Berrin Sönmez
Kadir Mısıroğlu gibi siyasi bir kişiliğe resmi nitelikli ziyaret hakkında görüşlerini de bildirdiği bu konuşmada Cumhurbaşkanı'nca “gençlik üzerinde yapacağımız çalışmalar bizi geleceğe taşıyacaktır” ifadesiyle birlikte gençlere dönük mesajlar vermesi de ayrıca tevafuk olmuş.
Yakın tarihimizin çokça tartışılan belli başlı konuları herkes tarafından bilinir. Lozan başta gelmek üzere Bandırma Vapuru’nun niteliği, Vahdettin’in Mustafa Kemal’e emaneti dahil bu spekülatif tartışmaların bir ucunda hep Kadir Mısıroğlu’nu görürüz. Resmi tarih görüşünün de nesnellikten uzak, doktriner bilgi sunuşuyla çocuk zihinlerini şekillendirme aracı kılınması; spekülasyonların diğer ucunda da tarih tasarımı yapılıyor olması ve anılan bu tartışmalı konuların nesnel ve belgelere dayalı, sebep-sonuç ilintisiyle değerlendirilmesi bahsi, diğer başka yazıların konusu olmak üzere, bugün meşhur ziyarete dair yapılan açıklamanın düşündürdüklerini yazmak istiyorum.
Resmi tarih görüşlerine alternatif bilgi üretirmiş gibi sunduğu tarihi dayanaktan yoksun, delillendiremediği iddialarıyla hak ettiğinin çok ötesinde şöhrete kavuşmuş insanlardan birisi, Kadir Mısıroğlu. Şöhreti kendisinin olsun kimsenin gözü yok. Ancak geniş muhafazakar-dindar kesimin tarih algısını ve bu algıya dayalı siyasi pozisyon alışını etkileyen isimlerden. Ve Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın resmi kıyafetiyle ziyarete, kurumsal temsiliyet niteliği kazandıran, cübbesi ve sarığıyla gitmesi de önemli.
İlk çok partili hayat denemesi günlerinde, o günün siyasi pozisyon alışlarıyla ilişkili olsa dahi Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal’in asker kişilerin meclise (BMM- zira henüz başına Türkiye ismi konmamıştı ve bence parlamentonun en güzel isimlendirmesiydi) üniformalarıyla girmesini yasaklayışını hatırlattı bu üniformalı ziyaret. Günün şartları gereği burada bir parantez açıp tarihçi deformasyonuyla, soyadı kanunu öncesinde geçen olaylardan bahsederken soyadlarını kullanmayışım nedeniyle Atatürk yazmadığımı belirteyim. Bugünkü garip politik tutuma benzetilmesin. Neyse çok dağıtmadan konuya devam edeyim. Kemal Karpat’ın devleti “yarı askeri, cumhuri, diktatorya” olarak tanımladığı bu yıllarda işte o tanımdaki askeri niteliği “yarı”ya indiren kıymetli uygulamayı hatırlattı. Darbeler döneminde -ki güya Atatürkçülük adına yapılmıştı bu darbeler- ilk kaldırılan Atatürk politikalarından birisi oldu ne yazık ki. Askerin sivil siyaset üzerindeki baskısını kırmaya vesile olmuştu, generallerin üniformayla meclise girişinin yasaklanması. Kısa sürdü maalesef ve malum -artık ne iktidar ne muhalefet hoşlanmasa da bu kelimeyi duymaktan, inatla söylemeye devam edeceğim- askeri vesayet sürecini yaşamıştık..
Benzer politik yaklaşım izlenimi verdi, Diyanet İşleri Başkanı’nca üniforma niteliğindeki, kurumsal kimliğin gereği cübbesiyle özel olduğunu iddia ettiği ziyaret. 9 Kasım’a rastlatılması da etken bu algıda. Kıyafeti de… Diyanet İşleri Başkanı, dost meclisinde kurumsal kıyafetini kullanmıyordur herhalde. Dolayısıyla bu konuda bir boşluk varsa mevzuattaki eksiklik giderilip başkan sıfatıyla yaptığı görüşmeler dışında cübbesini kullanması engellenmeli. Zira şimdi din devleti görünümü verilmesine sebep oluyor. Laiklikle sorunlu, Medeni Kanun’a muhalif kesimlerin devletin niteliklerini değiştirme hevesi teşvik edilmiş gibi görünüyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Diyanet İsleri Başkanlığımızı siyasi tartışmaların malzemesi yapma girişimlerini tasvip etmediğimi belirtmek istiyorum” sözleriyle geçiştirilemeyecek kadar önemli yani. Cumhurbaşkanı, yeni yönetim şemasında artık doğrudan kendisine bağlı, Diyanet İşleri Başkanı’nca yapılan ziyareti kınamak yerine kamuoyunun verdiği tepkileri, tasvip etmediği siyasi tartışmalar olarak sunmuş bu cümleyle. Oysa siyasi tartışma yaratan bu ziyaretin kurumsal niteliği. Tepkiler ve tartışmalar değil Ali Erbaş’ın sivil giysiler yerine kurumsal temsiliyet kıyafetiyle ziyaret etmesi, Diyanet İsleri Başkanlığı’nı siyasi malzeme yapmaktı.
Kadir Mısıroğlu gibi siyasi bir kişiliğe resmi nitelikli ziyaret hakkında görüşlerini de bildirdiği bu konuşmada Cumhurbaşkanı’nca “gençlik üzerinde yapacağımız çalışmalar bizi geleceğe taşıyacaktır” ifadesiyle birlikte gençlere dönük mesajlar vermesi de ayrıca tevafuk olmuş. Ki bu uygunluk, denk düşme hali, Mısıroğlu’nca yıllardır zihinleri biçimlendirilerek, gerçeklikten kopuk, tarihi olay ve şahsiyetleri ya düşman ya dost algısıyla tanıyan günün karar vericilerinin aynı işlemi günün gençliği üzerinde planladığını açıkça göstermiş. Gençlerle birlikte, gençleri dinleyip anlayarak, gençler için vb. değil “gençlerimiz üzerinde” diyor zira yapılan/yapılacak çalışmalar için.
Ebeveynliği, çocuğun sahibi olmak zannedenlerin ürettiği gençlik politikalarından ne kadar ürksek yeridir. Halk arasında, bu zihniyetteki insanların sıklıkla kullandığı “çocuğunu mümin yetiştirme” saplantısı, dini akideye de, bilimsel gerçeklere de aykırı ve doğrudan varoluşsal soruna işaret ettiği halde karar vericilerin politik tavrının bu yönde olduğu belli, maalesef. Dini akide, imanın öznelliğini işaret eder. Kişinin özgür iradesiyle iman ilişkisini açığa çıkarır. Ancak muhafazakar-dindar kendisini, çocuğunun kalbine ve zihnine imanı, bilgisayara paket program yükler, akıllı telefonuna uygulama indirir gibi yerleştirebilecek kudrette zanneder. Aciz yani “kul” olduğu bilincini unutturan bir kibir yükler dinin muhafazakar yorumu, inananlara. Siyasi karar vericiler de bu hastalıktan sıyrılmış değil. Oysa yapamazlar çünkü sadece sıradan insanlardır. Çocukları da onlardan bağımsız bireyler olarak, ayrı birer insan olduğu için paket programla yetiştiremezler. Ancak başarısızlıklarının sebebini araştırıp nedenlerini idrak etmek de eleştirel düşünmeyi gerektirdiğinden planlarını gerçekleştiremediklerinde çevreyi suçlama kolaycılığına yönelirler.
Çocuğunu mümin olarak yetiştirme gayreti aslında çocukları, gençleri “taklidî imana” yöneltmek hatta inanıyormuş gibi yapmaya sevk etmekten başka bir şey değil. Makbul olan “tahkikî iman” ise düşünmeyi, sorgulamayı eleştirel bakmayı yani ilkin itirazı gerektirir. Fakat bunun için de ait olduğu camianın yönlendirmelerine itiraz edebilecek özgür iradeye ihtiyaç var. Mustafa Öztürk’ün, doğu toplumlarında birey olamama sorununu dile getirdiği köşe yazısı, bu açıdan karar vericilere ilham olmalı. Ancak Cumhurbaşkanı’nın demecinden anladığım kadarıyla hâlâ çocukları ve gençleri, özgür iradeye sahip bağımsız bireyler olarak görmekten uzak, oyun hamuru gibi şekillendirebileceğini zanneden zihniyetin, gençlik politikaları ürettiğini söyleyebilirim.
Sorunun en kötü yanı da AKP iktidarına muhalif duran muhafazakar-dindar kesimin de bireysel özgürlük kavramını duymaya bile tahammül edemeyişi. Bireyin özgür iradesi kavramını “bireycilik” akımıyla karıştırıp onların da gençleri sürüye dahil olmaya yöneltmeleri. İktidar olduğunda muktedir mütekebbire dönüşüyor bu haliyle dindar. Muhalif olduğunda ise muktediri, firavun ilan etmesine rağmen mütekebbir yönü çocuk ve gençlerin iradesini satın alan sürü psikolojisini, din gibi siyasi tercihleri de araçsallaştırarak, sürdürmeye devam ediyor.
Tuhaf şekilde iddia da büyük… Geçmiş medeniyetin sürdürülmesi için gençleri şekillendirme iddiası hakim, iktidarında da muhalifinde de. Taklidî iman gibi bir medeniyet taklidiyle insanı, iradeden soyutlayarak köleleşmeye sevk ettiklerini bilmemeleri mümkün mü?
Yazarlar
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları

























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.12.2025
22.11.2025
3.11.2025
19.10.2025
12.10.2025
4.10.2025
21.09.2025
23.08.2025
17.08.2025
10.08.2025