Ayhan ONGUN
Son günlerde silahlar susmuş gibi görünse de terör sorunu ülkemizin en önemli gündemi olmaya devam ediyor.
Dersim olaylarıyla bir süre gündem bu konu üzerine yoğunlaşsa da bu olay ve üzerinde yapılan tartışmalarla devlet terörü yeniden hatırlanmış oldu.
Devlet terörünü sorgulamadan, PKK dahil, terör örgütlerinin eylemlerinin arka planını okuyamaz, teşhisi doğru koyamayınca da doğru tedavi uygulayamazsınız.
Devletin, bölünmez bütünlüğünü korumak ya da cumhuriyetin değerlerine sahip çıkmak adına isyanları bahane ederek masum insanları katleden bir anlayış var olduğu sürece; ne anaların gözyaşları diner, ne de gerçek anlamda bir demokrasiye kavuşmak mümkün olur.
Dersim de bir isyan var mıydı, istiklal mahkemeleri ne denli meşrudur gibi yorumlara girmeden şu gerçeğin altını çizmek gerekir.
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, özellikle de devlet-ulus yaratma çabaları sırasında Türk-Sünni dışındaki yurttaşları öteki sayan, kimilerini ülkeyi terke zorlayan, kimilerini asimile etmeye çalışan, direnenleri de yok etmeyi bir devlet politikası olarak gören anlayışa karşı oluşmuş nefret hala en sıcak ve canlı haliyle varlığını sürdürüyor.
Bu saydığımız kitlelerde o günden beri bir aldatılmışlık duygusu hakimdir ve toplum üzerinde müthiş bir travma yaratmıştır.
Bir kısmı tek taraflı baskı ve tehditle sinmiş, bir kısmı feodal ağaların etkisinde mevcut durumu kabullenmiş, özellikle de alevi kesimde çocuklarının geleceği için ve çaresizlikten, korktuğuna boyun eğmek, düzene uyum sağlamak gibi bir tutum daha baskın gelmiştir.
Son Dersim tartışmalarıyla kimi ezberler bozulmuş, alevi yurttaşlar da artık korkularının yersiz, siyasi tercihlerinin alternatifsizliğinin yanlış ve anlamsız olduğunu fark etmişlerdir.
Gelinen noktada Başbakanın siyasi tarihimizde pek alışık olmadığımız bir tarzda Dersim olayıyla ilgili özür dilemesi önemli ve anlamlıdır ama yeterli değildir.
Ustalık dönemi diye adlandırdıkları bu dönemde, ustalığın avatajlarından yararlanmak yerine bu durumdan kaynaklı özgüveni, yanlış kullanma eğilimi gösteren iktidara büyük görev düşmektedir.
Toplumun milliyetçi duygularını okşayan, barış dili yerine savaşçı söylemler ve kışkırtmaların daha çok gündeme geldiği şu günlerde, yeni anayasayla birlikte acil demokratik değişimleri gerçekleştirmek yerine, gücünü kanıtlama ve iktidarını pekiştirme adına askeri ve sivil operasyonlara yönelen hükümet aslında kendini zora sokuyor.
Terörün sona erdirilmesi ve Kürt sorununu çözmeyi yeni anayasaya havale eden ve çok kolay yapabileceği kimi yasal düzenlemeleri sürekli erteleyen AK Parti, bu yanlışından en kısa zamanda dönmelidir.
Kimi şahinlerin son günlerde giderek artırdıkları gazına gelerek PKK yı silahlı mücadeleyle bitireceğine kendini inandıran hükümet, Kürt ler başta olmak üzere şimdiye kadar devlet tarafından aldatıldıklarına, ihmal edildiklerine ve hatta ihanete uğradıklarına inanan kesimlerin nefretini dindirecek sosyal, kültürel, ekonomik, demokratik önlemleri almadıkça bu sorunlara çözüm bulamaz.
Şehitler ve destanlar üzerinden politika yapan ve hızla barış dilinden uzaklaşan bir MHP, Kandil- İmralı arasında sıkışıp kalmış bir BDP ve hala Ergenekon savunuculuğundan, statükonun temsilciliği misyonundan kurtulamayan, parti içi demokrasiyi kurumsallaştıramayan bir CHP nin yerine getiremediği muhalefet görevini de sanırım AKP den beklemek zorunda kalacağız.
O zaman; siyasi partiler ve seçim yasası, terörle mücadele yasası gibi kimi yasalarda yapılacak bazı değişikliklerle hem kamuoyu vicdanını rahatsız eden uzun tutukluluk süreleri önlenebilir; hem de toplumun tüm kesimlerinin mecliste temsil edilebileceği algısının yaratacağı güven ortamı sayesinde; yurttaşlık tanımı, kültürel haklar gibi Kürtlere yönelik yapılacak yasal düzenlemelerle, bir barış sürecine tüm operasyonlardan daha çok katkı sağlanabilir.
Hiçbir silah, gücü ve kapasitesi ne olursa olsun; sevgi ve hoşgörünün yerini tutamaz.
Sorunların temelinde toplumun ruhlarına sinmiş nefret duygusu yatıyor. Bu duygunun yerine siz sevgiyi, dostluğu, kardeşliği, barışı yerleştiremezseniz gün gelir o nefret öyle bir silaha dönüşür ki, hiçbir ordu o silahı yenemez.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.08.2021
31.03.2021
17.03.2021
3.02.2021
23.10.2020
30.09.2020
28.07.2020
19.05.2020
15.05.2020
19.03.2020