Alper GÖRMÜŞ
Balyoz davasında sanıklar ve sanık avukatları dava boyunca başlıca iki temel itiraz kategorisi öne sürdüler: Savcıların suç delili olarak dosyaya koydukları imzasız word dokümanlar ve bazı belgelerdeki zamanlama çelişkileri. (Yani, tamamına yakını 2003 tarihli belgelerde yer alan fakat avukatlar tarafından o tarihten sonraki yıllarda ortaya çıktığı, geliştiği kesin olarak gösterilmiş bazı olgusal durumların yarattığı çelişkiler)
Bugün imzasız word dokümanlar meselesini, yarın da zamanlama çelişkilerini ele alacağız.
İmzasız doküman belge olur mu?
Savcıların Balyoz davası dosyasına koyduğu suç delilleri arasında çok sayıda imzasız word doküman bulunuyor ve bu da ciddi itirazlara yol açıyor.
Gerçekten de imzasız bir dokümanın suç delili sayılması ilk anda çok şaşırtıcı görünüyor ve iddia makamı açısından da ciddi bir güçlük doğruyor. İddia makamı bu güçlüğü, yasadışı bir faaliyet içinde olmakla suçladığı kişilerin hazırladıkları evrakların altına imza atmamalarının, normal ve mantığa uygun (meşhur hukuk klişesiyle “hayatın olağan akışına uygun”) sayılması gerektiğini öne sürerek aşmaya çalıştı.
Ben, bu argümanı mesnetsiz bulmayanlardanım. Hele ki, araştırmalarım sırasında, TSK bünyesinde hazırlanan ve suç teşkil eden belgelerin altına isim yazmak fakat imza atmamak yönündeki temayülü saptadıktan sonra...
Aşağıda, ortaya çıktıklarında büyük tartışma yaratmış, inkâr edilmiş, fakat sonradan bizzat Genelkurmay tarafından doğrulukları teslim edilmiş “isimli fakat imzasız” dört belgeden yola çıkarak TSK’daki bu temayülü örnekleyeceğim.
Bir rezerv: Savcı ve gazeteci farkı
Fakat örneklere geçmeden önce bir kez daha gazeteci ile savcının (ya da bir hâkimin) bir dokümanı değerlendirmesindeki farklılığa işaret etmek isterim... Ben bir gazeteci olarak, TSK’daki zikrettiğim “temayül”ü göstererek, Balyoz davasındaki imzasız dokümanların Balyoz’un sonradan uydurulmuş bir senaryo olduğu yönündeki tezlere argüman sağlayamayacağını söylüyorum. Fakat buradan yola çıkarak, bunların hukuk ölçüleriyle “sahih belge” addedilmesi ayrı bir konu, orasının tartışmalı olduğunu düşünüyorum.
Ayrıca, bu imzasız dokümanların çoğu, müdahalenin gerçekleşmesinden sonra devreye girecek görevlendirmeler ve görev listeleriyle ilgili... Yani bu listelere dayanarak çok sayıda alt rütbeli subayın mahkûmiyetine hükmedildi. Bence asıl büyük sorun burada.
Çünkü, nasıl yasadışı bir belgenin altına isim yazmak fakat imza atmamak “hayatın olağan akışına uygun”sa, imzasız word dokümanlardaki “darbe görevi” listelerinde yer alan isimlerin çoğunun o listelere gıyaplarında, kendilerinden habersiz olarak kaydedilmiş olduğunu düşünmek de “hayatın olağan akışına uygun”dur... Aksi takdirde, darbe hazırlığından yüzlerce, binlerce askerin haberinin olması gerekirdi ki, bu da olmayacak bir şey. 12 Eylül davası dosyasındaki Bayrak Harekâtı planından biliyoruz: Darbe öncesi hazırlanmış bir sürü görevlendirme listesi vardı ama bunlar fiilen yönetime el koyduktan sonra kişilere tebliğ edilmişti. (Bu noktaya, dizinin sonunda birkaç paragrafta toplayacağım “cezalar ve kişisel kanaatim” başlığı altında yeniden döneceğim.)
Şimdi artık sözünü ettiğim dört örneği sırasıyla inceleyebiliriz...
Birinci örnek: Çevik Bir’in “andıç”ı
28 Şubat döneminin kudretli generali Çevik Bir, 1999’da hazırladığı bir “andıç”ta, PKK’ya müzahir oldukları gerekçesiyle bazı gazetecilerin kamuoyu önünde suçlanmasını temin amacıyla çalışmalar yapılmasını öngördü.
Öngörülen faaliyetlerden biri de, 1998’de yakalandığında PKK’nın iki numaralı ismi olan Şemdin Sakık’ın jandarma ifadesine, bazı gazetecilerin Abdullah Öcalan’la para karşılığı röportaj yaptığını eklemekti.
Bu yapıldı, ifade iki büyük gazeteye (Hürriyet ve Sabah) servis edildi ve bu faaliyet çok karanlık sonuçlar doğurdu.
Genelkurmay Başkanlığı, hazırlandıktan üç yıl sonra, 2002’de “andıç”ın varlığını kabul etti. Andıç belgesi, tahmin edeceğiniz gibi “komutan”a (Genelkurmay Başkanı) sunulmak üzere hazırlanmıştı ve ikinci başkan Çevik Bir’in imzasına açılmıştı ama belgede isim var imza yoktu.
Bu durum bir kez de Çevik Bir ile emekli tümgeneral Erol Özkasnak arasında geçen ve mahkeme kararıyla dinlenen telefon konuşmasında teyit edilecekti...
Görüşmede Erol Özkasnak bir televizyon programında bir avukatın “andıç”tan ve “Çevik Bir’in imzası”ndan söz ettiğini duyunca Bir’i arıyor ve avukatın sözlerini aktarıyor:
“Şey diyor o diyor andıç falan diyor Çevik paşanın imzası var diyor yargılanmalı diyor, falan filan böyle konuşuyorlar komutanım.”
Çevik Bir cevaben aynen şöyle diyor: “Ya imza filan da yok hâlbuki orda sadece komutana arz ediliş yazılmış.”
İkinci örnek: Medya andıcı
Nokta dergisinin 8-14 Mart 2007 tarihli 19. sayısının kapak haberi, gazetecileri “TSK karşıtı” ve “TSK yandaşı” olarak ikiye ayırıp isimlendiren “medya andıçı”ydı.
Bu belgede de tıpkı Çevik Bir’in andıçı gibi isim, hatta isimler vardı ama hiçbir imza yoktu. Üzerinde “Andıç” yazan belge Genelkurmay Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü’nce hazırlanmış, Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Salih Zeki Çolak’ın imzasız onayıyla Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Ergin Saygun’a gönderilmişti. Muhtemelen o da imzasız olarak Genelkurmay Başkanı’na “arz” edecekti.
Haberle birlikte ortalık birbirine girdi ama yayını izleyen bir ay boyunca Genelkurmay herhangi bir açıklama yapmadı. Sadece basında, “adını açıklamak istemeyen üst düzey subaylar”a atfen, yayımlanan belgenin imzasız oluşunun onun sahte olduğunu gösterdiğine dair haberler yer aldı.
Nihayet bir ay sonra, zamanın Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, 12 Nisan 2007’de düzenlediği basın toplantısında (“Sözde değil özde laik cumhurbaşkanı” talep ettiği meşhur toplantı), Nokta’nın yayımladığı belgenin gerçek olduğunu fakat kendisine sunulmadığını ve dolayısıyla görmediğini söyleyecekti...
Üçüncü ve dördüncü örnekler
Sözünü ettiğim dört belgeden üçüncüsü yine Nokta dergisinin 5-12 Nisan 2007 tarihli sayısında yayımlandı: Eylül, 2004 tarihli belgede, “TSK olarak (...) müşterek hareket edebilecek Sivil Toplum Örgütleri’nin (STÖ) tespit edilmesi ve bu örgütlerle işbirliği ilkelerinin benimsenmesine ihtiyaç duyulduğu” belirtiliyor, belgenin ekinde de TSK’ya müzahir olabileceği “değerlendirilen” sivil toplum örgütlerinin listesine yer veriliyordu.
Tam da listede yer verilen sivil toplum örgütlerinin öncülüğünde düzenlenen Cumhuriyet Mitingleri’nin başlayacağı hafta yayımlanan kapak haberi doğal olarak kamuoyunda büyük bir ilgiyle karşılandı.
Genelkurmay, ilk iki örneğin tersine, daha dergide yayımlandığı gün belgenin gerçek olduğunu kabul etti. askerî savcı, derginin piyasaya çıktığı gün yayın yönetmeni olarak beni arayıp, yürüttükleri iç soruşturma nedeniyle belgenin aslını istedi. Kendisine ret cevabı vermem üzerine de askerî mahkemeden çıkardığı kararla, belgeyi aramak ve el koymak gerekçesiyle Nokta dergisinin basılmasını sağladı (13 Nisan 2007).
Belgeyi konumuza bağlarsak: Onun altında da tıpkı önceki iki belge gibi isim vardı (Aslan GÜNER, Korgeneral, İstihbarat Başkanı) ama imza yoktu!
Bu çerçevede zikredeceğim son belge, Taraf’ın 20 Haziran 2008’de manşetten yayımladığı “Genelkurmay’ın Türkiye’yi biçimlendirme planı...”
Genelkurmay çıkışlı, çok unsurlu elektronik bir belgeydi bu ve tıpkı önceki üç örnekte olduğu gibi (ya da Balyoz belgelerinde olduğu gibi) imzasızdı.
Genelkurmay yaptığı açıklamada, “Genelkurmay Başkanlığı kayıtlarında, Komuta Katı tarafından onaylanmış böyle bir resmi evrak veya plan bulunmamaktadır” açıklamasını yaptı. Yani Genelkurmay belgenin sahih olduğunu kabul ediyor fakat “komuta katı”nın onayına sunulmamış, ya da sunulmuş olsa bile onaylanmamış olduğunu söylüyordu. Tıpkı Büyükanıt’ın “medya andıcı” savunmasında olduğu gibi...
İmzasız dokümanların anlamı
Artık, bu bölümün başlığında sorduğumuz “İmzasız word dokümanları ne anlatıyor?” sorusunun cevabını verebiliriz, o da şudur:
TSK’da belgeler üst makama gönderilmeden önce mutlaka imzalanıyor ya da paraflanıyorsa; buna karşılık “suç teşkil eden belgeler” parafsız ve imzasızsa, bu durumda bu belgelerin, ileride “sahte belge” itirazına zemin hazırlasın diye bilerek böyle, kasıtlı bir eksiklikle hazırlanıp üst makamlara sunulduğunu düşünebiliriz.
Yarın: Zamanlama çelişkileri: Bir ihtimal daha var
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları




















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025