Alper GÖRMÜŞ
Nokta’yı tasarlamaya başladığımız 2006 yazında bir yandan nispeten daha az sevdiğim fiziki örgütlenme sorunlarıyla uğraşırken, bir yandan da çok sevdiğim müstakbel konu başlıkları üzerinde düşünüyordum...
İlk sayısı 2006 kasımı için planlanan bir dergi için aylar önce haber düşünmek birçoklarına tuhaf gelebilir, oysa bu mesai bana hiç tuhaf görünmüyordu, çünkü ben günlük gazetenin daha ziyade “siyaset”e haftalık derginin ise “toplum”a ilişkin mecralar olduğuna inanıyordum.
Hatta niyetim, 1980’lerin ortalarından itibaren Nokta logosunun altında yer alan “haftalık siyasi dergi” ibaresini “haftalık siyaset ve toplum dergisi” olarak değiştirmekti. Ne var ki, derginin yeni patronu eski ibareyi çok sevmişti ve değiştirilmesini arzu etmiyordu. Ben de “editoryal bağımsızlık” konusunda patrondan “mutlak bağımsızlık” sözü almış bir yayın yönetmeni olarak, bu hususta (da) direnmenin şımarıkça bir tutum olacağını düşünüp vazgeçtim.
Yani diyeceğim, “siyaset”ten çok “toplum”a bakan bir dergi yapacağımız için, yayından aylar önce toplumun altındaki dip dalgalarına dair kafa patlatmada hiçbir tuhaflık yoktu.
İşe, son aylarda okuduğum haberler ve köşe yazılarından ilgimi çekenlerle ilgili olarak tuttuğum notları gözden geçirmekle başladım... Hiç unutmuyorum, bunlardan beni en fazla heyecanlandıranlardan biri, Yeni Şafak yazarı Fatma Karabıyık Barbarosoğlu’nun bir köşe yazısı olmuştu. 17 Mart 2006 tarihli yazının başlığı “Azalan erkek kimliği”ydi...
İktidar kaybını “şiddet”le telafi etmek!
Aldığım notlar o kadar iştah açıcıydı ki, hemen yazının tamamına ulaştım...
Barbarosoğlu, 14 yaşındayken kendisinden bir yaş küçük bir erkekle imam nikâhıyla evlendirilen ve iki çocuk sahibiyken “kocası” tarafından terk edilen 15 yaşındaki Özlem’in hikâyesinden yola çıkarak anlatmaya başlıyordu “azalan erkek kimliği”ni:
“Sorun erkeklerin azalan kimliğinde. Özlemin kocası küçük bir adam olmasaydı da kaçacaktı. Geçtiğimiz aylarda bir ay içinde altı boşanma haberi aldım. Hepsinde bunalıp sıkılan erkeğin evini terk etme hikâyesi çıktı karşıma. Erkekler kimliklerini kurucu unsurlardan mahrum oldukları için, aile sorumluluğunu yerine getiremiyor.
“(...)
“Bütün analizlerin ataerkillik üzerinden yapılmaya çalışılması ‘yarın’ okumalarını engelliyor. Özellikle şehirlerde yaşanan sıkıntıların, ailedeki çözülmenin sebebi ataerkillik değil, azalan erkek kimliğindeki sorumluluk kaybı. Çünkü ataerkil örüntünün sınırlayan, fakat aynı zamanda koruma maksadı taşıyan yapısı çökmüş, sadece sınırlayan ama sorumluluk almayan ayağı kalmıştır. Aile içi şiddetin temelinde de sorumluluk almayan erkeğin, ‘erkek’ olduğunu hissetmek ve hissettirmek için şiddete başvurduğu bir durum söz konusu.”
Barbarosoğlu, aile içindeki geleneksel “erkek iktidarı” kaybını ise üretimdeki ve işin örgütlenmesindeki değişikliklere bağlıyordu:
“Bunu teknolojinin kullanılış biçiminden ve hizmet sektörünün en geniş sektör olmaya aday olmasından yola çıkarak söylüyorum. Beden gücünün devre dışı kalması, yeni dünya düzeninin beyin gücü ve özellikle ‘tasarım’ merkezli olması, toplumsal örgütlenmeyi kadınlar üzerine bina ediyor.” (Barbarosoğlu, yazısında “21. yüzyıl ataerkilliğin değil anaerkilliğin yüzyılı olacak” da diyordu ama, o ayrı fasıl.)
Yeni bir erkeklik krizi...
Fatma K. Barbarosoğlu, ondan sonra da pek çok yazı yazdı konu üzerine, fakat ne yazık ki biz Nokta’da bu çok ilginç meseleyi, çok arzu etmemize rağmen bir türlü dosya haline getiremedik.
Derginin yayımlanmaya başlamasından dört ay kadar sonra, 2007’nin mart ayı başında, “yükselen erkek şiddeti” konusunda görüşlerini aldığımız Prof. Dr. Nükhet Sirman’ın da benzer şeyler söylediğini görünce, “dosya yapamadık, bari şu söyleşiye dikkat çekelim” düşüncesiyle, Sirman’la yaptığımız söyleşiyi kapaktan gösterdik. Şu spotla: “Erkek artık ‘eve bakan kişi’ olmaktan çıkıyor... Sonuç: Yeni bir erkeklik krizi...”
İçerde ise söyleşiyi şöyle sunmuştuk:
“Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Nükhet Sirman, kayıt dışı ekonominin ve part-time işin kadın emeğinin toplam emek içindeki payını arttırdığını, bunun da son 15 yılda yeni bir ‘erkeklik krizi’ne yol açtığını savunuyor. Çünkü erkek artık ‘eve bakan’ kişi olmaktan çıkıyor ve otoritesi sarsılıyor.”
“Erkek şiddeti bayram dinlemedi”
O gün bu gündür, “kadın üzerindeki erkek şiddeti”, “aile içi şiddet” haberlerini ne zaman okusam, aklıma hep “azalan erkek kimliği” kavramı geliyor ve bu ilginç önermenin “yükselen erkek şiddeti”ni temellendirme hususundaki onca vaatkârlığına rağmen hiçbir akademik çalışmayla test edilmemiş olmasına hayıflanıyorum.
Aklıma bu kavramı getiren ve hayıflanmama yol açan son olay bayramın birinci günü meydana geldi. Hemen hemen bütün gazetelerin “bayramda bile” vurgusuyla verdikleri haberin Akşam gazetesi versiyonu şöyleydi:
“Erkek şiddeti bayram dinlemedi / Sakarya’nın Karapürçek İlçesi’nde hakkında evden uzaklaştırma kararı bulunan Ali Yaşar Özcan (42) boşanma davası açan eşi Asiye Özcan’ı (39) evinin balkonunda tabancayla vurduktan sonra intihar etti. Talihsiz olay dün Cumhuriyet Mahallesi’nde gerçekleşti. İki oğlu ve bir kızıyla birlikte eşinden ayrı yaşayan Asiye Özcan iki katlı evinin balkonunda komşusuyla birlikte çay içtiği sırada, eve gelen eşi Ali Yaşar Özcan (42) ile tartışmaya başladı. Zanlı koca önce Asiye Özcan’ın başına tabancayla iki el sonra da kendi başına bir el ateş etti. Talihsiz kadın olay yerinde, Ali Yaşar Özcan kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.”
Valla ne diyeyim... Üniversitelerimizin sosyoloji bölümleri uyuyor mu, sosyologlarımız uyuyor mu diyor ve bu faslı kapatıyorum.
Biz gazetecilere gelince... Bizim de artık erkek şiddetinin esasen “feodal” damgalı olduğu şeklindeki ezberimizden vazgeçmemiz lazım. O, “feodal ve yarı-feodal” Türkiye’ye dair bir şeydi, köprülerin altından çok sular aktı.
Birkaç ay önce Nilüfer Göle’yi izlemiştim televizyonda; Bejan Matur’un konuğuydu... Söz şiddetten açılınca, şiddetimizin artık “şehirli ve modern” olduğunu söyledi haklı olarak.
Laik orta sınıflar ve toplumsal iktidar kaybı
Son yıllarda erkeklerdeki “dellenme”ye benzeyen bir başka dellenme de “kentli-laik-modern” orta sınıflar arasında yaşanıyor. Bu konuda çok yazdığım için, yazının başlığının imâ ettiğinin tersine, bu dellenme türü üstünde fazla durmayacağım. Yine de kısa bir hatırlatma ile ne demek istediğimi özetleyeyim:
Türkiye’de Cumhuriyet’in ilanından sonraki uzun on yıllar boyunca “üretim ilişkileri” hemen hemen hiç değişmedi. Nüfusun yüzde 70’inden fazlası kırlarda, kapalı-yarı kapalı iktisadi ilişkiler içinde ve bulundukları yerden çıkmadan yaşadılar.
Sonra, malum, bu ilişkiler değişmeye başladı; yeni sürecin en görünen boyutu kırlardan şehirlere yönelik kitlesel göçtü. Kırlarda yaşayanlar, orada yaşadıkları sürece sorun yoktu; çoğunlukla dindar olan bu insanların göçlerle gelip büyük şehirlerin varoşlarına yerleşmeleri de fazla sorun teşkil etmedi. Fakat ne zaman ki onların çocukları şehirlere gelip “laik modernler”le aynı mekânları paylaşmaya ve onlarla her alanda rekabet etmeye başladılar, işte o zaman sorun da başladı.
Bu, açıkça toplumsal iktidara ortak olma talebiydi. Tabii madalyonun öbür yüzünde de o âna kadar her türlü iktidara (iktisadi, kültürel, vb.) ortaksız sahip olanların iktidar kaybı ve paniği vardı.
İktidar kaybı, kişisel ilişkilerde ölümle sonuçlanan şiddet olaylarına yol açabilir; ki bu her gün gazete haberleriyle doğrulanıyor.
Aynı şey toplumsal kesimler için de geçerli: Toplumsal iktidar kaybından mustarip “laik-kentl-modern” kesimler de darbeciliğe varan talepleriyle toplumdaki demokratik ilişkileri yok etmeyi göze alabiliyorlar... Bu da bir şiddet olayı değil mi?
Şu soru da cevabını arıyor: Türkiye’de “erkek dellenmesi” ile “laik dellenme”nin aynı tarihsel döneme rastlaması tesadüf müdür, değil midir?
Yazarlar
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları






















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025