Eylem YILMAZ
Hiç kimse, hiçbir zaman bir sabaha gözlerini delirmiş olarak açmaz. Bu zamanla oluşur ve oluşurken haklılık üretir. Delirmenin son aşaması, kendi haklılığını üretmesinden kaynaklı bir zevk alma halidir. Dolayısıyla bugün Gezi Parkı’nda yaşananlar yeni oluşmuş bir durum değil, zamana yayılmış, sindire sindire ilerlemiş bir delirme halinden başka bir şey değildir.
Bizim ülkede devletle toplum arasında, cumhuriyet kurulduğundan beri süren bir gerginlik ve güvensizlik vardır. Devlet kendini haksız bir şekilde “toplumun üstünde ve toplumdan bağımsız” bir konuma yerleştirdiği için sürekli bir tedirginlik içinde yaşıyoruz. AKP hükümeti bu devletin “üstünlüğünden” çekmiş bir tabandan geldiğinden desteklendi. Bu zamana kadar topluma hizmetle görevli bir örgüt olduğu halde kendini “toplumun efendisi” olarak kabul ettirmiş devlet her şeyi temelden nasıl bozduysa, bu devletin dışından iktidara gelmiş AKP’de devletin dengesini temelinden bozdu. Bu nedenle AKP’ye savaş açan devlet, her koldan AKP hükümetini iktidardan indirebilmek için elinden geleni yapıyor, AKP hükümeti de buna fazlaca malzeme üretiyor.
AKP iktidar koltuğuna oturalı tam 11 yıl oldu. Bu 11 yıl içinde attığı her adım bizzat Başbakanlık koltuğunun “asıl” sahibi olan devlet içindeki silahlı bürokrasi tarafından mütemadiyen engellendi. Ölümlerden başımızı kaldıramadık. AKP hükümetine karşı üretilen karşı dil hep “şeriat gelecek” oldu. Referandumda da bu ortaya çıkmıştı, şimdi 30 yılı aşkın bir süredir birçok insanı öldüren iç savaşı çözerken de aynı dil üretiliyor. Hükümet bu dilin üretilebilmesi için oldukça fazla malzeme verdi. Alkol yasası bunların başında geliyor.
Alkol düzenlemesi gereklidir. Hatta akşam 22.00’den sonra satışından ziyade Amerika’da olduğu gibi sokaklarda içilmesi yasaklanmalı. Destekliyorum. Ancak insanların bu kadar tedirgin olduğu, kendi yaşamlarının güvence altına alındığı bir anaysa yapılmadan bu tip çıkışlar yapılmasının neticeleri ağır oluyor. Bu yasa düzenlemesi gündeme geldiği andan itibaren Ergenekon’un yayın organlarından “Aydınlık gazetesi” tarafından yapılan yayınlarla direk “alkol yasağı” olarak yaygınlaştırıldı. Tabi bu sadece “Aydınlık gazetesi” ile sınırlı değil. Birçok medya organında hatta bir zamanlar güne “bugün Taraf’ın manşeti nedir acaba” diye başladığım, kapanma tehlikesi ile karşılaşıldığında ilanlar yayınlayarak desteklediğim, asker tehdit ettiğinde önünde sabaha kadar beklediğim gazetem Taraf’da bu yayınlara iştirak etti. Dolayısıyla Alkol Düzenlemesi bir yasak olarak herkese sindirildi. Eğer mesele “Alkol yasası” ise ve bu yasak, “şeriat geliyor eyvah” şeklinde algılanıyorsa şunu belirtmek isterim ki, o bahsettiğiniz şeriat Amerika’ya çoktan gitmiş.
Bu tepkilerin yanlışlığına hükümetin malzeme üretmesi ise cidden anlaşılır değil. Hükümet adeta devlet içinde “şiddeti yükseltmek” isteyenlerin destekçisi gibi davranıyor, “şiddetten başka yol yok” diyenlere malzeme sağlıyor ve barışın gelmesini istemeyenlerin yolunu açıyor. İnsanların endişelerini yatıştırmak yerine saldırgan bir tutum izliyor. Gözünü “muhalif” medyaya ve “muhalefete” dikmiş, vatandaşlarını değil sadece onları muhatap alarak, marjinal örgütler, provokatörler var diyor, bu eylemler ideolojik diyor.
İyi de, öyle de, peki hükümet olarak sen ne yapıyorsun? Bu tip örgütleri ortaya çıkarman gerekirken, vatandaşına sokakları dar ediyorsun. Polisler ile insanların üzerine saldırıp, ölümle burun buruna getiriyorsun. O “marjinal” örgütlerin başarıya ulaşmasının dışında ne yapıyorsun? Gezi Parkı eylemi sadece birkaç kişinin parka gidip ağaçların kesilmesini önlemekten ibaretken bir vahşet çıkarmayı bizzat o “marjinal” grupların değirmenine su taşıyarak siz yaptınız. İnsanların evlerine gidemediği, bazı mekânların sırf insanlara yardım etmek için kapanmadığı, hemen herkesin neredeyse ilk yardım uzmanı haline geldiği, apartman girişlerinin dahi küçük sığınma evi ve gaz şokuna karşı acil tedavi merkezi haline dönüştüğü, insanların buralara sığınmak zorunda kaldığı bir savaş alanı yarattınız. Oraya gidenler Kemalist sloganlar atmamışlardı ve Gezi Parkı için “somut” şikâyetlerini yönetime duyurabilmek için demokratik haklarını kullanmak için örgütlenmişlerdi. Bundan bir vahşet çıktı.
Ergenekon davasının arkasında dik durulmadığından bugün çözüm sürecini sabote etmek için her türlü alan kullanılıyor. Bu savaşı bitirmeye karar vermiş bir hükümetin daha dikkatli bir siyaset üretebilmesi gerekir.
Gezi Parkı eylemleri, bu toplum nasıl zorla modernleştirilemediyse, zorla muhafazakârlaşmayacak bunun kanıtı olsun.
Gezi Parkı eylemleri, Türkiye’nin en önemli sorunun yeni bir anayasa olduğunun kanıtı olsun.
Gezi Parkı eylemleri, Kürt sorununda silahların susmasının, barış ilanının sadece bir başlangıç olduğunun, asıl kavgaya yeni başlandığının kanıtı olsun.
Gezi Parkı eylemleri, toplumun her istenilen kalıba giremeyeceğinin kanıtı olsun.
Gezi Parkı eylemleri, Ergenekon’un nasıl hala ayakta, nasıl hala güçlü olduğunun kanıtı olsun ve hükümet derhal çözüm sürecini sabote etmek isteyen bu azılı katilleri ortaya çıkarıp, yargılasın. Derhal siyaset üretsin. Biber gazına yatırım yapmayı bırakıp, vatandaşına yatırım yapsın ve bu en önce doğru siyaset üretmekten ve kriz yönetimini iyi bilmekten geçer. Biber gazından değil!
Hiç kimse ahırda kaybettiğini sokakta aramasın.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.12.2013
9.06.2013
3.06.2013
3.04.2013
24.03.2013
29.01.2013
12.10.2012
12.09.2012
20.08.2012
21.07.2012