Etyen MAHÇUPYAN
Siyaset ve şiddet arasındaki ilişki geniş bir yelpazede değerlendirilebilir ama son dönemde bizleri iki yorum ilgilendiriyor.
Bunlardan biri siyasetle şiddet arasında bir geçişlilik ve devamlılık olduğunu söylemekte. Bu tezin savunucularına göre siyaset nasıl şiddeti kapsıyorsa, şiddet de siyaseti kapsıyor. Diğer uçta ise siyasetle şiddetin kategorik olarak birbirini dışladığı tezi var. Çünkü siyaset konuşmaya dayanıyor ve konuşmanın mümkün olması, sürmesi ve ilerlemesi ancak şiddetin olmaması ile mümkün.
İlginç olan nokta, her iki yaklaşımın da savunucuları kendilerini 'demokrat' olarak sunuyorlar. Ne var ki söz konusu iki tez sadece birer 'fikir' değil, aynı zamanda birer 'tarzı' da işaret ediyor ve bu iki tarz zihniyet olarak birbirinden tümüyle farklı yapıda. Dolayısıyla da bu görüşlerin ikisinin birden 'demokrat' olma ihtimali yok. İlk yaklaşım siyasetin 'zaten' ve 'doğal olarak' şiddeti içerdiğini öne sürmekte ve buradan hareketle de şiddeti bir tür siyaset, hatta siyasetin bizzat kendisi olarak sunabilmekte. Bu önermenin geçerli olması, beşeri çözümlerin esas olarak güçler mücadelesinin tezahürü olduğu kabulünün ötesine geçerek, bu yolu normatif olarak da savunmayı gerektiriyor. Diğer bir deyişle hak ve özgürlüklerin elde edilmesini, 'güç siyasetine' bağlıyor. Böylece hayat, kendi doğrularını ötekilere kabul ettirmeye çalışan aktörlerin savaşı olarak tasavvur ediliyor. Bunun sonucunda bir ortak zemin olarak ahlaki alan kalmıyor. Hedef kendi amaçlarını gerçekleştirmek olarak sınırlandığında, ötekinin ne yaşadığının anlamı kalmadığı gibi, öteki ile kurulacak bir ahlaki zeminin de değeri sıfırlanıyor. Bu yaklaşım otoriter zihniyetin klasik örneklerinden birini teşkil ediyor ve kendilerini 'demokrat' sanan birçok kişinin gerçekte nerede durduğunu gösteriyor.
İkinci tez ise konuşmayı önemseyen, hatta gerçekçi bir bakışla, onu haddinden fazla yücelten bir tutuma sahip. Sanki her şey, her karar, her çözüm, ancak konuşma içinde meşrulaşıyor ve değer kazanıyor. Dolayısıyla konuşmayı engelleyen her eylemin zararlı olduğu söylenmiş oluyor. Diğer taraftan bu yaklaşıma göre siyaset, temsil yeteneği olan taraflar arasında sistematik bir konuşmayı ifade etmekte. Bu nedenle de şiddet kullanımı aslında siyasetin reddi anlamını taşıyor. Söz konusu yaklaşımın gerekçesi aslında basit: Şiddet kendi doğruları olan ve onları hayata geçirmek için her yolu deneyen bir anlayışın tezahürü. Oysa konuşma ve siyaset, kendi doğruları olsa da, bunların ortak doğrular olmadığını bilen ve 'geçici ortak doğrular' arayan bir anlayışa karşılık gelmekte. Çünkü insanoğlu, her ne kadar inançla kendi doğrularını sahiplense de, bunların 'hakiki' doğrular olup olmadığını bilemez ve hiçbir zaman da bilemeyecektir. Bu nedenle beşeri çözümler konuşma ve siyasete muhtaçtır. Aksi halde çözüm sanılan şey ya gerçekleşemez, ya kalıcı olamaz, ya da olağanüstü bir insani maliyete neden olur ki bu durumda da meşru olmaz. Demokrat zihniyetin algısı budur... Bu bakışa göre her beşeri karar bir ahlaki zemin üzerine oturur ve o zemini pekiştirir. Diğer bir deyişle konuşma ve siyaset ahlak 'oluşturucu' eylem alanlarıdır ve eylemin karşılıklı niteliği nedeniyle 'ortak' bir zemin üretirler. Bu da birlikte yaşama denen şeyi mümkün kılar.
Kısacası siyasetle şiddeti bütünleştiren otoriter zihniyet, "eğer istediğim olursa seninle yaşarım, yoksa yaşamam" demekte. Bu ise, olması gerekeni karşısındakinden bağımsız olarak saptayan ve şiddeti sürekli bir alternatif olarak tutan bir tavrı ima ediyor. Oysa demokrat zihniyet, "seninle yaşamak istiyorum ve bunun nasıl olabileceğini birlikte aramaya hazırım" diyor. Bu yaklaşımda şiddet kategorik olarak dışlanıyor, çünkü doğrudan birlikte yaşama iradesine karşı. Diğer bir deyişle, otoriter zihniyet kendi hedeflerini öne alıyor, birlikteliğe ise araçsal bakıyor. Dolayısıyla birlikte yaşayabileceğiniz insanların öldürülmesi sorun teşkil etmiyor. Buna karşılık demokrat zihniyet birlikteliği öne çıkaran, onu amaç kılan bir yaklaşım. Tarafların kendi dar istekleri ancak bu genel çerçeve içinde anlam kazanıyor ve zenginleşiyor. Bu nedenle de şiddet sadece birlikteliği değil, şiddet uygulayan tarafın hedeflerini de gayrimeşru kılıyor, çünkü dayanılacak bir ahlaki zemin bırakmıyor.
Türkiye'de devlet on yıllarca otoriter zihniyette davrandı ve bugün ise oradan demokratlığa doğru yetersiz adımlar atmaya çalışıyor. Ama en azından demokratlığın daha doğru olduğunu kabul noktasına geldi. Kürt siyasetinin bu süreci durdurması değil, hızlandırması gerek. Bu ise herhalde adam öldürerek olacak şey değil... Çünkü ölümler zaten birlikteliğin istenmediği mesajını veriyor. Şiddetin bizatihi ayrılıkçılık olduğunu görmekte yarar var. Devlet geçmişte Kürtlerle yaşamak istememişti... Şimdi istiyor gibi. Peki, Kürtler birlikteliği gerçekten istiyor mu? Eğer istiyorsa şiddet ne anlama geliyor?
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
25.10.2025
15.03.2025
20.02.2025
15.10.2024
24.09.2024
19.09.2024
10.09.2024
2.09.2024
13.04.2024