Vahap COŞKUN
24 Haziran öncesinde birçok defa vurgulandığı gibi, bu seçimlerde en kritik noktalardan biri HDP’nin seçim barajının altında kalıp kalmayacağıydı. Zira Meclis’te iktidar mimarisinin şekillenmesinde HDP’nin alacağı netice belirleyici olacaktı. Bundan ötürü gözler HDP’nin üzerindeydi.
HDP cumhurbaşkanlığı seçimlerine eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ı aday göstererek girdi. HDP’nin seçenekleri sınırlıydı; Edirne’de tutuklu bulunan Demirtaş da HDP için en güçlü adaydı. Çünkü partinin içinde kitlesel tabanı bu denli geniş ve farklı kesimlere de hitap edebilme özelliğini haiz başka bir isim yoktu.
Demirtaş, güç koşullara ve son derece kısıtlı imkânlara rağmen, etkili bir kampanya yürüttü. Bir bahsi diğer, ama belirtmeden geçmeyeyim: Demirtaş’ın kampanyasının en büyük handikapı, ciddiyet eksikliğiydi. Asık suratlı bir siyaset ortamında, güler yüzlü bir kampanya doğru bir fikirdi. Ancak burada aslolan kıvamı kaçırmamaktı. Neredeyse bütün mesajların espriler ve şakalar vasıtasıyla verilmeye çalışılması, bir müddet sonra hem sempatikliğini yitirdi, hem de mesajların içeriğini gölgeledi. Yine de Demirtaş’ın kampanyası, bilhassa sosyal medyada belli bir karşılık buldu.
Tamamlanan misyon
En güçlü isim olmasına rağmen Demirtaş’ın aday olması, bana göre yanlıştı. İki sebebi var bunun. Birincisi, Demirtaş’ın misyonunu 2014’te yerine getirmiş olmasıydı. 2014’te halk ilk defa cumhurbaşkanını doğrudan seçiyordu. Tek bir seçim vardı, bütün ilgi cumhurbaşkanlığı üzerinde yoğunlaşmıştı. İki muhalefet partisinin (CHP ve MHP) liderleri, Erdoğan’ın karşısına çıkacak cesareti gösterememiş ve o güne kadar kamuoyunun âşinâ olmadığı bir isimle (Ekmeleddin İhsanoğlu) yarışa girmişlerdi. Böyle bir ortamda Demirtaş, siyasi bir aktör olarak büyük bir rol oynayabilirdi.
Oynadı da. Demirtaş, seçim sürecinde gayet iyi bir performans sergiledi. Yüzde 10 oy alarak büyük bir başarıya imza attı ve HDP’nin parti olarak barajı geçebileceğine dair fikrin olgunlaşmasını ve destek bulmasını sağladı. Nitekim bir yıl sonra, 7 Haziran 2015’te yapılan seçimlerde HDP yüzde 13’e çıktı. Demirtaş, üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştı.
2018’de ise şartlar farklıydı. Bir kere tek değil iki sandık vardı. HDP için yaşamsal derecede önem arz eden husus, tekrar Meclis’e girebilmekti. Parti -- doğal olarak -- cumhurbaşkanlığı seçimlerini değil parlamento seçimlerini önceliyordu. Yani ilginin odağında Demirtaş değil, seçim barajı bulunuyordu. 24 Haziran’a yaklaştıkça bu öncelik düşüncesinin HDP seçmeninde de yer ettiği görüldü. Önceleri Demirtaş’ın oyları HDP’nin önündeyken, zamanla HDP’nin oyları Demirtaş’ın önüne geçti.
Yeni hukuki pozisyon
Zaten Demirtaş da yüzde 8.40 oranıyla 2014’te aldığı oyun gerisine düştü. Dolayısıyla hem Demirtaş’ın hem de HDP’nin bu öncelik meselesini daha doğru değerlendirmeleri gerekirdi. Salt Meclis seçimlerine yoğunlaşan bir strateji izlemeleri, parti için daha olumlu bir tablo ortaya çıkarabilirdi.
İkincisi, Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı yerine milletvekilliğine aday gösterilmesinin daha yerinde olacağını düşünmemdi. Evet, cumhurbaşkanı adaylığının sembolik anlamı ağırdı. Lâkin bu, Demirtaş’a herhangi bir hukuki kazanım sağlamayacaktı. Oysa Demirtaş milletvekili adayı gösterilseydi, bundan bir sonuç alınacağı kesindi. Demirtaş, vekil olarak yasama dokunulmazlığına sahip olurdu. Elde edilen bu hukuki pozisyon üzerinden Demirtaş’ın özgürlüğüne kavuşturulmasının yolları zorlanabilirdi.
“Post-modern parti kapatma süreci”
HDP, 24 Haziran’da 5.867.302 oy aldı, oranı yüzde 11.70 oldu. Bundan önceki iki seçimle kıyaslandığında manzara şöyle: HDP’nin 7 Haziran 2015 seçimlerindeki oyu 6.058.489, oranı yüzde 13.12 idi. 1 Kasım 2015 seçimlerinde ise HDP’nin oyu 5.148.085, oranı ise yüzde 10.78 oldu. Yani HDP şu anda 7 Haziran ile 1 Kasım arasında bir yerde duruyor; 7 Haziran’a nispetle (1.5 puan) geride, 1 Kasım’a nispetle (1 puan) ilerde.
Peki, bu sonuç nasıl okunabilir? Üç noktanın altını çizmek isterim:
(1) HDP, parti olarak, son iki yıldır büyük bir baskıya maruz kaldı. Milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırıldı. Eş genel başkanları tutuklandı. Bazı vekilleri cezaevine kondu, bazı vekillerin vekillik sıfatları düşürüldü. Parti teşkilatlarına büyük operasyonlar yapıldı, parti yöneticileri tasfiye edildi. Partinin taraftarları ile olan bağları kesildi, parti fiilen çalışamaz hale getirildi.
Bir yazıda bu hali “post-modern parti kapatma süreci” olarak nitelemiştim. Parti hukuken kapatılmıyor, partinin hukuki varlığı korunuyor ama gerçekte partinin siyasi faaliyette bulunmasının önüne bariyerler konuyor ve parti işlevsiz kılınıyor. HDP’ye yapılan tam anlamıyla bu!
Bütün bunlara karşın HDP’nin yüzde 12’ye yakın oy alması, 67 milletvekili ile Meclis’te güçlü bir temsil gücü elde etmesi ve bir miktar oy kaybetmekle birlikte oy tabanını muhafaza etmesi azımsanmayacak bir başarıdır. Madalyonun bir tarafı budur.
Yüzleşme gereği
(2) Ancak madalyonun bir de diğer tarafı var. Orada ise HDP’nin geleneksel olarak güçlü olduğu illerde oylarının eridiği görülüyor. 1 Kasım ile karşılaştırıldığında HDP; Şırnak’ta 15 puan, Hakkâri’de 13 puan, Diyarbakır ve Siirt’te 7 puan, Ağrı, Batman ve Van’da 6 puan, Iğdır’da 8 puan oy kaybetti. Eğer karşılaştırma 7 Haziran ile yapılırsa, kayıp oranının daha yüksek olduğu ortaya çıkar.
Bu kayıpta en önemli sebep, 7 Haziran’dan sonra meydana gelen kırılmanın giderilememesidir. 7 Haziran, HDP’nin içinden çıktığı geleneğin tepe noktasıydı. Yakalanan hava, partiyi daha üst noktalara taşıma potansiyeline sahipti. Ancak 7 Haziran’dan sonra PKK’nin hendek ve barikatlarla çatışmaları şehirlere taşıması ve HDP’nin de buna karşı tavır geliştirmemesi, HDP’yi yükselten dalgayı kırdı. Aradan geçen süre zarfında da HDP bu kırılmanın üstesinden gelebilecek bir söylem geliştiremedi.
Hendek, HDP’nin tılsımını bozdu. HDP seçmeni, partisine en sadık seçmen kitlesi; dolayısıyla bu kitle partisinin politikasını tasvip etmese ve yanlış bulsa da, yine büyük çoğunlukla ona oy verdi. Ancak hendekler karşısındaki tavırsızlık -- ve hattâ HDP adına konuşan bazı temsilcilerin hendekleri onaylayan tavırları -- HDP’ye yönelişin önünü kesti. Gelinen nokta, HDP’nin hendeklerle yüzleşmesini gerektiriyor. Aksi takdirde ne 7 Haziran’dan sona kaybettiklerini geri alabilir, ne de parti tabanını genişletebilir.
HDP’yi CHP’ye borçlu çıkarmak
(3) Türkiye’de siyasi yorumcuların önemli bir kısmı, HDP’nin barajı aşmasını CHP’den gelen oylarla açıkladılar. Hattâ yorumcuların bazıları, HDP’nin gerçek oyunun Demirtaş’ın aldığı oy olduğunu söylediler. Demirtaş yüzde 8.40, HDP ise yüzde 11.70 almıştı; buna göre HDP oylarının 3.5 puanı CHP’lilerin stratejik olarak ona verdikleri oylardan ibaretti.
Baştan söyleyeyim, bu görüşe katılmıyorum. Bazı CHP’lilerin, AK Parti’nin Meclis’te mutlak çoğunluk oluşturmasını engellemek için HDP’ye oy verdiği muhakkak. Ama bu, iddia edildiği oranda değil. Çünkü CHP, 1 Kasım’da yüzde 25.32, 24 Haziran’da ise yüzde 22.65 oy aldı. Yani CHP’nin iki seçim arasındaki toplam oy kaybı 2.5 puan civarında. Bu durumda, HDP’nin CHP’den gelen oylar vasıtasıyla baraj altında kalmaktan kurtulduğunu savunanlara göre, CHP’den giden bütün oyların HDP’ye gelmiş olması icap eder.
Oysa gerçek böyle değil. CHP’den kaçan oyların birinci adresi İYİ Parti oldu, dolayısıyla CHP’deki kayıptan ziyadesiyle istifade eden de İYİ Parti idi. Çilek Ağacı’nın oy geçişlerini analiz eden raporundaki veriler de bunu doğruluyor. Çilek Ağacı, 2015’te CHP’ye oy veren her on seçmenden birinin İYİ Parti’ye oy verdiğini, CHP’den HDP’ye geçen büyük bir seçmen kitlesinin gözlenmediğini belirtiyor. Yine Çilek Ağacı’nın verilerine göre, HDP seçmen kitlesini en iyi koruyan parti oldu. 2015’te HDP’ye oy veren her on seçmenden dokuzu tekrar HDP’ye oy verdi. (Partiler arası oy geçişleri için yazının altında verilen grafiğe bakınız: http://cilekagaci.com/2018/06/30/haziran-2018-secim-analizi-ve-oy-gecisleri/)
KONDA genel müdürü Bekir Ağırdır da HDP’ye verilen stratejik oyun sınırlı olduğunu ifade ediyor. Ağırdır’a göre HDP’nin aldığı % 11.7 oranındaki oyun ağırlıklı bölümü Kürtlerden geliyor. “HDP barajı geçsin” diye verilen oy, yarım puan bile etmiyor. (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/konda-genel-muduru-bekir-agirdir-sonuclari-degerlendirdi-hangi-oy-nereye-gitti-40877223)
Bu itibarla HDP’yi CHP’ye borçlu çıkarmaya gerek yok. HDP’nin aldığı oy kendi oyları.
(*) Bu yazının orijinali 18.7.2018 tarihinde Kürdistan 24’te yayınlanmıştır. Bkz
http://www.kurdistan24.net/tr/opinion/abff7e68-354d-47a7-9b69-144f05219e5f
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları

































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.12.2025
28.10.2025
8.09.2025
3.09.2025
27.08.2025
23.08.2025
19.08.2025
14.08.2025
5.08.2025
29.07.2025