Alper GÖRMÜŞ
17 Aralık’tan bu yana yaşadığımız, siyasi boyutu ve hedefi apaçık yargı hamleleri, Gezi olayları sırasında deştiğim, didiklediğim bir mahkeme kararına yeniden dönmem gerektiğini düşündürttü bana...
Gelin önce hikâyeyi kısaca hatırlayalım...
Mayıs sonunda başlayıp haziran boyunca süren büyük olaylar, Taksim Yayalaştırma Projesi ile eski Topçu Kışlası’nın yeniden inşa edilmesi projesini protesto amacıyla başlamıştı...
Bu iki proje, aynı zamanda iki ayrı davaya tekabül ediyordu...
Bunlardan birincisi 2012'de İstanbul 1. İdare Mahkemesi'nde üç oda tarafından açılan “Taksim Yayalaştırma Projesi”nin iptaline ilişkin davaydı.
İkinci dava ise İstanbul 6. İdare Mahkemesi'nde, Topçu Kışlası'nın inşasına onay veren Koruma Yüksek Kurulu kararına karşı açılmıştı...
İkinci davada mahkeme daha önce “yürütmeyi durdurma” kararı almış, Kültür ve Turizm Bakanlığı kendi savunmasının alınmadığı gerekçesiyle karara itiraz etmişti.
İstanbul 6. İdare Mahkemesi 3 Temmuz 2013'te aldığı bir kararla bakanlığın itirazını reddetti...
Fakat 6. İdare Mahkemesi’nin 3 Temmuz 2013 tarihli kararının asıl önemi, 1. İdare Mahkemesi'nin 6 Haziran 2013'te aldığı ve henüz kamuoyunun bilgisi dahilinde olmayan bir karara verdiği referanstı... O referanstan anlaşıldı ki, 1. İdare Mahkemesi 6 Haziran 2013’te Taksim Yayalaştırma Projesi’ni iptal etmişti.
İptal, dava açan odaların da söylediği gibi Gezi Parkı’na Topçu Kışlası inşasını da yasaklıyordu.
Kararı kamuoyuna ilk olarak Taksim Dayanışması 3 Temmuz 2013’te duyurdu ve bu da, Dayanışma’nın 6 Haziran’daki iptal kararını 3 Temmuz’dan önce bilip bilmediği hususunda bir istifhama yol açtı.
Bu sorunun cevabını bilmek önemliydi... Çünkü kararın 6 Haziran’da ya da sonraki günlerde kamuoyu bilgisi haline gelmesi durumunda, ortamdaki hararet önemli ölçüde düşebilirdi; Başbakan Erdoğan, ilk günlerdeki pozisyonundan net bir geri adım atmıştı ve Gezi Parkı ve Topçu Kışlası'yla ilgili olarak mahkemenin iptal kararı vermesi durumunda bu karara uyacaklarını açıklamıştı.
Taksim Dayanışması: Etik kaygılarla açıklamadık...
Kafalara takılan soru şuydu: Taksim Dayanışması nasıl olmuştu da, çok yakından izlediği davada bir ay önce her iki projenin iptal edildiğine dair kararı öğrenememişti?
Zaman gazetesi muhabiri Kadir Kökten bu sorunun cevabını almak üzere Dayanışma’nın sözcülerinden ve davanın avukatlarından Can Atalay’ı telefonla aradı, aralarındaki konuşmanın bantını gazetenin internet sayfasından yayımladı.
Tamamını dinlediğim, avukat Atalay’ın da doğruluğunu teyit ettiği ses kaydında Atalay, kararı önceden bildiklerini doğruluyor fakat bantın farklı yerlerinde farklı tarihler veriyordu.
“Yirmi gündür biliyoruz hocam, yirmi gündür biliyoruz. (...) Hatta 22-23 gündür biliyoruz bunu.”
“(Muhabirin, ‘Can Bey kararın tarihi 6 Haziran’ uyarısı üzerine): Evet hocam, evet, biz de birkaç gün sonra fark ettik...”
Atalay, kararı bildikleri halde neden açıklamadıklarını da “gerekçeli kararın henüz yazılmadığı”na bağlıyor, “etik kaygılar” öne sürüyordu:
“Yirmi gündür biliyoruz ama yargıya olan hürmetimiz nedeniyle bir şey söylemedik...”
“Kararın gerekçesini bilmediğimiz bir durumda, mahkeme şöyle bir karar vermiştir demek oradaki hâkimlere ayıp olur. Ben bunu hiç yapmadım şu ana kadar...”
“(Muhabirin ‘böyle bir açıklamayı yapmanızı engelleyen bir mevzuat var mı?’ sorusu üzerine): Etik bir problem var ortada...”
“(Muhabirin ‘o günden sonra çok büyük olaylar yaşandı bu ülkede. Açıklansaydı...’ uyarısı üzerine): Fakat hocam, bir mahkeme varsa, biz o mahkemenin prosedürüne hürmet etmek durumundayız. Ben de bunun farkındayım, kaç kere gittim mahkemeye, karar bir an önce çıksın imzadan diye, fakat ne yapayım ki çıkmadı.”
İdare ve yargı da töhmet altında...
Hatırlayanlar olacaktır, ben o günlerde kaleme aldığım yazılarda Dayanışma’nın “etik kaygı” izahlarını tatmin edici bulmamış, “Hangi ‘etik’ kaygı, açıklanması durumunda birçok ölümü, birçok yaralanmayı önleyebilecek bir bilginin gizlenmesini haklı, anlamlı ve meşru kılar?” diye sormuştum.
Birinci İdare Mahkemesi’ndeki davanın üç tarafı vardı: Davacı (davayı açan üç oda üzerinden Taksim Dayanışması), davalı (yürütme) ve davayı gören (yargı).
O günlerde, iptal kararını önceden öğrendiğini bizzat kendisi açıkladığı için sorularımı esasen Taksim Dayanışma’ya yöneltmiştim... Fakat hiç kuşkusuz, 6 Haziran’daki kararı bilmiyor olabileceğini düşünemediğim idareye (belediye ve hükümet) ve yargıya da sorulacak sorular vardı... Sormuştum da:
“Gerçekten, meseleyi hâkimler bakımından ‘anlayabilmemiz’ de imkânsız görünüyor. Onlara sorulması gereken soru da şöyle: ‘Sayın hâkimler... 6 Haziran'da ülkedeki yangını söndürmede altın kıymetinde bir karar verdiniz... Ve fakat karara bir gerekçe yazıp imzalamak için tam bir ay beklediniz... Lütfen neden bu kadar beklediğinizi açıklar mısınız?... Taksim Dayanışması'nın açıklamasından, siz hâkimlerin, önünüze gelen uyuşmazlıklar ile ilgili kararınızı verdikten yaklaşık 1 ay sonra kararın gerekçelerini yazdığınızı öğrendik... Hatta Dayanışma temsilcileri bu nedenle sizi suçladı da... Hakikaten: Bu bir ay Allah'ın emri olmadığı halde neden bu kadar beklediniz?’
“Tabii bir de işin ‘idare’ tarafı var... Öyle ya, memleket yanarken, o esnada mahkemede neler olup bittiğini hükümetin, bakanlığın ve belediyenin de izliyor olması gerekmez miydi? Onlar da tıpkı Dayanışma gibi mahkemenin iptal kararını bildikleri halde ‘yargıya hürmetlerinden’ ötürü sustular mı, yoksa...
“Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhçu, iddialara cevap vermek için yazdıkları açıklamayı basına sunarken işin bu yanına da dikkat çekmiş, şöyle demişti: ‘Bizim karardan ilk günden haberdar olduğumuz söyleniyor, madem ben biliyordum, o zaman hükümet de biliyordur, Kültür ve Turizm Bakanlığı da biliyordur...’
“Elhak doğru... Fakat Taksim Dayanışması'nın mahkemeyi, hükümeti, bakanlığı suçlamadan önce kendisiyle ilgili ithamlara doyurucu bir cevap vermesi gerekmez mi?
“Gerçekten mahkemenin ve idarenin de cevap vermesi gereken çok ciddi bir durumla karşı karşıyayız. Çünkü şu anda durum şöyle görünüyor: Meğer hükümetin de, yargının da, Dayanışma'nın da sokaktaki yangından bir şikâyeti yokmuş... Herkes ondan bir şeyler ummaktaymış ve o nedenle yangının başlarında bir lûtuf gibi ortaya çıkıveren yangın söndürme cihazını hep birlikte gizleyivermişler! Bu nasıl bir şey? Böyle bir şey olabilir mi?
“Eğer hükümetten ve yargıdan gelecek izahlar da ikna edicilikte Dayanışma'nınki kadar problemli olacaksa, evet bu yönde kuşku belirteceklere kimse ‘sen deli misin kardeşim’ diyemeyecektir!” (T24, 9 Temmuz 2013).
O esnada yargı...
Bu çerçevede yürüttüğüm gazetecilik soruşturması o günlerde başıma büyük işler açtı. Aralarında gazeteci meslektaşlarımın da bulunduğu bazı sosyal medya aktivistleri bana karşı büyük bir linç kampanyası açtı.
Meslektaşlarıma sadece görevlerini hatırlatmakla yetindim:
“Bana saldırmaya devam edin, fakat lütfen enerjinizin bir bölümünü de hükümeti ve mahkemeyi bu tuhaf durumu açıklamaya zorlayın.
“Dediğim gibi, benim aklım, hükümetin 6 Haziran'daki karardan haberdar olmamasını almıyor... Hatırlasanıza, hükümetin sokağı kontrollü biçimde hareketli tutmak, bu yolla Gezi'yle -esnaf üzerinden- halk arasındaki mesafeyi büyütmek, böylece tabanını konsolide ederek seçime gitmek gibi bir siyasi stratejisinin olabileceğinden söz ediliyordu.
“Bu ‘siyasi strateji’ geçerliyse şayet, 6 Haziran'daki kararın açığa çıkması (ve tansiyonun düşmesi) hükümetin işine gelmezdi.
“Bir daha söylüyorum: Hüküm faslından konuşmuyorum, kuşku dile getiriyorum ve meslektaşlarımı da kuşkulu olmaya davet ediyorum.
“Aynı şekilde, mahkemenin neden bir gecede yazabileceği bir gerekçe için bir ay beklemesini de hiçbir biçimde izah edemiyorum... Meslektaşlarımızı orada da meraklı olmaya, kuşku duymaya ve soru sormaya davet ediyorum.”
Fakat olmadı, hiç kimse ne hükümete ne yargıya hiçbir soru sormadı ve geldik bugüne...
Bugün, hükümetle yargı arasındaki büyük çatışma, 6 Haziran 2013’teki iptal kararına gerekçe yazmak için tam bir ay bekleyen yargıyı yeniden öne çıkartıyor.
6 Haziran Türkiyesi’ni hatırlarsak, bunun neden böyle olduğunu daha iyi anlayabiliriz...
6 Haziran çok ilginç bir gün... O günü 7 Haziran'a bağlayan gece, saat 00:03'te Başbakan Erdoğan Fas'tan İstanbul'a dönmüş, havaalanında kendisini binlerce insan karşılamıştı.
Ertesi gün, 7 Haziran'da ise Erdoğan Ankara'ya gitti ve havaalanından merkeze ulaşana kadar bir dizi mitingde konuştu... Aynı saatlerde İstanbul ve Ankara'nın merkezlerinde Erdoğan karşıtı mitingler ve yürüyüşler gerçekleştiriliyordu... Ülke tam anlamıyla bölünmüş görünüyordu, sanki bir eşik aşılmıştı.
Çok tuhaf değil mi: 6 ve 7 Haziran'ı televizyonda izleyen mahkeme üyeleri, bütün bu hercümerci önemli ölçüde izale edecek kararlarına bir gerekçe yazıp imzalamıyorlar, bunun için tam bir ay bekliyorlar ve bu arada memleket yanmaya devam ediyor.
6 Haziran 2013 Türkiyesi’ni böylece hatırlattıktan sonra, şöyle ilave etmiştim:
“Çok tuhaf çok! Fakat memleket medyasının bu işi kurcalamaması da, kabul edin, en az o kadar tuhaf!”
Memleket medyasını, günümüzün çok özel koşullarında bir kez daha göreve davet ediyorum: Lütfen o mahkemeye, o gerekçeyi yazmak için neden bir ay beklediklerini sorar mısınız?
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025