Etyen MAHÇUPYAN
Çatışmaların çözümlerini ararken başka ülkelerin ve toplumların deneyiminden öğrenmek, son dönemde epeyce popüler...
Çünkü çözülemeyen çatışmaların toplumsal maliyetinin son derece ağır olmasının yanında, bu tür durumlar bir çaresizliğe de işaret ediyor. Uzun süreli çatışma hali, o toplumda siyasetin sorun çözme kapasitesinin eksikliğini, toplumun barışçı bir alternatif gelişmesi için baskı imkânlarının azlığını veya farklılıkları normalleştiren bir zihniyetten uzak olunduğunu gösteriyor. Çoğunlukla ise bu üç unsur bir arada bulunuyor ve ülke bir tıkanma noktasında takılıp kalıyor.
Kürt meselesi bu durumun tipik örneklerinden biri… Bir yanda İttihatçılığın mirasını tümüyle devralmış olan Cumhuriyet'in Türk kimliğine dayanan milliyetçiliği ve toplumu ikincil kılan devletçiliği var. Toplumun ataerkil zihniyeti, yüzyıllardır siyasî alanın dışında kalmışlığı ve bu otoriter devlete şükran borçlu olması, devleti daha da güçlü ve belirleyici kılıyor. Cumhuriyet Türk kimliğini tanımlayan ve topluma sunan bir yüksek otorite olarak konumlanıyor. Dolayısıyla devletle Türk kimliği arasında organik bir bağ oluşmuş durumda. Bu nedenle de devlete tehdit oluşturan her şey Türk kimliğine de tehdit oluşturuyor ve ‘Türkler' için kendi kimliklerine sahip çıkmak devlete sahip çıkmak anlamına gelebiliyor. Bunun karşısında ise aynı ataerkil zihniyeti paylaşan, toplumsal talepler doğrultusunda siyasal alana müdahale etme geleneği olmayan, haklarını aşiretlerin siyasî gücünün ürettiği pazarlık yeteneği sayesinde elde etmeye alışkın ‘Kürtler' var… Devletin baskı ve zulmü karşısında kendi içlerindeki çoğulculuğu bastıran, merkeziyetçiliği olumlu bir özellik olarak öne çıkaran, içlerindeki adaletsizlikleri görmezden gelerek yüzlerini ‘dışarıdaki' düşmana çeviren bir kitle. Burada da kimlikle siyasî kurumsallaşma arasında doğrudan bağ oluşmuş durumda. Kürtlerin çoğu kendi kimliklerinin tescili açısından PKK'ya şükran borçlu olduklarını düşünüyor. Önemli bir bölümü de PKK'ya yönelik tehditleri bizzat Kürt kimliğine yönelik olarak algılıyor.
Böylece Kürt meselesi, güçlü temsil yetenekleri olan iki otoriter aktörün karşılaşmasına dönüşüyor ve buradan çatışmadan başka bir sonucun çıkması pek mümkün değil. Çözüm için ya bu iki aktörün bir zihniyet değişimi geçirmesi, ya da nispeten farklı bir zihniyetin söz konusu siyasetler üzerinde etkili olması lazım. PKK'nın dışarıdan etkilenmesini beklemek hayal olur ama uygun bir konjonktürde içeriden değişme ihtimali mümkün. Nitekim son dönemde iç ayrışmaların yaşandığına, savaş taraftarlarıyla müzakere isteyenler arasında gerilimlerin olduğuna dair çeşitli belirtiler var. Ancak burada bir gelişmenin yaşanması devletin olumlu adımına muhtaç kalabilir.
Devlet ise değişim potansiyeli açısından tam aksi durumda: İçeriden bir değişim mümkün değil, çünkü bu Cumhuriyet'in de değişmesini ifade ediyor. Oysa devletin sahibi olduğunu düşünen asker ve yargı bürokrasisi ile her alandaki klasik yönetici elitler, bu cumhuriyet anlayışı sayesinde imtiyazlı konumda olduklarının bilincindeler. Buna karşılık nispeten farklı bir zihniyetin devlete nüfuz etmesi gayet mümkün, çünkü nihayette Türkiye formel açıdan bir demokrasi. Yani rejimin kamusal alanın dışına itmiş olduğu çoğunluğun uygun bir siyasî momentte devleti yönetme şansı elde etmesi beklenebilir.
AKP tam da bu ve Kürt meselesinin barışçı çözümü açısından büyük bir tarihsel fırsat oluşturuyor. Çünkü devlete o denli mahkûm olmayan bir kimliğin, İslamî duyarlılığın taşıyıcısı. AKP Türk-İslam sentezini kıran, Müslümanları devletten özgürleştiren, onları küresel dünyanın parçası kılan bir siyasî arayışın temsilcisi… Üstelik bunu bir savunmacı psikoloji içinde değil, kendi kimliğini ‘kurucu' ve ‘inşa edici' özelliklerle süsleyerek yapıyor ve üretilen özgüven Kemalist devlete daha da mesafeli olunabilmesini sağlıyor. Ancak gerçekliğin tümü bu değil: AKP devleti yönettiği oranda onun sorumluluğunu da taşıyor ve bu da devralınan devletin sahiplenilmesine yol açıyor. Diğer bir deyişle AKP hükümeti radikal bir demokratikleşmenin değil, tedrici ve süreklilik içinde bir devlet dönüşümünün aktörü. Ama bu durum Kürt meselesi açısından elimizdeki tek anlamlı değişim dinamiğinin de zeminini oluşturmakta. Çözüm, çözüm isteyenlerin doğru siyaset üretmeleriyle doğrudan bağlantılı. Bu da AKP'yi yeniden devletçiliğe iterek değil, Kemalist devlete mesafe alma niteliğini teşvik ederek olabilir ancak.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Kemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (2)
25.10.2025 - Kemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (1)
25.10.2025 - Kürt ‘açılımı’nın nedeni Suriye değil, Türkiye!
15.03.2025 - Muhalefet için bir not: İktidar (sanılanın aksine) tutarlı ve başarılı!
20.02.2025 - İktidarın Kürt ‘açılımı’ üzerine bir not
15.10.2024 - Çocuklar anayasa yapabilir mi?
24.09.2024 - Mustafa Kemal’in büyümeyen çocukları
19.09.2024 - Nasıl bir ordu isterdiniz?
10.09.2024 - Yeni İttihatçılık havuzunun bilinçsiz balıkları
2.09.2024 - Seçimlerden kim kazançlı çıkacak?
13.04.2024
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları















































Ahmet
Sayın Alper Görmüş, Taraf Gazetesini ilk çıktığı günden beri alıyorum,okuyorum ve okutuyorum. Taraf Yazı İşleri eleştirinizin tamamına katılıyorum. Dönem dönem zorlama manşetlerle haber yapılması, olmayan bir şeyi abartılı bir biçimde oluyormuş gibi servis edilmesi benim de canımı sıkıyor. Umarım yazı işleri ne yaptığının farkındadır... Selamlar sevgiler. Ahmet Biriktir