Ümit KIVANÇ
Devletin yurttaşla yüz yüze geldiği mekânlarda neden her şey üstünlük kavramı eksenine oturtularak tasarlanır? Çünkü tasarlanan mekân değil ilişkidir. Mahkeme, bu anlamda, devletin bizimle ilişkisinin feriştahı sayılmalı. Girer girmez, size burada haddinizin bildirileceğini anlarsınız. Ve hakkınızda karar verilecek bünyenin sizin gibiler için ne kadar ulaşılmaz olduğunu. Görebildikleriniz, asıl gücü saklayan bir perdenin üzerindeki desenlerdir.
Bu defa bizi klasörlerden bir perde karşıladı. Tutuklu sanığı yakınlarından 60-70 metre uzağa koyup arkasına jandarma dizen mahkeme düzeninin, karar verici tarafından rahatlatıcı iktidar teyidi sayılan, hakkında karar verileneyse ezici dev yumruk gibi gözüken heybeti, heyet makamının hemen arkasında fon oluşturan klasörler yığınıyla pekiştirilmişti. Diklemesine sıralanmışların üzerine üst üste yatırılmışlar. Mavi klasörlere gözünüz takılmış dururken başka şey düşünmenize imkân yok; bu manzara tek şey söylüyor: “Bunların içerisinde, ömrünüzün istediğimiz kadarını elinizden almamıza elverecek devlet klişesi, yalan ve boş laf var.”
Boş lafın amacı mutlak monologu seyre değer oyun haline getirmek. Muktedirlerin bizi oyuna katmaya ihtiyacı var. Sonucu tayin kudreti bir tarafın elinde olsa da oyun kalabalıkları cezbeder. Seyir heyecan getirir. Fakat seyredilecek şey de baştan heyecan vaat etmeli. Halkı meydana toplayıp idam seyrettirme günlerinden bu yana kaydettiğimiz ilerleme sandığımız kadar mı? Şu klasör yığını, heyecandan başka her şeyi vaat ediyor. Ötesi uçurum mu bilmeden keskin viraja doğru yol alan sürücününkini heyecan saymazsak.
Dikine sıralı elli kadar klasör. Üzerlerine, belirli bir düzen içinde yatay yığılmış bir o kadar daha. Sanırım biraz daha fazlalar. O sessizliği ve hareketsizliği içinde manzara başlı başına tehditkâr. İktidar sahiplerinin hakkımızda tuttukları zabıtlar? Kadere dair hükümlerin görünmez yazılarla doldurulduğu boş sayfalar? Dikine sıralı mavi klasörler üzerinde, üçer beşer üst üste yatırılmış mavi klasörlerden oluşan “iş”le, bireyin iktidar karşısındaki güçsüzlüğünü mü işlemiş sanatçı? Yoksa sanatla falan, sanatçı hapsetme dışında alâkası olmayan yetkililer, bu yerleştirme aracılığıyla bize mesaj mı vermek istemişler: “Çırpınmanızın anlamı yok; çabanız sonuç vermeyecektir. Adalet klasörlerin neresinde, bulamazsınız.” Bulamayız. Çünkü bunlar kapaklarını bizim kaldıramayacağımız klasörler. Yanlarına yanaşamayız, bir; çok ağırdırlar, iki. Devletin ağırlığı. Sanatçı şöyle anlatıyor “iş”ini: “Devletin mavi klasör yığını karşısında birey hiçtir. Klasörlerin boş sayfalarla dolu oluşunda devletli hayatın anlamı gizlidir. Birey boş sayfayla da suçlanabileceğini bilmelidir. Bireyin hiçliği ile sayfanın görünürdeki boşluğu âhenk içindedir. Devlet hayatı bu âhenk sayesinde sürer.”
Mahkemeler âleminin tecrübeli muhabiri meslektaşımızdan öğrendik ki, bunlar Adnan Oktar teşkilatı davasına ait klasörlermiş, mütemadiyen oradan oraya taşımak zor olacağı için orada tutuluyorlarmış. Karşıdan bakarken, hangi davaya ait oldukları izlenimi, duyguyu değiştirmiyor. Devletin klasörleri onlar. Ömrümüz, kaderimiz, birilerinin gündelik işidir.
KADERİMİZİN OYUNU
Gelirler ve “klasörler” yerleştirmesinin önünde, bizden yüksekte, yerlerini alırlar. Biz kaderimizin onların elinde olduğunu biliriz. Sanıksanız, başınızı kaldırmış yukarı bakarken anlarsınız en geç. Yapacakları her şeyi mâkûl saymaya mecbursunuz. Hele sanık yakınıysanız. Yargılanan, hasret kaldığınız, sevdiğiniz biriyse. Gerçekliğine inanıyor gibi, etkinliğe katılmak zorundasınız.
Duruşma etkinliği yeni heyet reisinin alkış ve “ses çıkarma” konusundaki uyarısıyla başladı. Daha doğrusu, “kalkışırsanız dışarı atarım, tutuklarım” tehdidiyle. (Heyet reisi, bir hakim ve savcı değiştirilmişti, belki hatırlıyorsunuzdur. Yalnız Osman için “tutuklu kalsın” oyu veren hakimlerden biri kalmıştı. Önceki duruşmalarda Osman’ın tutukluluğuna devam kararları ikiye birle alınmıştı, şimdi oy birliğiyle alınsın diye heyet değiştirildi, öyle de oldu.)
Etkinliğin ilk gösterisi, Fethullah’çılıktan Muş’ta tutuklu bulunan eski polisin SEGBİS aracılığıyla ifadesinin alınamayışıydı. Epey sürdü bu iş. “Bir teknik arıza nedeniyle”ye hepimiz çok alışık olduğumuzdan hadise yadırganmadı. Ömürler gasp edebilen, hayatlar karartabilen koca mekanizmanın, hotzotla, yasakla, baskıyla halledilemeyen her işte her an gösterebildiği beceriksizliğin salondaki yabancı gözlemciler dışında birilerince de yadırganışı belki ülkemizin ulaştığı gelişmişlik seviyesine işarettir, bilemedim.
GÜNÜN MODALARI
Osman’a, birlikte Gezi direnişini örgütlediği Mehmet Ali Alabora’nın, seyirciyi de işin içine katıp ayaklanma hazırlayacağı tiyatro oyunu soruldu. Osman, “Böyle saçma şey olur mu?” demedi. Alabora ile bir defa telefonla konuştuğunu, bunun da “Gezi olayları başladıktan sonra” olduğunu hatırlattı. Olgunun iddiayı baştan imha edişi, bugün “yargı” adını verdiğimiz sistemde “mevcut delil durumu”na zarar vermiyor, bildiğiniz üzre.
Günün “yargı”sının bir başka özelliği, sanığın suçsuzluğunu ispatla yükümlü oluşu. Yargıç, Gezi direnişini çevre duyarlılığıyla desteklediğini söyleyen Osman’a, Alabora’nın meşhur “mesele sadece ağaçlar değil” tweet’ini hatırlattı ve şöyle sordu (mealen aktarıyorum): “Peki, buna karşı bir beyanınız oldu mu? Bize ispat için gösterebileceğiniz, yazılı beyanınız vs. var mı?” Osman, bütün nezaketiyle, “İspat, iddia makamının yapması gereken şey,” dedi. Yani tanıdığımız herhangi birinin herhangi bir zaman edeceği herhangi bir söze kazara savcılar takılırsa, herhangi birimize buna karşı beyanımız olup olmadığı, bunu ispat edip edemeyeceğimiz sorulabilir; eğer yoksa bu da bizim suça katıldığımıza yorulabilir. Tarih böyle bir yargı mantığı gördü mü, bilmiyorum.
Aynı mantık, Taksim Dayanışması’nın çağrılarına karşı tavır alıp almadığının Osman’a soruluşunda da geçerli. Yargıç bu soruyu ısrarla tekrarladı. Şu anda hepimiz her suça katılıyor olabiliriz, teorik olarak.
SUÇ VE CEZADA BİLİNEMEZLİK FELSEFESİ
Geldik günümüz yargısına özgü olmayan, Türkiye’de başından beri bu mekanizmanın vazgeçilmez özelliklerinden olan “bilinemezlik” düsturuna. Gezi direnişi ile Kürtlerin ilişkisi konusunda birisiyle telefonda görüşürken Tayfun Kahraman “zaten Öcalan da şöyle dedi” yollu bir laf ediyor. Anlaşılan, yargıç, vurguyla telaffuz ettiği “teröristbaşı Öcalan”dan böyle normal bir şekilde söz edilişinden Kahraman’a yüklenecek suç çıkarılabileceği görüşünde. Kahraman, “Çözüm Süreci zamanıydı,” diye hatırlatıyor. PKK’nin önkoşulsuz TC topraklarından çekilmeye başladığı, Öcalan’ın mektubunun Newroz’da milyon kişiye okunacağı, dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’ın, Mesud Barzani ve Şivan Perwer’le birlikte katıldığı Diyarbakır mitinginde, “Dağdakilerin indiğini, cezaevlerinin boşaldığını, 76 milyonun bir olduğunu göreceğiz,” diye konuşacağı, Dolmabahçe’den tarihî “mutabakat” ilanının yapılacağı günler yaklaşıyordu. O gün suç olmayan, 7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP barajı geçip AKP’ye tek başına iktidarı kaybettirdikten sonra suç haline gelmiş, barışçılıktan savaşçılığa dönüldükçe suçun kapsamı genişlemişti. Bugünün hukuku, suç sayılmayan o günkü eyleminden bugün suçlanmanı meşru sayıyor. Yani “mevcut delil durumu” dendiğinde, mevcut da ne zaman mevcut, ona da bakmak şart.
VE HER KAPIYI AÇAN ANAHTAR: SOROS
“Soros’u tanıyor musun?” bahsi, “delil durumu” açısından davanın en ilginç kısımlarından. George Soros ve Açık Toplum Vakfı ile ilgili olarak aslında müphem hiçbir şey yok. Osman da, vakfın yönetim kurulu başkanlığını yapmış sanık Hakan Altınay da, bütün faaliyetlerin Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından sürekli denetlendiğini, karanlık ilişkilerin işareti gibi sunulan “fon” mevzuları ve para hareketleri hakkında gerek Açık Toplum Vakfı gerekse onunla ilişki içerisinde netameli işler çevirmekle itham edilen Anadolu Kültür’ün web sitelerinden her türlü bilginin alınabileceğini tekrarlayıp durdular. Ama bu, sivil toplum kuruluşlarının proje bazında fon ve destek sağlaması süreçlerine vâkıf olmayan ve kendileri için karanlıkta kalanı herkese karanlık göstermek için uğraşan polis ve savcıların kurduğu fantastik bağlantıların mahkeme heyetlerince ciddîye alınmasını engelleyemiyor.
George Soros’un Yahudiliği gündeme geliyor -aksi mümkün mü? Yahudi olduğu için İsrail devleti lehine çalışıyormuş. Osman, Soros’un İsrail politikalarına, özellikle Netanyahu’ya karşı muhalif tutumuna işaret ediyor, “Aklın alacağı şey değil,” diyor. Hele Soros hakkında, gerçeğin hiçbir hükmü yok. Sağından soluna bütün ülkeyi birleştiren müthiş motif, Soros. Emperyalizm gibi bir şey.
Nitekim Osman bütün emperyalistlerle görüşüyor. Amerikalılar, Almanlar… Reis soruyor: “Haydi onunla görüştünüz, bununla niye görüştünüz?” Osman, “Fransızlarla da görüşürüm,” diyor. Reis soruyor: “Siz kimsiniz ki gelenler sizden bilgi alıyorlar?” Ve işaret ediyor: “Sanki onların temsilcisiymişsiniz gibi bir şey çizmiş iddianame.” Mahkeme heyeti iddianameyi ciddîye alıyor. Osman, “Temsilcileri olsam,” diyor, “Talimat verirler. Görüşümü sormazlar.” İddianamenin dünyasına yabancı, bu denklem. Kimse oralı olmuyor. Osman, eczaneden alınma maskeler ve poğaçalarla Gezi isyancılarını örgütlerken ülkenin birtakım sırlarını da emperyalistlere dağıtıyor; ileri sürülen bal gibi bu. Dünyanın en nazik adamı, yine sıradan toplantıların gizli-karanlık örgüt işleri gibi sunulduğu bir noktada kendi sınırını zorluyor: “O toplantıları fonlamadığımız gibi ben onlara katılmadım da. Bunlar safsatadan ibaret.”
İbaretse ibaret. Karşısında kapı gibi “mevcut delil durumu” var.
Otuz senelik arkadaşım Yiğit Ekmekçi’ye, Avrupa devletlerini Türkiye’ye biber gazı satmasınlar diye örgütleyip ambargo uygulattıracak bir süper diplomat ve casus makamını münasip gören metnin iddianame sıfatıyla ciddîye alındığı durum bu.
O iddianame ki, çekilmeyen filmin çekilmiş olduğu iddiasını içeriyor, üstelik -film mevzusuyla ilgili olarak asıl suçlanan Çiğdem Mater’in haklı olarak “mucize” diye nitelediği şekilde- daha kurgu için destek aramaya başlanırken filmin tamamlanmış olduğunu varsayıyor; bambaşka bir filmi o film diye gösteriyor; Osman’ın varolmayan birtakım görüntüleri bir yerlere “yanında götürdüğünü” uyduruyor.
“Mevcut delil durumu” bir tuhaf. Bu üç kelimeyle oynamaya başladığınızda derhal mesele çıkıyor. “Mevcut durum”da, meselâ, “delil” yok. “Delil durumu” da “mevcut” değil.
Yazarlar
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları






































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024