Ekrem DUMANLI
Eski karanlık dönemlerde de böyle olurdu: Seçim yaklaşırken “iç tehdit” algısı güçlendirilir, hukuk askıya alınır, geniş kitlelerin statükoya desteği sağlanırdı. Toplum mühendisliğinin en acımasız metotları eskiden “irtica tehlikesi”, “komünizm tehlikesi” gibi kavramlar üzerinden yapılır, toplumun sinir uçlarına dokunulur ve kamplaşma sonucunda oluşacak atmosferden seçim sandığının etkilenmesi sağlanırdı.
Şimdilerde “Yeni Türkiye” palavrasına sığınanlar, eski kirli metotların tamamını tevarüs etmiş bulunmakta. İki ‘iç tehdit’ paranoyası üzerinden safları sıklaştırmak istiyorlar ve her türlü yalana, hileye, iftiraya başvuruyorlar.
Paralel paranoyası kadim irtica cinnetinin kötü ve bayağı bir kopyası. Türk Ceza Kanunlarında paralel diye bir suç da yok böyle bir terim de. Zaten paralel safsatası hukukta karşılığı olmayan siyasi bir argüman. Tek bir istisnası var: Bir kitlenin (tıpkı devlet gibi) silahlı birlikleri, yargı sistemleri vs. varsa ve bu kişiler devletin rağmına kimlik kontrolü yapmaktan insanları kendi kurdukları mahkemelerde yargılayıp cezalandırmaya kadar icraat yapıyorsa bu kanun dışı yapıya “paralel devlet” denebilir. Yoksa, okul açmak, hayır işlerinde yarışmak, devletin memuru olup orada çalışmak vs. paralel suçlamasını gerektirmez. Böyle bir saçmalığa girilirse bütün beyefendilerin, hanımefendilerin, damatların, çocukların da ‘paralel’ yaftasını yemesi gerekir...
Her neyse; konumuza dönelim: Devlet imkanlarını tepe tepe kullanan birileri, bugün paralel palavrasına sığınarak: “Ey vatandaş, milli güvenliğimiz tehlikede” mesajı veriyor ve orman kanunlarını bu pespaye yalanla meşrulaştırıyor. “Bize oy verin yoksa devlet elden gidiyor” demek suretiyle kamuoyunu yönlendirenler, iktidarda kalabilmek için her türlü kirli işlere bulaşıyor…
Güvenlik söylemiyle halkı avlamaya çalışanların ikinci malzemesi “Kürt sorunu”. Oslo’dan beri “çözüm süreci” deyip PKK’yı sırtında taşıyanlar, seçim yaklaştıkça Türk milliyetçiliği üzerinden siyaset yapıyor. Çoktandır İmralı ve Kandil’in buyruğundan çıkmayanlar sanki onlar değilmiş gibi! Pazarlık masasını bizzat kuran kendileri değilmiş gibi! Oslo’da verdikleri söze binaen terörle mücadelede görev yapan polis ve askerleri bizzat tasfiye edenler kendileri değilmiş gibi!
Maksat halkı seçime korku ve panik havası içinde sokmak. Bayat bir mantık, çürümüş bir metotla “iç düşman”, “dış tehdit” palavrasını savunanlara şunu sormak gerekiyor: Ülkenin asıl sorunu ne? Vatandaşın gerçek problemi karşısında aciz kaldığınızı itiraf edecek misiniz?
İşsizlik patladı; vatandaşın ciğeri yanıyor. Dolar fırladı; iş dünyasının yüreği ağzında. Mazot fiyatları dayanılmaz boyutta; insanlar feryat ediyor. Milli eğitim çöküş yaşıyor; öğretmeniyle, öğrencisiyle, öğrenci velisiyle herkes bu tükenişe acılar içinde şahitlik ediyor. Uyuşturucu kullanımı çok küçük yaşlara kadar düştü, yaygınlaştı; birileri hala “dindar nesil” yetiştirmenin edebiyatını yapıyor. Patates fiyatları bile astronomik miktara yükselmiş, vatandaşın cebini yakıyor; senin hâlâ makul bir tarım politikan yok. Sağlıkta yapılan bütün iyileştirmeler geri alınıyor; insanlar hastanelerde kan ağlıyor…
Hal böyle iken, vatandaşın yüz yüze olduğu problemler artık gizlenemez hale gelmişken paralelli-terelelli türküleri çağıranları tımarhaneye davet etmek lazım.
Kasıtlı bir şekilde paralel paranoyasına ve sahte milliyetçiliğe sarılan, bu konuda algı operasyonları yapan kimselerin atladığı bir gerçek var: Bir önceki seçimde bu palavralar üzerinden oy devşirdiniz; ama artık yeter! Çiğ kaçıyor her cümleniz. Halkın her gün yaşadığı ve sizin de basın huzurunda kabul etmek zorunda kaldığınız “ekonomik kriz” Türkiye’nin gerçek gündemidir. “Kaynağı bilinmeyen” paraların bu ülkeye oluk oluk taşınması bile beceriksiz politikaları örtbas edemiyor. Üstelik halk fakirleştikçe saray sakinleri zenginleşiyor. Katlar, konaklar, gemiler... Vatandaş bunu görüyor. Daha da görecek. Pervasız ve haksız zenginleşme sade vatandaşı derinden derine yaralıyor. Devlet imkanını elinde bulunduran statüko güvenlik endişesi oluşturarak halkın duygularını sömürmek, gerçek sorunları perdelemek istiyor. Topyekün şöyle demesinin tam zamanı: Haydi başka kapıya! Yani, gerçek sorunlarla yüzleşmeye! Halkın sefalete sürüklenmesine mukabil sizin lüks ve debdebe içinde zevk-ü sefa hayatı yaşamanıza bakalım vicdanlar daha ne kadar tahammül edecek?
Bir yalanı bin kez söyleseniz de
Okur buluşmaları doğrultusunda Anadolu’nun pek çok vilayetine gitme imkanı buldum. Hamd olsun; Anadolu insanı, İslamî, demokratik duruşuyla bir destan yazıyor. Bu tavır, sadece Türkiye’ye ve İslam dünyasına değil; yeryüzü demokrasisine değer katacak…
Okur buluşmalarının durağı arasında Diyarbakır da vardı. Diyarbakırlıların mertliği gözlerindeki ışıktan anlaşılıyordu. Konuşmalar bitince belediye başkanı Gültan Kışanak’ı ziyarete geçtik. Saat 14.30 gibiydi. Yani güpegündüz ve üç arabayla, belediye binasına vardık. Bizi karşılayan heyet de 8-10 kişiden oluşuyordu. Nezaket ziyaretimiz bitince kalktık ve kalabalık bir ekiple başka bir mekana geçtik. Ziyaretimiz Zaman’da haber yapıldı ki çarpıtma olmasın.
Heyhat! Bir kere yalan söyleyen bin kere yalan söylemek zorundadır. Çapsız bir evrak-ı perişan, bizim alenen yaptığımız ziyareti 17 gün sonra “gizli” ve “arka kapıdan” diye anonsladı.
‘Arka kapı’ yalanını yazan gazete 5 gün sonra Tayyip Erdoğan’a saygısızlık yapıldığını ispat edebilmek için benim VIP Kapısı’ndan karşılandığımı yazdı. İşlerine nasıl geliyorsa... Utanmazlık değil de nedir bu yapılanlar!
Yandaş Medya’nın fıtratında yalan var. Onu anladık da cumhurbaşkanı ve başbakan sıfatı taşıyan kişiler bu apaçık yalanı niçin tekrar tekrar telaffuz ediyor? Gültan Hanım da iki defa açıklama yaptı. Biz giriş çıkışlarımızı ve görüşmelerimizi fotoğraflarla, görüntülerle yayınladık. Hadise bu kadar net iken bir dönem “Hoca” diye bilinen, “entelektüel” kimliği için saygı gösterilen ve “stratejik derinliği”ne itimat edilen Ahmet Davutoğlu meydanlara çıkıp bir yalan haberi neden tekrar ber tekrar söylüyor? Siyaset, bilim adamlığını değersizleştirmemeli.
Üzücü bir durumla karşı karşıyayız. PKK ile müzakere masasına oturan, Oslo’dan beri İmralı’nın ve Kandil’in bir dediğini iki etmeyen, yaptıkları gizli toplantılarda mutabakat metni hazırlamak ve onların bazı maddelerini halktan gizlemek gibi ithamlarla karşı karşıya bulunan iktidar, halkın seçtiği bir belediye başkanını bir yayın yönetmeninin ziyaret etmesinden niçin bu kadar korkar ki! Gizliymiş! Gülerler bu iddiaya! Yaklaşık 20 kişinin bulunduğu bir meclis gizli olur mu? Yalan haber yapan bir de kıvırma yapıyor. Güya arka kapıdan girip ön kapıdan çıkmışız. Bu ne müptezellik Allah aşkına! Siz asıl kendi gizli görüşmelerinizi anlatın bakalım. Yalan söylemek, Hazreti Muhammed’in (sas) tabiriyle münafıklık alametidir. Lütfen yalan yazarak/yayarak kendinize, ahiretinize yazık etmeyin…
Akrep, yılan, kertenkele
Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca ve polisler hakkında tahliye kararı verildi ya; birilerinin nevri döndü, bakışı bulandı, öfkelerinin esiri oldular. Demek ki hâkimler iktidarın dilediğini yapmayınca böyle oluyor. Hukuk nerede kaldı? Adalet nasıl işleyecek? Mahkemenin verdiği karar senin paşa gönlüne uymayınca “yok hükmünde” sayılacak öyle mi! İlle de senin dediğin olacak ve buna adalet denecek! Avukatlıktan daha dün getirilmiş ve hakim yapılmış bazı kişilerce 20 yıllık hakimler tutuklanınca hukuk işliyormuş gibi sırıtacaksınız. Millet de yutacak! Ne yazık ki Anayasa’yı askıya aldılar, HSYK’yı paspas yaptılar. Hukuk adına suç işlediler, işliyorlar...
Bir de kibir dolu, nezaket dışı, tehdit içeren külhanbeyce sarf edilmiş laflar var orta yerde. Yandaş gazete bunu “Ya biat ya yok olmak” diye tercüme etmiş. Aslında bu tür yaklaşımlar uluslararası hukukta bir suça denk geliyor. Devletin gücünü arkasına alıp da Kırmızı Kitap tehdidinde bulunanların yakın demokrasi tarihimizde o Kırmızı Kitap’tan nice kahramanlar çıktığını hatırlamasında fayda var…
Bu arada Yalçın Akdoğan’ın hızını alamayarak (daha önce de yaptığı gibi) hakaretâmiz laflar sarf etmesi söz konusu. Tahliye kararı veren hakimlerle ilgili konuşurken yılan, kertenkele vesaire deyip dalıyor araya. Geçenlerde Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç bu tarz laflara itiraz etmiş, kendilerine de 28 Şubat’ta çok çirkin sıfatlar kullanıldığını dile getirmiş, benzer üslubun AK Parti’de var olması karşısında teessürlerini ifade etmişti. Arınç haklı virüs, haşhaşi, yılan gibi iğrenç sözcüklerden derlenen ithamlar hiçbir surette kullanılmamalı. 28 Şubat’la bugün arasında tek fark o dönemde hakaretamiz lafları yargı mensupları partililer için kullanırdı; şimdi particiler yargı mensuplarına söylüyor aynı nahoş yakıştırmaları. 28 Şubatçılar sürecin bin yıl devam edeceğini sanarak bodoslama konuşuyordu; şimdi bazı particilerde de benzer bir coşkunluk göze batıyor. Hiç mi ibret alınmaz tarihten...
Bir dönem kendime samimi arkadaş gibi gördüğüm Akdoğan’ın 28 Şubat dilini kullanmasını çok yadırgadım. Çok yakışıksız laflar bunlar. Sonra daha önce de sorduğum bir soruyu hatırladım: Sayın Akdoğan 28 Şubat’ta siz hangi görevi ifa ediyordunuz? Başbakanlık Takip Kurulu’nda askerlerin kurduğu Batı Çalışma Grubu’ndan gelen emirleri yerine getirmek için hangi fişlemelere ne muamele yaptınız? Sanırım sağda solda dediğiniz gibi darbeci askerlerin kurup yönettiği BÇG’yi oyaladınız, o vahşi fişleme ve karalama işlerine perde oldunuz. Öyle bile olsa görüyorum ki o dönemden kalma yılan, akrep, kertenkele gibi laflar zihninde iz bırakmış. Bu yakışıksız sözler kabir azabına dair bir endişenin yansıması ise ona bir şey diyemem; ama haktan, hukuktan, adaletten bahsedilirken böyle laflar sarf edilmez. Ayıp… Hem adam olmak önemlidir hem de devlet adamı olmak.

Yazarlar
-
Kemal CANAksiyon müfettişliği 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANBabamın hasta yatağında bana son sözleri: Kötü günler geliyor kendini koru 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciYaşanacaklara dair olası senaryolar 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRGülme ihtiyacı artıyor, gülme cesareti azalıyor: Toplumsal baskılar mizahın kamusal alanı daralttı m 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları














































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.11.2015
6.01.2015
3.01.2015
30.10.2015
27.10.2015
23.10.2015
20.10.2015
16.10.2015
13.10.2015