A.Turan ALKAN
Üniversite hocalığından kendi rızamla emekli olduğumdan bu yana sekiz sene geçti. Yıllarca -hasbelkader ve adam yokluğunda- siyaset bilimi ve tarihi dersleri verdim ve aklımın erdiği kadarıyla öğrencilere ‘siyasetin tabiatı’nı anlatmaya çalıştım.
Siyaset bilimi, kanaatimce iki meseleye cevap vermeye çalışır. İlki insanın tabiatını anlamak ve buna bağlı olarak siyasetin tabiatını irdelemektir. İkincisi ise, ‘Aslında ne olması gerektiğini’ anlatmak. Bu fasılda geçmiş siyasi tecrübelerden hareketle insanların devlet otoritesi karşısında ezilip büzülmeden temel haklarını koruyabilmesi için ne türlü siyasi sistemlerin hayata geçirildiği anlatılır. Yani kısaca ‘olan’ ile ‘olması gereken’ arasındaki farkın bilinci uyandırılmaya çalışılır.
Ara sıra ister istemez hocalığım tutuyor; konferans, sohbet gibi hocalık benzeri fırsatları bulmama rağmen yine de ‘ders vermek’ ihtiyacına kapılıyorum. Şimdi yine o hâlet içerisindeyim. Memleketim önemli bir seçime doğru gidiyor, iki hafta sonra bugün öncekilerden çok daha belirleyici tercih için sandığa gideceğiz. Yıllarca anlatıp durduğum şeylerin Arapça tâbiriyle ‘Lübb’ yani özet haline getirerek bir kere daha tekrarlamak arzusundayım. Takdir sizin!
EMEK Mİ HÜRRİYET Mİ; TABİİ Kİ EKMEK!
Birinci mesele: İnsan topluluklarının siyasi davranışlarını yönlendiren ana saikler hayatta kalmak, geçimliğini (iaşe) sağlamak ve güven (nizâm-ı âlem) aramaktır. İşte bu asgari şartları ve konforu temin eden hükümetlere insanlar itaat eder ve desteklerler.
Ancak ve ancak bu temel ihtiyaçlar sağlandıktan ve garanti altına girdikten sonra insanlar bunlara ilâve olarak bazı konforları da taleb ederler; zannımca haklar ve hürriyetler bu safhaya giriyor. O yüzden rızk endişesi veya hayatta kalma korkusu içinde tedirgin yaşayan insanlara, “Bunları boşver, öncelikle temel hakların ve hürriyetlerin için mücadele vermelisin ve gerekirse bu uğurda canını ve malını riske sokmana değer” diyemezsiniz.
ADALET ‘ACİL’ İHTİYAÇ DEĞİL Mİ?
İkinci mesele: Adalet arayışı da, işbu sıralamada ‘konfor’ yani, ikinci derece önem kazanan ihtiyaçlar arasındadır. Adalet kavramı karşısında insanlar genellikle bencil düşünürler, “diğerkâm” yani başkalarını da hesaba katan idealist bir yaklaşımı hemen benimsemezler. Adalet öncelikle bizim, şahsen ihtiyaç duyduğumuz ve öncelikle bizim şahsen istifade etmemiz gereken bir şeydir. Şahıs olarak bize yeterince adaletli davranıldığını düşünüyorsak adalet arayışımız büyük ölçüde tatmine ulaşmış demektir. Bu durumda başkalarının uğradığı adaletsizliklere üzülür, yerine göre protesto bâbında mırıldanır, homurdanır ve ancak çok nâdiren ‘herkese adalet’ için elimizi taşın altına koymak gereğini hissederiz.
Biz insanlar bencil bir tabiat üzerine yaratılmışız; yapımız böyle. Diğerkâmlık, yani başkaları için kendimizi riske sokmak, büyük ortalama yoğunluğu ile ilk tercihimiz olmaz.
Aynı bencilliği rızk dağıtılırken de gösteririz. Büyük felâketler ertesinde yardım dağıtan kuruluşlardan gündelik erzak alanların davranışları buna misâldir. Yardım dağıtılan kuyrukta sıraya girip beklemektense bir kolayını bulup kaynak yapmak veya bir tanıdık aracılığı (torpil) ile ihtiyacımızı gidermek, o da mümkün değilse kaba güç kullanıp kargaşa yaratarak ailemizin geçimliğini sağlamaktan kaçınmayız; hele evde aç bekleşen ve bizden ekmek bekleyen bir ailemiz varsa...
NE KADAR EKMEK, O KADAR HÜKÜMET
Üçüncü mesele: Siyaset, pratikte işte bu temel öncelikler üzerinden yürür. Bütün yönetici sınıflar veya kurumlar ‘rızk dağıtıcı’ hâşâ ‘Rezzak’ rolünden asla vazgeçmek istemezler zira kolay ve zahmetsiz yönetmenin ve itaat görmenin ilk şartı insanlara ekmeğini vermek, geçimliğini sağlamaktır. O yüzden tarih boyunca devletler, ekonominin tamamını, olmazsa büyük çoğunluğunu kontrol altında tutmak isterler. Büyük sermayelerin hangi zümreler tarafından kontrol edileceğine ve ne yönde hareket edeceğine devlet karar verir. ‘Rızk dağıtıcı’ rolüyle devletler bu yüzden en büyük gelir kaynağı durumundaki vergiler üzerinde titizlenir ve vergi ödemeyenleri şiddetle cezalandırır, aksilik çıkaranları ise daha fazla vergi salmakla itham ederek sindirirler.
Demokratik ülkelerde bile siyaset, teorik olarak halkın birikimi sayılmak lazım gelen kamu bütçesini hangi zümrenin kontrol ve tasarruf edeceği esprisi üzerine inşa olunmuştur. Bütçeyi kim kullanıyorsa muktedir odur!
O yüzdendir ki halkı, gündelik geçimliği konusunda endişeye düşüren herhangi bir hükümet yönetiminin başı belâda demektir: Rejimin adı fark etmez; dikta, çoğulcu demokrasi veya oligarşi...
DEMOKRASİ LÜKS MÜ?
Dördüncü mesele: Demokrasi, bütün eksiklik ve kusurlarına rağmen şahsın temel hak ve hürriyetlerini önde tutan, devleti toplum karşısında sınırlandırıp mâkul bir hacme kadar küçülmesini emreden, şahısla devlet arasındaki ilişkilerde hukukun üstünlüğünü vurgulayan yapısıyla insanlığın şimdiye kadar gördüğü en iyi, en ülkücü idare şeklidir. Ne var ki demokrasiler de aynı öncelikler sıralamasına dikkat göstermek zorundadır. “Biraz aç kalabilir, orta vadede yoksulluk çekebilirsiniz ama dişinizi sıkın; demokratik standartlardan ve hukuk devletinden asla taviz vermeden sizin için çalışmaya devam edeceğiz” vaadinde bulunan bir hükûmet sonunu kendi eliyle hazırlamış demektir.
TEMEL HAKLAR; BİRA KUPASI MI LİKÖR TAKIMI MI?
Beşinci mesele: Demokrasi iyidir, güzeldir, hoştur fakat ancak ve ancak dünya ortalamasının üstünde katma değer üretebilen, işsizliği daima mâkul oranlarda alçak tutmayı beceren, insanları varoluşlarının mânâsını kavratacak derece meslek sahibi kılan, ve buna uygun bir eğitim sistemi işletebilen, tabir hoş görülürse ‘keçesini az biraz sudan çıkarmayı başarmış’ insanların (orta sınıfın) varlığıyla kaim bir yönetim biçimidir; en azından batı dünyasındaki demokrasilerin ortak özelliği böyle.
Yeterince üretemeyen, milli gelir ortalamasını üretim dışı sektörlerden elde ettiği kaynağı belirsiz spekülatif manevralarla yükselten, insanları üretken ve daha mühimi meslek sahibi kılmak yerine, ‘batıda da var; ayıp mı, üstelik adalete de uygun’ gerekçesiyle açıktan devlet kaynaklarıyla destekleyerek rızk endişesinden ırakta tutan bazı ülkelerde (ki örnek filan vermiyorum!) demokratik standartların durumu şöyledir: Onlar, bir Müslüman aileye Almanya’da çalışan yakınlarının hediye ettiği ve ‘vitrin’e konulup üstü dantelayla örtülen cıngıldaklı bira kupalarına benzerler. Ne ayran içmeye yararlar, ne hoşaf kâsesi olarak iş görürler! Evde kimsenin işine yaramaz, asla ihtiyaç hissedilmez ve kullanılmazlar ve günün birinde bazı ‘eşyalar’ı elden çıkarmak gerektiğinde onlar herkesin aklına gelen ilk şey olurlar.
ANAYASA BİR DANTELADIR
Altıncı mesele: Bu gibi ülkelerde anayasalar da bira kupasının üstündeki dantel örtüye benzerler; bira kupası veya likör takımı gözden çıkarıldığında anayasanın da hatırı sayılmaz olur.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları







































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.07.2016
13.07.2016
11.07.2016
10.07.2016
8.02.2016
7.02.2016
6.02.2016
4.02.2016
3.02.2016
2.02.2016