Ümit KIVANÇ
Birikim’in 357. (Ocak 2019) sayısında, Teknolojik İş(lev)sizlik’in yazarı Kemal İnan’la yapılmış uzun bir söyleşi yeraldı. 2012’de basılan kitabın yazarı, Tanıl Bora’nın sorularını cevaplarken, artık yarının değil bugünün sorunu saymak zorunda olduğumuz bir dizi kritik değişime dair önemli sözler söylüyor.
Henüz gereken ilgiyi göstermiyoruz, ancak bu söyleşide ele alınan sorunlar yeni bir dünyada yaşayacağımız yeni zorluklara denk düşüyor. Bildiğimiz işlerin bildiğimiz işler olmaktan çıkacağı, vasıfsız iş denen şeyin dünyadaki vasıfsız insanların pek azına yetecek kadar kalacağı, sanayi toplumunun karşılıklı bağımlılık da ifade eden sömürü ilişkisinin yerini bambaşka tahakküm tarzlarının alacağı söylenen o meşum geleceğin içinde yaşamaya başladık sayılır.
Son günlerde haber olan sadece iki gelişmeyi hatırlatayım.
İlki, dünyanın en zengin yirmi altı kişisinin elindeki servetin insanlığın aşağı yukarı yarısınınkine, üç milyar altı yüz milyon kişininkine eşit olması. Buradaki “servet”i “kudret”e tahvil ederek anlamakta fayda var. Bu kudret yoğunlaşması eğer kaçınılmaz olarak kendine münasip baskı ve ilişki tarzlarını yaratmazsa, insanlık tarihindeki hiçbir sonucu hiçbir nedene bağlı olarak açıklayamayacağımız bir rastlantılar âleminde doğup büyüyüp bugünlere geldik demektir.
İkinci gelişme, 2030’a kadar dünyadaki “iş”lerin 800 milyonunun ortadan kalkacağı öngörüsü. Bunun abartılı bir öngörü olmadığında, teknolojik gelişme hızı, meselâ iklim değişikliğindeki gibi, tahminlerin ötesinde seyrederse daha fazla iş alanının daha kısa sürede yok olabileceğinde soruna kafa yoran herkes birleşiyor.
Süreç içinde karşımıza çıkacak iki olguyu daha bunlara eklemeliyiz. Biri şu: teknolojik gelişme (otomasyon ve yapay zekâ) yüzünden zamanla yok olacak işler arasında sadece vasıfsız işçilerin yerine getirdiği “mavi yakalı” işlevleri bulunmuyor; birikmiş veriyi değerlendirerek yargıya varma sürecinin ağırlıkta olduğu tıp ve hukuk alanlarında bugünün ayrıcalıklı meslek sahiplerini epeyce kötü sürprizler bekliyor.
Öbür ilave olgu da şu: teknolojik gelişme şüphesiz yok olanların en azından bir kısmına karşılık yeni iş alanları açacak, ancak işlerini kaybedecek olan insanların pek azı bu işleri yapabilecek donanıma sahip olacak. İnsanlar durmadan yeni yeni kapasiteler edinmek, yani yeniden eğitim görmek durumunda kalacaklar, çünkü gelişen teknolojinin ihtiyaç yaratacağı işlerin hemen hiçbiri, kısa süre önce ortada olmayan birtakım bilgiler edinilmeksizin görülemeyecek. Belki de insan denen canlının bireysel kapasitesini aşan ihtiyaçlar meydana çıkacak.
İş insan denen canlının kapasitesini aşmaya gelince orada duralım ve az geriye sıçrayalım.
“Yeni kontrat lazım”
Kemal İnan, “sanayi toplumunun yazılı olmayan kontratı”nda yeralan “ilke”ye işaret ediyor: “her birey yaşamını (ücretli) emeği ile sağlamalıdır”. İnan buradan hareketle, müstakbel “bilgi toplumu”nun “yeni bir toplumsal kontrat ve bu kontrata uygun yeni bir değer ve ahlâk anlayışı” gerektireceğini belirtiyor. Bu nasıl bir anlayış olabilir? İnan: “Her bireyin, emeğinin ticarî değer yaratıp yaratamamasına bakmadan maddî ve manevî ihtiyaçlarının karşılandığı olanaklara sahip olması bir insanlık görevi olarak toplumca sağlanmalıdır gibi bir ilke.”
Burada sözü edilen sorunsal bir süredir insanlığın geleceğine kafa yoran herkesi meşgûl ediyor. Akla gelen çözüm yollarından biri, “evrensel temel gelir” veya “evrensel asgarî gelir” diye tanımlanıyor. İnan’ın ifadesiyle, “geçimini sağlayacak kadar gelir yaratamayan insanları düşünerek koşulsuz bir biçimde her vatandaşına belli bir aylık gelir sağlayan bir desteğin oluşturulması”.
Tabiî böyle bir çözüm yolunun uygulanmasının, hattâ başta kabul edilmesinin önünde çok ciddî ideolojik engeller var. Kapitalizm bu engelleri bunca zaman içerisinde hunharlıkla, insafsızlıkla ve maalesef başarıyla imal etti. ’80 sonrasının neoliberal saldırganlığı da tahkim etti, üzerlerini jilet telle kapladı, eşitlik fikrine karşı her girişimi âdetâ kutsallaştırdı. Varılan insanlık durumunda, dünyanın en rahat, en konforlu yaşanabilen ülkelerinden İsviçre’de yurttaşlar, ayrımsız herkese aylık temel gelir bağlansın mı diye yapılan referandumda yüzde 77 oranında hayır oyu verdiler. İstemediler yani işsiz kalanın aç kalmamasını ya da insanların bu asgarî gelire razı olarak icabında çalışmadan yaşayabilmesini.
Elitlerin kaygısı
Üzerinde uzun uzun düşünmeye değecek bir somut hadise var. İnan’ın sözleriyle: “en yüksek gelir dilimleri arasında yeralan ABD Silikon Vadisi profesyonelleri ve girişimcileri Evrensel Temel Gelir çözümünün en hararetli destekçileri arasında yeral[ıyor]”. İnan’ın aktardığına göre bu tutuma üç farklı açıklama getiriliyor. İlki, bu ayrıcalıklı seçkinlerin “kendilerini varolan işsizlikten ve gelir eşitsizliklerinden sorumlu tutmaları”. Silikon Vadisi’nde bu ölçekte toplumsal sorumluluk duygusu bulunduğuna inanmak zorsa da, en azından bazıları için böyle bir ihtimalin sözkonusu olabileceğini kabul edelim. İkinci açıklama daha gerçekçi: eşitsizlikler öyle büyür ki, “politik olarak kabul edilebilir düzeyi” aşar, bu da “toplumsal patlama”ya yolaçar, bizzat varlığımız tehlikeye girer, diye düşünen Silikon Vadisi elitleri, tedbir peşinde. İnan’a göre “daha gerçekçi bir neden” ise şu: “[bu profesyoneller] sorunun teknolojik boyutunu en iyi -en azından sıradan iktisatçılardan daha iyi- anlayan kesimi oluşturdukları için başka çözüm görememeleri.”
İnan, 2020 seçimlerinde Demokrat Parti’den adaylığını koymaya hazırlanan yapay zekâ girişimcisi Andrew Yang’ı örnek gösteriyor. Çin asıllı girişimci, herkese bin dolarlık Evrensel Temel Gelir kurumu kurma hedefiyle bu işe girecek. İnan, Yang’ın bir söyleşide dile getirdiklerini aktarıyor. Yang, otomasyonun toplumsal sonuçlarıyla ilgilenmesinin sebebini açıklarken, “yarattığı sosyal, ekonomik ve politik işlevsizliğin gözümüzün önünde cereyan etmesi”ne işaret ediyor, şöyle devam ediyor: “Donald Trump’ın başkan olmasının nedeni, başkan olması için seçimde kazanması gereken ve kazandığı Michigan, Ohio, Pennsylvania, Wisconsin, Missouri ve Iowa eyaletlerinde 4 milyon imalat sanayi işinin otomasyonun kurbanı olmasıdır. Ve teknoloji sektörleri içinde çalışan herkes gayet iyi biliyor ki, aynı durumlar perakende sektöründe çalışanların, çağrı merkezi çalışanlarının, hızlı yiyecek sektörü çalışanlarının, kamyon şöförlerinin ve ekonominin kalan kısmında çalışanların da başına gelecek. (…) Ben başkanlık seçiminde adayım, çünkü biliyorum ki, dünya sanayisinin en büyük ekonomik dönüşümünde üçüncü (son) raundu yaşıyoruz ve politikacılarımız bu durumu hiç mi hiç anlamıyor.”
Söyleşinin devamında Kemal İnan, işsiz ve işlevsiz kalacak olanlara evrensel temel gelir sağlanması için konacak vergiler yüzünden nitelikli emeğin oradan oraya kayması ihtimalinden ve evrensel asgarî gelir için emek ve sermaye açısından geçerli koşulların “küresel düzeyde” eşitlenmesi gereğinden -ve bunu gerçekçi bulmadığından- sözediyor. Biz İnan’ı ve söyleşiyi izlemeyi burada bırakalım. Azıcık kendi yolumuza gidelim. Ancak ihtimallerin ürkütücülüğünü gözönüne alarak, yalnız birkaç adım ilerleyip mola verelim.
İnan’ın aktardığı Andrew Yang’ın sözleri, geri planda bize ne anlatıyor? Çok şey. Trump’ın başa gelişi öyküsü, biliyoruz ki, tek başına marjinal edebiyat dergisinde yayımlanmış bir gerçeküstücü hikâye değil. Çok benzer başka öykülerle birlikte günümüzün karanlık antolojisini oluşturuyor. Ona seçim kazandıran etkenler, bunlar yüzünden ona oy verenler, icraatıyla hizmet ettiği kesimlerin vaatleriyle oy aldığı kesimlerle neredeyse zıt oluşu, kendisini başa getiren mekanizma dahil, her türlü demokratik usûlü, ortamı, hukuku, yasallığı, yönetim erkini dengeleyebilecek her türlü kurumu ortadan kaldırma yönündeki alenî ve pervasızca girişimleri, üslûbunun küstahlığı, bunun üslûptan ibaret olmayıp destekçilerine meşru sorun çözme yöntemi olarak kaba kuvveti gösterişi… bunlar günümüzün yükselen faşizan-otokrat eğilimlerinin ortak çizgileri.
Artık “eğilim” dememiz pek de isabetli görünmeyen, çünkü yavaş yavaş yerleşmeye başlayan yeni otokrasi yönündeki hareketlerin tepesinde bu özellikler teşhis edilebilirken, hareketlerin tabanı üzerine, konu ettiğimiz otomasyon-işsizleşme-işlevsizleşme açısından neler söylenebilir? Galiba çok kötü şeyler. Öncelikle, bu destekçi kitlelerin başlarına gelecekleri “hiç mi hiç anlamadıkları”.
Çok yakın gelecekte otomasyon yüzünden işlevsiz ve kudret sahipleri açısından gereksiz kalacak, taşınması bugüne kadarki insanlık âdâbı bakımından zarurî ama aslında son derece yararsız yük haline gelecek -şimdilik buna sadece Fransa’daki Sarı Yelekliler kısmen uyandı- insanlık kesimi içerisinde Trump ve benzerlerinin destekçileri ikinci büyük dilimi oluşturuyor.
İlk büyük grup şüphesiz azın da azı gelişmiş ve bundan fazla gelişmeye imkân bulamayacakları belli olan gariban ülkelerin kısa zamanda bol teknolojili işlevler edinme şansı edinemeyecek olan ahalisi. Yeni dünyanın ileri teknolojili muazzam güvenlik tedbirleri altında kendilerine güvenli ortam inşa edebilecek elitleri için, Sahra Altı’nın aç ahalisi, olsa olsa, günün birinde kapıya hücum edecek işe yaramazlar sürüsüdür. Birkaç yıldır giderek -her bakımdan- şiddetlenen göçmen-mülteci akınına, sahillere vuran çocuk bedenlerine böyle bir gelecek perspektifinden bakıldığında, insanlık tarihinin içinde bulunduğumuz aşaması daha kolay anlamlandırılabilir.
Yine buradan bakıldığında, toplumsal-hukukî her türlü denge ve denetim mekanizmasını ortadan kaldıran, hak aramayı suç haline getiren, vicdan, insaf kavramlarını dilden atan dizginsiz yeni otokrasilerin destekçisi kitlelerin, muazzam şevkle kendi kuyularını kazdıklarını da seçebiliyoruz.
Yazarlar
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024