Demir Küçükaydın
Gezi’nin ve orada oluşan forum ve dayanışmaların geride hiçbir görünür birikim bırakmadan dağılışlarının temel nedenlerinden biri bilimsel ve politik tartışmaların temelden farklı özelliklerini dikkate almamalarıydı.
Politik bir hareket olarak, bilimsel bir toplantının yöntem ve araçlarıyla bir sonuca ulaşmaya çalışıyorlardı. Bu da onların örgütlenmesini ve karar almasını olanaksız kılıyordu.
Gezi üzerine sonradan yazılan literatür okunduğunda Gezi’nin bu temel zaafı üzerine neredeyse hiçbir eleştiri ve gönderme bulunamaz. Bütün Gezi literatürü Gezicilerin Gezi’ye bir övgüsünden başka bir şey değildir. Bu da aslında Gezi’nin öldüğü gerçeğinin bir görünümüdür. Çünkü canlı bir hareket kendisine övgü düzmez, kendi açmazlarını, sınırlılıklarını, yanlışlarını gündeme alıp tartışmaya ve onları aşmaya çalışır. Gezi başından beri kendine hayran Narsist bir hareket olarak kaldı.
Bugünkü #HAYIR girişimleri Gezi’nin bu zaaflarını açıkça ortaya koymalı ve aşmanın yollarını tartışmalıdır. Bu yazı bu yönde bir tartışma, düşünüp taşınma süreci başlatabilmek için bir deneme, bir girişim olarak görülmelidir.
*
Bilimsel bir toplantının amacı hiçbir zaman bir karar alma olamaz. Çünkü hangi teorinin doğru olduğu, bir karar ve oylama konusu değildir ve olamaz. Dolayısıyla da hangi teorinin doğru olduğu yönünde bir oylama yapılmaz. Bir teorinin doğru olup olmadığına oylamalar değil, bilimsel deneyler ve gözlemlerle karar verilir. Bu karar da yine oylamayla ortaya çıkmaz. Bilim insanlarının onu kabul etmeleri, kendiliğinden bir sürece bırakılır.
Hangi teorinin doğru olduğuna ilişkin kararlar, tabiri caiz ise, doğa veya toplum yasaların “yaptırımlarıyla” oluşur. Cezasını yargıçlar ya da kongrelerce belirlenmiş organlar değil; doğa veya toplum yasaları verir. Yerçekimi yassını kabul etmiyorum diyerek kendinizi yüksek bir yerden bırakırsanız, yere çakılırsınız. Sakat kalır veya ölürsünüz. Kararı ya da cezanızı, “yerçekimi yasası” verir.
Ama politik mücadele içinde, sosyal mücadeleler verilen bir örgütte, sorunların çözümü, “son duruşmada” geçerli olan doğa ya da toplum yasalarına bırakılamaz.
Birtakım kararlar alınmalı ve onlar uygulanmalıdır. O kararlara uymayanlar hakkında, doğa ve toplum yasalarının değil; belirlenmiş organların uygulayacağı yaptırımlar geçerli olmalıdır.
Bu temelden farklı özgül karakteri nedeniyle, bilimsel bir toplantıda amaç, tüm tezlerin, eleştirilerin tam bir özgürlük ortamında, eşit haklarla ve hiçbir kısıtlamaya uğramadan sunulması olabilir. Hedef başkalarını informe etmek ve edilmek ve de tartışmaktır. O kadar. Bir karar almak hedeflenmez.
*
Ancak politik bir mücadele ve örgütlenmede, gerçek günlük hayatta kararlar ve sonuçlar, bilimsel bir sempozyum veya kongrede olduğu biçimde, zamana, kendiliğinden oluşacak bir kabule bırakılamaz. Bir şekilde oylama yapılıp bir karar alınması gerekir. Karar için de bir karar mekanizması, yani kuralları belirlenmiş biçimler gerekir. Örgüt biçimdir.
Çoğunluğun bir kararı benimsemesi, hatta oy birliği ile alması o kararın en doğru karar olduğu anlamına da gelmez. Demokrasi hiçbir zaman kararların doğru olacağının garantisi anlamına gelmez. O sadece bu kararların eşit şartlarda yarışarak çoğunluğu kazandığı ve başka bir görüşün de aynı şekilde onun yerine geçebileceği anlamına gelir.
Bu nedenle en az hatalı kararları alabilmek; ya da alınmış hatalı kararları en seri şekilde en az zararla değiştirebilmek için mekanizmaların kurulması ve belirlenmesi bir örgütün tüzüğünün; çalışma prensiplerinin esasını oluşturmalıdır.
Bu nedenle, bir kararın alınması ve öncesinde, farklı görüşlerin, sadece hukuken değil, fiilen de eşit koşullarda, en küçük bir kısıtlamaya tabi olmadan, tüm katılımcılara iletilme, anlatılabilme ve onları kazanabilme olanakları olması gerekir.
Bütün usuller ve teamüller bu eşitliği sağlamaya yönelik olmalıdır. Bütün bunlara rağmen kararlar yanlış olabilir. Ama bu gibi tedbirler, yanlış olma ihtimalini azaltırlar ve onu kolayca değiştirebilme olanaklarını sunarlar.
Politik bir örgütlenmede ve toplantıda amaç, bilimsel bir toplantıdan farklı olarak, çoğunluğu kazanmaktır.
Çoğunluğu kazanmanın, fiili eşitsizlikler, manüplasyonlar ve başka mekanizmalarla gerçekleşmemesi; farklı öneriler hakkında onların gerçekten içerikleri dolayısıyla karar verilebilmesi için, hem farklı görüşlerin eşit koşullarda yarışması; hem de karar verecek olanların başka güçlerin baskısı altında hareket etmemeleri hayati önemdedir.
Bu nedenle, bu güçlerin (örneğin bir yöneticinin yetkilerinin ve olanaklarının) kararı etkileyememesi için, sadece hukuki bir eşitlik değil; aynı zamanda olanakların kullanılmasında fiili bir eşitlik de gerekir.
Yani örneğin bir örgütün Kongresi toplandığı anda, herkesin hukuken ve fiilen eşit haklı bireyler olarak orada olması gerekir. Bu nedenle, hem bir hukuki ve fiili eşitliği vurgulamak ve hem de herhangi bir eşitsizliğe yol açmamak için, bütünüyle rastlantısal ve hata yapması en az olası kişilerin (örneğin en yaşlı ve en genç üyenin) kongreleri açması ve Kongrenin divanını seçtirmesi gibi yöntemler uygulanır.
*
Bunun ne kadar önemli olduğunu, herhangi bir HDP veya HDK kongresi örneğinde görebiliriz. Bu aynı zamanda Kürt hareketinin neden modern ve şehirli insanları neden örgütleyemediğinin ve böyle giderse asla örgütleyemeyeceğinin de anahtarını bize sunar.
Öncesinden de başlanabilir biz herhangi bir kongrede rastlanabilecek birkaç çarpıcı resme bakalım.
Kongrelerde eşitliğin izine bile rastlanmaz. CHP kongreleri bile daha demokratiktir denebilir.
Örneğin HDP ve HDK kongrelerinde örgüt yöneticilerinin girdiği sahnenin arkasında ayrı bir kapı vardır.
Salonda, yöneticiler, milletvekilleri, tanınmış kişiler en önde protokol sıralarına otururlar.
(Bir kongrede protokol olsa olsa ancak kongreyi izlemeye gelen misafirler için olabilir.)
Hâlbuki bir kongre salonuna girildiği andan itibaren ne başkan, ne vekil kimsenin hiçbir yetkisi ve titri olmaması gerekir. En küçük bir eşitsizliğe müsaade edilmemesi gerekir.
Peki sonra ne olur? Kongreyi başkan ya da bir vekil açar.
Hâlbuki eşitliğe uygun olarak, en yaşlı üyenin açması, tamamen farklı öneriler temelinde Kongre başkanının seçilmesi gerekir.
Bu olmaz.
Bundan sonra gündemin belirlenmesi, farklı gündem önerilerinin tartışılması ve oylaması gerekir.
Ama HDP ve HDK kongrelerinde, gündemin ne olacağı bile önceden belirlenip ilan edilir. (Yani aslında Kongrelerin bir mizansen olduğu ifade edilmiş olur açıktan. ) Ve gündem tartışması ve oylaması bile olmaz. Yani bir kongreyi kongre yapan şeyin kendisi olmaz. Gündem tartışması yoktur.
Herkes eşit olduğundan başkanlık falan olamayacağından başkan bile ancak bir kongre üyesi sıfatıyla, diğer kongre üyeleriyle eşit konumda söz isteyebilmelidir.
Hâlbuki, HDK ve HDP kongrelerinde, doğrudan Başkan söz alır, onu birkaç önemli mesajlar verecek vekil veya yönetici izler, sonra meşhur misafirler ve ağır toplar konuşur.
Bu arada komisyonlar toplanır ve karar tasarılarını hazırlar. Bunlarda da tartışmalar olursa şu kelime de eklensin, şuraya virgül de konsun düzeyinde olur. Farklı konseptlere dayanan farklı tasarılar diye bir şeye katiyen olmaz. Olsa da fiilen söz hakkı verilmez.
Bu kadarı yeter.
Gerisi de aynen böyle sürer gider.
Böyle bir örgütlenmenin ne Türkiye’de demokratik özlemleri harekete geçirmesi, ne örgütlemesi mümkün değildir.
Elbet bu gerçekliğin ardında da Kürt hareketinin toplumsal konumuyla epey bir işçi olsa bile, ruh durumuyla küçük burjuva ve köylü, hatta aşiret ilişkilerinin egemen olduğu tabanı vardır. Kürt hareketinin bütün sınırlılığını ve sorunlarını yaratan da budur.
Ama daha kötüsü, HDK ve HDP içinde yer alan sosyalistlerin, aydınların, entelektüellerin, liberallerin de bu duruma en küçük bir itirazda bulunmamalarıdır. Belki bir itiraz olsa, ne de olsa canlı bir harekete dayanan ve siyasi bakımdan oldukça gelişmiş o toplumsal temelde bir yankı bile bulacaktır.
*
Şimdi öbür uca geçelim. Parklardaki iç dökme forumlarına hiç girmeyelim. En iyisine bakalım.
Gezi’den sonra en örnek bilinen Don Kişot’ta Gezi’nin kremasının kreması bir seri forumlar yaptı. Bütün bunlarda konunun kendisinden, seçilişine ve tartışılmasına hatta sonuçlarına kadar her şey görünüşte bilimsel bir toplantı ölçüleriyle ve biçimiyle yapılıyordu.
Ama bizzat Don Kişot’un kendisi bilimsel bir araştırma kuruluşu değil, bir politik ve sosyal mücadele organı veya alanıydı.
Bilimsel ya da sosyolojik bir tartışma veya araştırmanın nesnesi olacak bir konu, politik bir organ içinde, esas sorunun ne olacağı, yani gündem ve onun belirlenmesini demokratik olarak belirlemenin önüne geçen politik bir işleve sahip oluyordu.
Yani politik bir örgütte, bilimsel bir toplantının kriterleriyle davranıp düşünme aslında bir politik duruşu ifade eder ve bir politik duruşun bilimsel bir biçim altında kendini fiilen dayatmasından başka bir anlama gelmiyordu.
Ve bu tartışmaya alınan sosyolojik veya ekonomik konular, tam da politik bir örgütün bilimsel bir toplantının biçimleriyle mi, yoksa politik bir örgütün biçimleriyle mi çalışacağı sorununu gündeme alma ve tartışmanın bir engeliydi ve bunu engellemeye hizmet ediyordu.
Bizzat bu sorunun gündeme alınmasını engelleme ve fiili bilimsel toplantı uygulamasının kendisi somut bir politik tavrın uygulamanın ifadesiydi. Örgütsüzlüğü ebedileştiriyordu.
Ve işin ilginci, politik bir biraraya gelişin bilimsel bir kongre veya sempozyumun ilkeleriyle çalışmaya kalkması, tersinden HDK ve HDP’nin o merkezi ve bürokratik işleyişiyle aynı ölçüde anti demokratik ve benzer sonuçlara yol açıyordu.
*
Türkiye’de demokratik mücadelenin en temel bu iki ucu, yani kendini politik İslam tehlikesi ve tehdidi altında gören laik yaşam tarzındaki şehirliler ve modern ve iyi eğitimli ücretliler ve Kürt hareketi, demokrasiden zerrece nasibini alamamış birer örgütlenme veya daha doğrusu örgütlenememe modeli sunmaktadırlar ve tam da bu nedenle Türkiye’de demokratik hareket böylesine güçsüz ve çapsız kalmaktadır. Aslında HDP-HDK ve Gezi Forumları, ikisi de aynı madalyonun iki yüzüdür.
Politik ve programatik ortaklıkları ve yakınlıkları onları birbirine yaklaştırıcı bir etki yaparken; bu toplumsal yapılarının ve kültürel kotlarının farklılığı onları birbirinden uzaklaştırmıştır ve uzaklaştırmaktadır. Bu nedenle de HDP Gezi için hiç de çok çekici bir adres olmamıştır örgütlenmek için. Bunun tersi de doğrudur. Kürt hareketi de Gezi’de kendini pek bulamamıştır.
*
#HAYIR hareketi ve aşağıdan örgütlenen #HAYIR meclisleri bu ikisi de çıkışsız açmazı aşmak zorundadır.
Bunu başarabilmek için ise öncelikle, bilimsel bir toplantı tarzında ve havasında toplanmak ve zaman yitirmekten kaçınmak zorundadır. Her toplantı, her forum, somut bir karara varabilmek için bir kongre gibi çalışmalıdır. Farklı görüşler arasında biçimsel ve fiili bir eşitlik konusunda çok hassas olmalıdır.
Bunun için de temel bir koşul vardır. Herhangi bir meclisteki veya girişimdeki bir tek katılımcının bile tüm meclis ve girişimlerdeki üyelere görüşlerini iletebilme, onları kazanabilmek için biçimsel ve fiili hakları. Yani bunların araçlarının da olması.
Ama bunlar da iki ön koşulu gerektirir. Yatay ilişki ve Oylama.
Diğer yazılarda da bunları ele alalım.
Demir Küçükaydın
6 Şubat 2017 Pazartesi
@demiraltona
Yazılarımız şu adresteki blogta bulunuyor:
https://demirden-kapilar.blogspot.de/
Videolarımız şu adreste:
https://www.youtube.com/user/demiraltona
Yazılarımızı ayrıca ses dosyası olarak şurada paylaşıyoruz. Direk podcasttan veya indirerek dinlemek mümkün.
https://soundcloud.com/demirden-kapilar
Kitaplarımız buradan indirilebilir.
https://drive.google.com/open?id=0BxCB_Gtx8VYAcDREeTJVLW93MjA
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları






























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.04.2020
30.03.2020
19.03.2020
18.03.2020
17.03.2020
10.03.2020
2.03.2020
1.03.2020
2.02.2020
3.01.2020