Gökhan BACIK
Türkiye pek çok ekonomik kriz yaşamıştır. Bu ekonomik krizler bazı açılardan birbirine benzer başka açılardan da ayrışılırlar.
Ancak olaya Türk devlet geleneği açısından bakarsak pek çok krizde karşımıza temel bir neden çıkmaktadır: Devlet, ekonomik alan ile rasyonel yani iktisadi faaliyetin lehine kalıcı bir ilişki kuramamaktadır.
Türk devlet geleneğinin ekonomi konusunda tarihsel bir sorunu vardır. İstisnai zamanlar dışında devlet, ekonomik aktörlere otonomi vermez.
O nedenle piyasanın en parlak çalıştığı dönemlerde bile Türkiye’de sermaye aktörleri ile devlet arasında üstü örtülü bağımlılık vardır.
Bu bağlamda, Batı’da piyasa ekonomisini var eden burjuvazi gibi sınıfların da Türkiye’de olmaması devletin işine gelir. Büyük burjuvazi başta olmak üzere pek çok piyasa aktörü esasen devletin sayesinde faaliyetlerine devam eder.
Anadolu ahalisinin büyük ölçüde köylü, kasabalı yahut yeni şehirli kodlarda kalması Türkiye’de burjuvazi ve işçi sınıfı gibi kavramların gelişmemesine yol açmıştır. Dolayısıyla Türkiye’de devleti zorlayacak ne bir sendika ne de burjuvazi vardır.
Yani ekonomi münhasıran devletin doğrudan yahut dolaylı belirlediği bir alandır. Örneğin, bugün bağımsızlığını tartıştığımız Merkez Bankası, Gerard Vissering ve Leon Morf gibi Batılıların önerileriyle kurulmuştur yani işin özünde Batılılaşma ile Türkiye’nin tanıştığı bir kurumdur ancak son tahlilde tepeden inme gelmiştir.
Ekonomik alanın belirlenmesinin bu şekilde sosyolojik ve kurumsal derinlikten mahrum olması ekonomiyi devletin insafına bırakmaktadır.
Nitekim, içinde bulunduğumuz büyük krizde de aynı sorunu yaşıyoruz: Gücünü konsolide eden AKP, devlet ve ekonomik alan arasındaki rasyonel ilişkiyi bozmuştur.
AKP kontrolündeki devlet artık ekonomik alan iktisadi faaliyetin lehine bir ilişki kuramamaktadır.
Bunun sonucu devletin aşırı büyümesi ve çok para harcamasıdır.
Türkiye’de bugün lüks kalkınma modeli vardır: Her kasabaya bir hastane, her şehre bir havalimanı... Para harcama kuralını Ankara belirlediği için herkes başka şehirde gördüğünü “biz de istiyoruz” diyerek yapmaya kalkmakta ve devletten para almaktadır.
“Parlak fikirler ile” kasabalarını yöneten belediye başkanları, gezdikleri yerlerde gördükleri tramvay, teleferik, yapay şelale gibi her şeyi “neden bizim kentimizde olmasın” diye çocukça bir hevesle inşa etmektedirler.
Türkiye’nin pek çok kenti küçüklüğündeki hayallerini gerçekleştirmek için aşırı kamu parası harcayan fantastik yöneticilerin deneme tahtası haline gelmiştir.
Anadolu’da bir tur yaparsanız İstanbul’da Formula Pisti, Kütahya’da Zafer Havalimanı gibi devletin keyfi para harcayarak meydana getirdiği anıtsal fiyaskoları görebilirsiniz.
Devlet de parayı ekonomik gerçeklerle göre değil büyük ölçüde politik ilişkilere göre harcamaya başlamıştır.
Ürkütücü olan devletin aşırı para harcamasının dışında piyasanın kurallarını yok etmesidir. Bu ise devletle işi olmayan piyasa şartlarında her şeye rağmen üreten ve ihracat yapan firmalara da zarar vermektedir.
Dolayısıyla bu gün AKP örneğinde iki temel sorun yaşıyoruz: Devlet hem bir israf mekanizmasına dönmüştür hem de piyasa kurallarını yıkmaktadır.
Bugün piyasa aktörleri açıkça korkmaktadırlar. Devletin anlamadığı şudur: İktisadi faaliyet salt emek yoğun bir iş değil aynı zamanda entelektüel bir iştir.
Bu nedenle iktisadi faaliyet hukuk ve otonomi ister. Bir benzetme ile bir üretici yahut tüccar, tıpkı bir akademisyen, hakim yahut gazeteci gibi hukuk ve özerklik olmadan iş yapamaz.
Otonomi ortadan devlet tarafından kaldırılınca yetenekli adamlar ülkeden kaçmakta, insanlar da parasını dolara yatırmaktadır.
Ne kadar yazık ki Türkiye’de devlet geleneğinin yerel, idari, ekonomik, akademik velhasıl her türlü otonomiye karşı bir alerjisi vardır.
AKP ile özellikle son dönemde devlet ekonomik hayat üzerinde o kadar etkisini arttırmıştır ki bir adım sonrası sanırım iş adamlarını maaşa bağlayıp devlet kadrosuna almaktır. Tabii bu durumda sandığımızdan çok iş adamı “yaşasın yeşil pasaport alabileceğiz” diye mutlu olursa şaşırmamak gerekir.
AKP’nin yönettiği devletin bir israf mekanizmasına dönmesi ve piyasa kurallarını yıkmasının altını çizdikten sonra şu soruyu sormak gerekiyor: AKP buradan geri dönebilir mi?
Bu soruya dört nedenden dolayı “hayır” diye cevap vermek gerekir.
Birincisi, bunu yapmak için Erdoğan’ın “kriz var iflas ettik” demesi ve toplumu gerçek ile yüzleştirmesi gerekiyor. Halbuki, bugün devlet topluma Türkiye’nin altın çağına gittiğini anlatıyor.
İkincisi, devletin parasını harcayanların çoğu iktidara yakın kişilerdir ve burada çok sayıda insanı ilgilendiren bir ilişkiler ağı kurulmuştur. O nedenle bu büyük ağın kendi ayağına kurşun sıkacağını beklememek gerekiyor. Bu o kadar büyük bir ağ ki, Ankara’da alınabilecek bazı doğru kararları boğabilir.
Üçüncüsü, reel ekonomi aslında çökmüş ve ekonomik büyüme (hatta faaliyet) münhasıran devletin para harcamasıyla gerçekleştiği için, AKP bu devletçilikten artık kurtulamaz. Bir benzetme ile anlatırsak kan kaybından ölmemek için AKP, bedenine saplanmış bıçakla yaşamaya razı bir adamın durumuna andırıyor.
Dördüncüsü, devlet ve ekonomi arasındaki ilişkiyi bozan temel bir faktör Türkiye’nin otoriter bir hale gelmiş olmasıdır. AKP’nin bu konuda da geri adım atması imkansızdır.
Nihayet, AKP’nin devleti bu kadar merkeze alması ve büyütmesi İslamcı ideolojisi ile ilgilidir. AKP şöyle yahut böyle bir İslamcı partidir ve bu ideoloji son tahlilde radikal veya popülist bir devletçiliğe evrilir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2026
25.01.2026
20.01.2026
13.01.2026
7.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
21.12.2025
7.12.2025
16.11.2025