Ali Türer
Sonunda bu da oldu.
Başbakan Erdoğan sonunda çevrecilerle ulusalcıları, BDP’lilerle CHP’lileri sokakta, meydanlarda bir araya getirmeyi başardı.
Umarım başbakan, dini ve eğitimi kullanarak politikalarına adam devşirmekle; bürokrasiyi ve devlet gücünü kullanarak muhalefeti sindirmeye çalışmakla II. Abdülhamit gibi uzun süre ipleri elde tutamayacağını; siyasal geleceği baskı ile şiddet ile güvence altına almaya çalışmanın bu topraklarda her zaman aynı sonuçları doğuracağını bu kez anlamıştır.
AKP bir taraftan “barış süreci” adı altında aralarına yıllarca nifak tohumları serpilen toplumları buluşturmaya çalışırken, diğer yanda yürürlüğe soktuğu muhalefeti sindirme politikalarıyla, dayatmacı politikalarla ayrılıkları derinleştiren, insanları birbirine düşüren bir yolda ilerliyor. Kendi içinde tutarsız ve çelişkili bu politika toplumsal huzursuzluğu derinleştiriyor, siyasal yaşamı bunalıma sokuyor.
AKP, açık şeffaf davranıp, muhalefetin ön yargılarını silmeye, muhalefeti sürece dâhil etmeye çalışacağına, tersine dışlayıcı, ön yargıları güçlendirici politikalar üretiyor. Bir yandan “ileri demokrasi”, “birlikte yaşam” diyor, diğer yandan yargıyı, parlamentoyu, bölgesel yapılanmaları kontrolü altında tutacağı bir “başkanlık sistemi” dayatıyor. Yeni anayasa hazırlıklarından muhalefeti dışlayıcı bir yolda yürüyor. İnanç farklılıklarını derinleştiren, insanları birbirine düşüren, ötekileştirici politikalar uyguluyor.
Bir yandan sınırların dışında halkına şiddet uygulayan diktatörleri karşına alacaksın, katliamlara karşı çıkacak, mağduriyetlere sahip çıkacaksın; öte yandan içeri de dayatmacı uygulamalar içinde olacaksın; sana tepki gösterene gazla, copla, basınçlı suyla saldıracaksın. Muhalefete göz açtırmayacak, İşçileri alanlara sokmayacaksın. Öğrencilerin başına onları gerektiğinde copla, gazla yola getirecek polisler dikmeye çalışacaksın. Farklı yaşam biçimlerine saygı göstermeyeceksin. Yeni mağduriyetlere çanak tutacak, ayrılıkçı, ötekileştirici politikalar uygulayacaksın. Bu tutarsızlık nasıl açıklanır?
Kimse çocuğunun ayyaş olmasını istemez. Sen dini vecibelerin gereği içkiden uzak duruyorsan dur, ayran iç, şerbet iç. Ama senin gibi düşünmeyen, inanmayan, yaşamayan insanların evlerinde, çalıştığı kurumlarında ne içeceğine ne karışıyorsun? Masasına içki sokan insanı niye “ayyaş” ilan ediyorsun?
Özsaygı insanın en değerli varlığıdır. Senin gibi düşünmeyen, yaşamayan insanların öz saygılarına zarar verecek söylemler içinde olmak, insanları tehdit etmek hakkını kimden alıyorsun? İnancının gereği bu mu? Bugünlerde yaşananlar AKP’li yöneticilere “Rüzgâr eken Fırtına Biçer” atasözünü hatırlatmıyor mu acaba?
Bir başbakanın siyasi bir partinin genel sekreteri, siyasi bir partinin meclis grup başkanı gibi bir üslup kullanmaması doğru mu? Bir başbakanın muhalefet liderine “sen bugün iki yüz bin kişiyle miting yaparsan ben de yarın oraya bir milyon kişi yığarım” demesi yakışık alır mı?
Ankara’da oturup İstanbul’da yaşayan insanlarla konuşmadan “ben nasıl istersem Taksim alanı öyle olacak” diyebilir misin? Bir siyasetçi taraftar gelsin şampiyon takımını kutlasın, ama işçiler gelip Taksim de beni protesto edemez diyebilir mi? “Ağacı da keserim, topçu kışlasını da yaparım, siz ne karışıyorsunuz” diyebilir misin? Ağaç kesilmesin diye bir araya gelmiş insana, gazla, copla, basınçlı suyla saldırmak Müslümanlığa sığar mı? “Barış süreci” diye Türkiye’nin en köklü toplumsal sorununu çözmek için yola çıkanın, Türkiye’ye “ileri demokrasi” getirmek isteyenin politikaları bunlar mı olmalı?
Siyasi partiler yasasını, seçim sistemini nasıl değiştireceksin, seçim barajını nasıl kaldıracaksın, koruculuk sistemini nasıl kaldıracaksın, yerel yönetimleri nasıl güçlendireceksin, yeni anayasayı anadilde eğitim, eşitlik, özgürlük, sosyal devlet, örgütlü sivil toplum temelinde, toplumsal barışı sağlayacak biçimde nasıl değiştireceksin, bunlara kafa yorsana.
Gerçekten demokrasi, barış, huzur, yolunda yürümek istiyorsan; farklı yaşam biçimlerinin, farklı inançların yaşam alanlarını daraltıcı müdahalelerle ne işi olur? İçki içenlerin içkiye erişimlerini zorlaştırmaya, üniversiteyi polis vesayeti altında yukarıdan atadığın yöneticilerle yönetmeye, programları dini içerikte yeniden düzenlemeye, dini içerikte eğitim verecek okullara öğrenci akışını uygun yaşlarda sağlamaya çalışıyorsun. İşçilerin, öğrencilerin, yazarların muhalefetini, baskıyla, şiddetle, gözdağı ile önlemeye çalışıyorsun. Bu politikalar ortadayken, demokrasi, barış yolunda yürüdüğünü nasıl iddia edebilirsin? İnandırıcı olman mümkün mü?
“Barış süreci” ile birlikte siyasi birliği anayasal vatandaşlık etrafında sağlamaya, güçlendirmeye dönük bir yolculuk başladı. Çağdaş, demokratik, kendi içinde barışık bir devlet olarak Türkiye’nin bu topraklarda geleceğini güvence altına alması tümüyle bu yolculuğun başarılı olmasına bağlı değil mi?
Fakat bu ülkenin yetişmiş insanları sonuçta doksan yıldır aldıkları “milli eğitim” ile şekillendiler. “Millet-i hâkime” duygusundan kurtulmak öyle kolay değil, bunu da anlamak lazım. Barış sürecini aidiyet duygularına yönelik bir tehdit olarak algılayanlar “ulusalcı” tepki de bir araya geliyorlar. Giderek kendi içlerinde daha kararlı hale geliyorlar, çevrelerine ördükleri duvarla daha fazla gettolaşıyorlar. Etnik ayrıcalığı elde tutmak amacıyla süreci provoke etmek için fırsat kollayanlar, aradıkları fırsatı AKP’nin bu tür politikalarında buldular. Son günlerde yükselen sokak muhalefetine bir de bu gözle bakmak lazım.
AKP’nin baskıcı yüzüne mi karşı çıkıyoruz, yoksa “barış sürecinde” anlamını bulan siyasi birliğin yeni tarda örülme iradesine mi? Baskıya, tehdide, hoşgörüsüzlüğe, karşı çıkalım, sokağımıza, alanımıza sahip çıkalım, tamam. Ama sapla samanı da karıştırmayalım.
Dini referansların ışığında düzenlemiş yaşantıları, kendi dışındakilere dayatmaya çalışmak da etnik üstünlük peşinde koşmak kadar demokratikleşme açısından yeterince handikaptır. Ülkeyi karışıklığa, yeni kamplaşmalara götürür. Buradan huzur da barış da çıkmaz.
Geçen hafta yaşadığımız “gezi parkı” protestosu çevresinde başlayan ve yurt çapına yayılan protestolardan AKP kurmayları da, demokrasi güçleri de umarız gerekli dersleri çıkarmışlardır.
Tehlikeli sularda yüzüyoruz, lütfen bunu görelim.
Yazarlar
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları













































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.11.2025
15.11.2025
6.09.2025
18.07.2025
12.06.2025
22.12.2024
3.12.2024
26.09.2024
2.09.2024
5.08.2024