zaten Sarı Basın Kartı da bulunmadığını, çünkü Basın Kanunu kapsamında, 212’den sigortalı olmadığını, yaptığı şeyin ‘siyasi/politik aktivizm’ veya ‘muhaliflik’ hattâ ‘militanlık’ olduğunu, tek işi veya geçim kaynağı gazetecilik olmadığı için de katiyen ‘profesyonel gazeteci’ sayılamayacağını iddia edebilir.”
Ziraat mühendisinin yaptığı işin, mühendisimiz İrfan’ın dediği gibi davrandığı sürece gazetecilik sayılabileceğine ilişkin bu gerekçelendirmeyi haklı buluyorum. Fakat, “Bu arkadaş ne yapmış olur?” sorusuna dönmek istiyorum. Cevabım şu: Neredeyse bir mucizeyi gerçekleştirmiş olur.
Çünkü ortadaki tartışmayı yaratan, İrfan’ın muhtemelen kolaylık olsun diye 5N1K’ya indirgediği, ama bunlardan ibaret olmayan gazetecilik gereklerini herkesin yerine getirip getiremeyeceği. Çünkü ortada elbette eğitim-donanım gerektiren bir meslek var ve bunun da, ziraat mühendisliği gibi, öğrenilmesi gerekiyor.
Kadri’nin söylediğine katılmamakla birlikte, söylediğinin gerisinde yatan bu temel kaygıya bütünüyle katılıyorum. Nitekim, yukarıda andığım Mehveş ile Fatih’in de bu kaygıyı gözardı etmediklerini belirtebilirim.
Zaten İrfan da etmiyor. Çünkü aktivist mühendisimizin “gazeteciliğin temel kurallarına” uyduğunu ısrarla vurguluyor. Güncel tartışmanın özü burada yatıyor.
Zemini kaydıran etkenler
Tartışmanın zeminini kaydıran iki akıl yürütme ve gerekçelendirmeyi saf dışı bırakabilsek hayırlı olacağını umuyorum. Zemin kaydıran üçüncü etkeni de azıcık aşağıda konu edelim.
İrfan, “Gazeteci kimdir?” yazısında, bunlardan birini ete kemiğe büründürüyor. “Boğulan adamın fotoğrafını mı çekersin, makineyi falan bir yana atıp kurtarmaya mı koşarsın?” sorusunun gazetecilikle doğrudan alâkası yok. Bu insanlık meselesi. Makineni ve gazeteciliğini bir yana bırakıp koşarsan ona göre insan olursun, bir insanın ölüme sürüklenişini seyrederek kendine başarı fırsatı yaratmaya kalkarsan ona göre. Böyle bir soruyla özellikle gazetecilik okullarında uğraşılmasının sebebi, tam da gazetecilik mesleğinin bazı nesnel gereklerinin, insanı ahlâkî ve insanî kaygılardan uzaklaştırması tehlikesidir. (Bakın, bu da başlıbaşına mühim tartışma konusu!) Niye birçok meslek için, işi düzgün yapma ve asgarî dürüstlük dışında özel bir “etik” meselesi yok da gazetecilik için varsa odur konu. Sözkonusu olan, “gazetecilik yapacağım diye insanlığınızı unutmayın!” uyarısıdır. Çünkü gazetecilik insanların ilişkilerini, yaşantılarını, manevî âlemlerini etkileyebilen, yapanı da ayrıcalıklarla donatıp “bozabilen”, son derece tehlikeli olabilen bir iş. Bu yüzden gazetecilik hep, bireysel ve kurumsal denetim mekanizması işlevi gören bir “etik” kılıcı altında yürütülmesi gereken işlerden. (Devletin kılıcı asla aynı işi görmez, aksine!)
Ama etik konusundaki bu vazgeçilmezlik işin nasıl yapılacağına dair fikir vermiyor. Müşterisine masayı düzgün ve vaktinde teslim etmesi gerektiğini bilmek marangozun ahşabı düzgün kesmesini nasıl sağlamazsa. (Tipik bir insanlık durumu olarak, tabiî, bu ikisi genellikle birarada bulunur, ama şimdilik bunu ihmal edelim:)
Tıpkı bunun gibi, “aktivist” gazetecilerin fedakârlığı, adanmışlığı, Türkiye gibi yerlerdeki kahramanlığı da işin “kalite”si konusunda bize bir şey söylemiyor. Yani tartışmanın zeminini kaydıran ikinci yaklaşıma geldik. Kadri’nin sözlerine öfkelenen birçok insan, haberciliği “aktivist”likle birleştirenlerin takdir edilmesi gereken cesaretine, azmine işaret ederek, bir nevi “el insaf!” dedi.
Tepkileri haklı, ama bunun doğan tartışmayla ilgisi yok. Son yıllarda muhalif, özellikle Kürt gazetecilerin, bırakın gazeteciyi, insanım diyen herkeste hayranlık uyandıracak bir azimle, cesaretle, ayrıca alçakgönüllülükle gece gündüz çalışarak yaptıkları, hem aktivistlik hem gazetecilik adına bütün insanlığın gurur duyması gereken işler. Öte yandan hepimiz biliyoruz ki, mesleğin bunca yıllık tarihi boyunca -bin türlü musibetin yanısıra!- oluşmuş ilkeleri, kuralları, asgarî gerekleri bakımından tatminkâr bir düzeyi tutturabilen “aktivist” gazetecilik çok da yaygın ve kökleşmiş değil. Şahane örnekleri zaman zaman görsek bile.
“Aktivist” gazeteciliğin iç engeli
“Aktivist” gazetecinin ve gazeteciliğin önünde büyük engeller var. İlki dışsal: çoğunlukla büyük riskler içermesi ve ilaveten gördüğü doğrudan somut baskılar; ölüm tehdidine varan tehlikeler, her an hapse atılabilme ihtimali… Aktivist gazetecinin önündeki bu engelleri gözönünde tutmadan konuşamayız.
Aktivist gazeteciliğin gelişmesini köstekleyen yapısal engelse karşısında değil içinde: Aktivizmin doğası gereği, kaçınılmaz ve vazgeçilmez şekilde içerdiği haklılık inancının mesleğin gereklerini ihmal etmeyi meşrulaştırdığı sanılıyor. Oysa böyle bir meşruiyet yok. “Koşun, herkesi işten atıyorlar!” diye bağıran işçinin tavrının meşruiyetini kimse tartışamaz. Ama muhabirsen “herkes” diyemezsin, vs.
Ceren (Sözeri) Evrensel’deki yazısında bunu, “İktidara muhalif olmak otomatik olarak iyi gazetecilik anlamına gelmiyor,” diye dile getirdi: “…taraflı, hattâ aktivist, sosyal hareketlerin rüzgârında habercilik yapmanın sorunları yok mu? Kadri Gürsel’in biraz genellemeci sayılabilecek tavrını eleştirsek de, elbette var. (…) Doğru bilgi verme, insan odaklı olma, taraflı olsa bile bağımsız hareket edebilme, olgulara dayanma, mümkün olduğu kadar farklı taraflara söz hakkı tanıma, hesap verebilme, şeffaflık gibi olmazsa olmaz ilkeler yerli yerinde duruyor.”
Burada şüphesiz Kadri’nin indirgemeciliğini eleştirmeliyiz: “Aktivist” olan herkes illâ kendisine neyi nasıl düşüneceğini, yapacağını dikte eden bir “merkez”e bağlı hareket etmiyor ki. Partiye-harekete vs. bağlı bilgi yayma işine gazetecilik denip denemeyeceği zaten baştan tartışma konusu. Önceden tanımlanmış siyasî hedeflere ayarlı bilgi yayma işini daha çok propaganda başlığı altında ele almak gerekir. Bunu başka zamana bırakarak geçiyorum.
Bizim “ana akım” örnek değildi ki
Ceren’in isabetli yazısının sonuna doğru dile getirdiği öneriyi tekrarlamalıyım: “…tartışmayı ‘iyi ana akım’dan çıkarıp ‘iyi gazetecilik nasıl yapılır’a çekmek, kişilerden ziyade yöntemi sorgulamak en doğrusu.”
Kadri’nin ana akım için sarf ettiği “ekmek gibi bir ihtiyaç” sözünü hatırlatan Ceren, “Ancak,” diye yazdı, “Oktay Akbal’a referansla ‘önce ekmekler bozuldu, sonra her şey’…” Yani “ekmek gibi ihtiyaç”ı reddetmedi, bizim küflenmiş, rezili çıkmış ekmeğe işaret etti.
Sağlığında bizim ana akım medyanın -artık ölü- ne feci bir “şey” olduğu üzerine kim sözün daha beterini bulup söyleyecek yarışına girmenin anlamlı olduğunu sanmıyorum. Belki AKP öncesini bilmeyen veya hatırlamayan gençler için medyanın “önceki Türkiye”de ne halde olduğunu anlatmanın yararı vardır, ama gazetecilik mesleği ve güncel tartışma için bu konuda bugün işimize yarayacak tek olgu, “ana akım gazetecilik”ten kastın Sabah-Hürriyet hegemonyası döneminde içine edilip rayından çıkarılmış “Türk basını” olmadığını bilmek. Bizim “ana akım”, özellikle 1980’lerden itibaren mesleğin gereklerinden öylesine uzaklaşmıştı ki, içindeki dürüst ve kaliteli gazeteciler uçuruma doğru hızla yol alan trenin içinde ters yöne koşan yolcular gibi kalmışlardı. Birkaç yıl boyunca günlük medya eleştirisiyle uğraşmış biri olarak sizi temin ederim ki, “ana akım medya” içerisindeki gazetecilik kırıntıları, hoyratça sarsılan elekten beşer onar dökülen tanecikler gibiydi; düşmeden yakalayabilirseniz ne âlâ.
Bir zamanların “ana akım”ını tanıyanların Kadri’ye gösterdiği tepkide elbette bu olgu büyük rol oynuyor. Bu durum da tartışmanın zeminini kaydıran üçüncü etken. İşte bu yüzden Ceren’in hem meselenin aslını dile getiren hem de tartışmaya yön verebilecek önerisi çok yerinde: Mesele “yeniden ekmek gibi bir ihtiyaca dönüşebilmek”.
Bitirirken, bu tartışmaya ilişkin çok faydalı bir yazıya daha işaret etmeliyim. Barış akademisyenlerinden, um:ag’ın (Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı) Genel Yayın Yönetmeni Tezcan Durna’nın Duvar’da yayımlanan yazısı: “Ana akımın gazetecilikle imtihanı”. Bu yazıda dile getirilen çeşitli olgu ve görüşler, üzerlerine ayrıntılı konuşmayı gerektiriyor. Bunu da gelecek yazıda yapayım.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024