Alper GÖRMÜŞ
Gerçeği yansıtmayan haberler, gazetecilerin dezenformasyon tuzağına düşmesinden kaynaklanabileceği gibi ideolojik takıntılarının gücünden de kaynaklanabilir. Birincide açık bir aldatılma, ikincide gönüllü bir aldanma söz konusudur.
Gerçek olmayan haberlerin bu ikinci türünde gazeteci, ‘gerçek’ diye yansıttığı bilgiden aslında emin değildir, kuşkuları vardır fakat bir yandan da o haberin kendi dünya görüşü açısından olumlu bir kamuoyu yaratma işlevi göreceğine inanmaktadır. Yani elindeki bilgi “gönlündeki gerçek”le örtüşmektedir fakat gerçekle örtüşüp örtüşmediği belli değildir. Burada gazeteci iki tutumdan birini benimseyebilir: Ya “kurcalarsam, ‘doğru’ kamuoyu yaratmada işe yarayacak bir haberin canına okuyabilirim” diye özetlenebilecek tatsız duygunun eşliğinde gazeteciliğini askıya alır ya da “benim işim, işim(iz)e gelmese de olgusal gerçeği yansıtmaktır” deyip gazeteci gibi davranır.
Söylemeye gerek yok ki askıya alınmış gazeteciliğin mümbit toprağı “biz” ve “onlar” diye bölünmüş toplumlardır. Çünkü böyle toplumlar gazetecilerden ‘gerçek’ten çok yüreklerinin soğutulmasını ister.
“Beşli Çete diyen gazeteciye hapis cezası geliyor”
“Torba kanundaki bir madde ile haberlerinde ‘beşli çete’ ibaresini kullanan gazetecilere üç yıla kadar hapis cezası geliyor…”
Son günlerin bu ‘flaş’ haberi, ‘gerçek’ ve ‘gönüldeki gerçek’ bahsi için güzel bir örnek teşkil ediyor…
Haberin ‘gerçek’ değil ‘gönüldeki gerçek’ olduğunu Sözcü gazetesi yazarı Çiğdem Toker’in dünkü (29 Mart) “’Beşli çete’ diyene hapis gelmiyor” başlıklı yazısından öğrendik.
Bu haberden ve Çiğdem Toker’in yazısından ‘gerçek’ ve ‘gönüldeki gerçek’ bahsini örnekleyebilmek için yararlanmak istiyorum.
Dün sabah Toker’in yazısının başlığını okuyanlar (bir daha hatırlayalım: “’Beşli çete’ diyene hapis gelmiyor”) eminim benim gibi “nasıl ya” diye tepki vermişlerdir. Çünkü kaç gündür muhalif gazetelerde, televizyonlarda, sosyal medya hesaplarında, torba kanunda böyle bir şeyin olduğu kesin bir bilgi olarak işlenmekteydi. En kuşkucu insanların bile “herkes böyle diyorsa…” diye bütün kuşku kalkanlarını indireceği yaygın bir bilgi bombardımanından söz ediyoruz; gerçekten de kolay değildi “acaba?” diye kuşkulanmak.
Neyse ki kariyeri boyunca işinin somut gerçek olduğunu bize göstermiş bir gazeteci olan Çiğdem Toker, birbirimizi daha fazla gaza getirmeden bizi gerçeğe davet etti:
Söze doğrudan giriyorum: “Beşli çete” demek yasaklanmıyor. (Şimdilik)
Gazetecilere hapis cezası öngören maddede geçen “şirket”, muhalefetin “beşli çete” diye andığı şirketler değil.
Hatta onlara yakın ölçekte, yine büyük altyapı projeleri almış diğer inşaat şirketleri de DEĞİL.
Meclis’e sunulan yeni kanun teklifi; bir büyük yayınevi, bir milletvekilinin büyük inşaat şirketlerine dair kitabını yayımladığı için getirilmedi. O kanun bu kitap için çıkarılmıyor.
OLAN ŞU
Ortada sorunlu bir ilk haber var. Ya başlığı hatalı, anlaşılmadan yazılmış veya doğru özetlenmemiş. “Beşli çete”ye yasak geliyor başlığı çok cazipti. Kontrol edilmeden, tık kaygısı belki de “aman geri kalmayayım” güdüsüyle hızlı paylaşıldı. Sosyal medyanın köpürtme özelliğiyle birleşti. Gerçekte olmayan bir durum varmış gibi çıktı. “Post truth” dedikleri şey oldu.
Kimler paylaşmadı ki bu yanlışı: TBMM’de milletvekilliği yapmış isimler, eski/yeni gazeteci meslektaşlar, yayıncılar: “Beşli çete” demek yasaklanıyormuş. Hayır kardeşim, yasaklanmıyor.
(…)
Peki ne mi oluyor? Tasarruf finansman şirketleri hakkında asılsız haber yaymaya hapis cezası getiriliyor. Evet bu iktidar yeni maddeyle gazetecilere üç yıla hapisin kapısını açıyor. Ama konu “beşli çete” değil.
“Siyasi olarak kullanışlı” enformasyonun doğası ve onları kullananların ruh hali
Duruma böylece açıklık getiren çalışkan gazeteci Çiğdem Toker’e teşekkür edelim, fakat ben yazısındaki iki paragrafın üzerinde ayrıca durmak istiyorum. Çünkü bu paragraflar -bu örnekte gördüğümüz türden- gerçek olmayan fakat “siyasi olarak kullanışlı” enformasyonun doğası ve onları kullananların ruh hali hakkında düşünmemizi sağlıyor.
Birinci paragraf:
“Yerim kalmadı. İsteyen TBMM sitesinden bu maddenin gerekçesini okuyarak daha kapsamlı ve doğru bilgiye erişebilir. İstenen doğru bilgiyse tabii.”
İkinci paragraf:
“Ha biz gazeteciler, sonuna dek bunu eleştirebiliriz, ‘Nedir yani? Tasarruf finansman şirketleri eleştiriden muaf mı?’ diyebiliriz. Ya da bu maddenin tasarruf finansman şirketlerinden çıkıp tüm şirketlere yaygınlaştırılabileceğini vurgulayabiliriz. Ki, AKP’nin önünde Meclis’te bunu eklemeye engel yok. Ama bugün itibarıyla ‘beşli çete’ demek yasaklanıyor, diyemeyiz. Eğer dersek asıl o zaman iyi değerler uğruna verilen mücadele zarar görür.”
Bu paragrafların özellikle son cümlelerine işaret edeceğim anlaşılmıştır diye düşünüyorum.
“İstenen doğru bilgiyse tabii…” Bu cümle tersinden, “doğru bilgi”nin istenmeyebileceğini, “doğru bilgi”yi istemeyen birilerinin olabileceğini söylüyor bize.
Yanılmıyor Çiğdem Toker… Bilgi ‘doğru’ olmasa da ‘doğru’ kamuoyu yarattığı için bu türden enformasyona karşı kuşku kalkanlarını devre dışı bırakan gazeteci ve sosyal medya kullanıcıları pişmiş aşa su kattığı için eminim şu anda ona çok kızıyorlardır.
Ve ikinci paragraf…
Bu paragrafta ise bariz bir savunma pozisyonu seziliyor. “Bu torba kanunda yok ama pekâlâ beşli çete şirketlerine de yayabilirler” mealli cümle sanki, yazıyı okuduktan sonra, sahibine “Ne yani, bunlar o kadarını da yapmazlar mı demek istiyorsun” diye sitem edecek; yazılana inansa da yazarına “pişmiş aşa su kattın” diyerek içten içe kızacak okurlara karşı kurgulanmış gibi geldi bana…
NOT. Bu yazıyı bitirdikten sonra Cüneyt Özdemir’in bugün (30 Mart) YouTube kanalından yaptığı yayını izledim. Yayınının başlığı bu konuya ayrılmıştı. Bir gün önce kendisinin de dahil olduğu birçok gazetecinin torba yasaya bakmadan ortaya atılan iddiayla ilgili yorum yaptığını söyledi ve tembellik ettiği için okurlarından özür diledi. Konuyu kapatırken de, Çiğdem Toker’in “en muhalif gazete”de, yazdığı haberlerle hükümeti “döven” bir gazeteci olduğunu hatırlattı ve iktidarın ve iktidar basınının yapmadığı, yapamadığı düzeltmeyi onun yaptığını söyledi. Hükümetin buradan çıkarması gereken dersi de şöyle özetledi: Sizin (de) işte böyle gazetecilere ihtiyacınız var.
Bu da önemli bir tespit, onu da hatırlatmış olayım.
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025