Gürbüz ÖZALTINLI
Zamanımızda her “ürün” gibi partiler de, liderler de pazarlanıyor. Siyasetin toplumla ilişkisine kurumsal/profesyonel eller dokunuyor. Deneyimli, analitik, yaratıcı akıl, etkili biçimde sahaya müdahale ediyor. Güncel duyarlılıklar, yaygın beklentiler, değerlendirilmeye elverişli toplumsal endişeler, zaaflar, rakip aktörlerin güçlü ve zayıf yönleri… Bunların hepsi, saha araştırmalarının, masa başı mesailerinin konuları.
Fakat siyaset öyle bir sektör ki, onun doğrudan özneleri, yani siyasetçiler diğer başka hiçbir “pazar ürünü” nün olmadığı, olamayacağı kadar göz önündeler; toplumla dolaysız ilişkinin tarafı olmak zorundalar. Onlar yaşayan kanlı canlı varlıklar. Pırıltılı sloganlarla ambalaja sokulup, şirin bir kadın eliyle yüzümüze uzatılacak, alırsak marifetini öğrenebileceğimiz tüketim maddelerine benzemiyorlar.
Bir yanda toplumla yüz yüze ilişki içinde oluşturduğu üslubu, tecrübesi, alışkanlıkları, sezgileri, hırsı ve yeteneğiyle seçim kazanmak isteyen siyaset insanı; diğer yanda pazarlama bilgisi, soğukkanlı aklı ve kariyer hesaplarıyla iyi paralar kazanma peşinde koşan profesyonel şirketler.
Bu iki tür oyuncu aynı oyun için kafa kafaya verip söylem ve imaj üretiyor. Amaç elbette kazanmak…
AKP’nin kampanyasını bu gözle değerlendiriyorum bir süredir. Zaten, doğrusunu isterseniz hiçbir parti AKP kadar kendini görünür kılamıyor. Bulvarlardaki direklerde, yaya geçitlerinin üstünde, billboardlarda, kısacası görsel malzemenin kentte koyulabileceği aklınıza gelebilecek her köşede ve elbette medyada AKP’nin tartışılmaz, kıyaslanmaz bir baskınlığı var. Yani öyle bir görsel taarruz altındayız ki, meraksız bir insan olsanız bile, bir süre sonra dikkatinizi kuşatan sloganlar, yaratılmak istenen etki üstüne düşünüyorsunuz.
Kendimce bazı kanaatlere vardım. Şu imaj çok önemsenmiş: AKP adayları- ama elbette hepsinden önce birlikte fotoğrafları sergilenen Recep Tayyip Erdoğan- güler yüzlü, mütevazi, çıkarsız-karşılıksız kendilerini işlerine adamış gönül insanlarıdır. Yönetilenlerle onlar arasında tek yönlü bir ilişki vardır. Onlar karşılık beklemeden emek, zaman, güç harcarlar; yönetilenler o çabaların meyvelerini toplarlar. Zira yönetenler aşk insanıdır. Onları sevgi motive etmektedir. Aslında buna “yöneten-yönetilen” ilişkisi bile denilemez; bu, gönüllü hizmet adanmışlığıdır. Hırs taşımaz, iktidar tutkusunun yanından bile geçmez, kavgadan dövüşten öfkeden uzak, çelebice yürünen bir yoldur bu.
Bu imajın reklamcı fikri olduğuna bahse girebilirim. Fotoğraflarda (gülümseme demiyorum) bariz biçimde gülünmesi; memleket işinin “gönül işi” olduğu mesajı, İstanbul’un özellikle gönül işini filan da aşan “bir aşk hikayesi” ne dönüşmesi, üzerine epeyce düşünülmüş bir tasarım izlenimi veriyor. İktidar hırsı, kibir, sertlik, hatta çılgın projecilik (rant spekülasyonu) gibi çağrışımlardan kaçalım kaçabildiğimiz kadar denilmiş. Beka, dava, güçlü ülke, yeni Türkiye vs vs… Ucu buralara dokunacak bir imgeden, slogandan özellikle kaçınılmış.
Liderin gökyüzüne bakan ciddi fotoğrafları- ki çok alışmıştık onlara- terk edilmiş; yerine, hepimizin gözünün içine bakan, neşesi yerinde, eli bağrında mütevazı duruşu gelmiş. Gördüğüm her kentte yerel adayların fotoğrafları ile birlikte kullanılmış Erdoğan’ın fotoğrafı. Onun kefaletinin hatırlatılması; yerel adayın arkasındaki gücün gösterilmesi istenmiş. Fotoğraflar eşit boyutta.
Bu kampanyanın hazırlıklarını izlemek isterdim. Fotoğrafların afişlerde nasıl konumlandırılacağı tartışıldı mı mesela? “Beyefendinin resmi ile yerel adayınkini aynı ölçekte koymamız hiç şık olmaz” diyen bir arkadaş çıkmamış mıdır acaba? Mehmet Metiner’e, Markar Eseyan’a sorulmuş mudur bu konu? Ya da fotoğraf çekimleri... “Başkanım olmadı, tekrar alıyoruz; şöyle ağız dolusu gülün efenim. Alışılmışın dışına çıkmak istiyoruz. Gülümsemeden ötesi yani… Şöyle vurgulu bir gülme efenim… Açın ağzınızı efenim…Hahgh hahgg haaag gibi”… Böyle konuşmalar olmuş mudur?
Ben üç büyük şehirdeki adayların gülme performanslarını karşılaştırdım. Özhasaki açık ara başarılı. Adam gerçekten gülüyor. Neredeyse hınzır bir çocuk kadar içten. Topa voleyi çakmış komşunun camını indirmiş arkadaşlarına bakıp kahkahayı basmış gibi. Bütün camları indirse kızamazsın ona, öyle sevimli…Nihat Zeybekçi’de bir eğretilik var. Olamamış yani. Bir türlü uzayamayan bıyıklarıyla bana, karısının “olmadı Nihat sana bıyık yakışmıyor valla” itirazlarıyla akşam kesilip, sabah “ama reis de bıyıksızlığa karşı biraz asabi” baloncuğuyla traşsız sokağa çıktığını düşündürten bu bey, bıyığın olduğu gibi gülmenin de hakkını verememiş… Binali Bey’e gelince; o zaten olmamış ve olsaydı da şaşırırdım doğrusu. Başbakanlıklardan, Meclis Başkanlıklarından, İstanbul’a doğru “herkes gider Mersin’e” rotasında olmanın burukluğu mu desem; poz yapmayı sevmeyen içten bir insan oluşuna mı bağlasam bilemiyorum ama kendisi acı çekmekte gibi sanki fotoğrafta. Fakat, bunun aşk acısı olduğunu da düşünebiliriz tabi.
Kampanyaya dönersek…
Başka bir yenilik de, kolları kıvrılmış gömlek klişesinden bıkılmış olması gibi geldi bana. O, kolları sıvamış, bıraksak 20 saat işin başından ayrılmayacak genç dinamik başkanlar pek istenmemiş. Belki de “çalıyorlar ama çalışıyorlar” dan uzak durmak içindir, bilemedim. Çünkü halk o “kol sıvamalara” pek iyi gözle bakmıyor olabilir artık.
Uzatmayayım. Özetle; gerginlik üreten, davaya çağıran, sert, mücadeleci bir profil sergilemek uygun bulunmamış. Muhtemelen, toplumun sükuneti özlediği, vereceği kararın hayat memat meselesi sayılmasından bıkmış olduğu varsayılmış ve bu “gönül işi çalışan, mütevazı hizmet adamı” imajının daha işlevsel olacağı düşünülmüş.
Düşünülmüş düşünülmesine de…
Başta da söyledim; siyaset farklı bir sektör. Siyaset ve siyasetçi kolayca masa başında tasarlanıp pazarlanabilecek bir ürün değil.
Yerel düzeyde “gönül insanları ve şehir aşıkları” ama genel kürsülerde “vatan hainlerine, dörtlü çetelere, ezan ve bayrak düşmanlarına” karşı kefen giymiş “dava adamları”… Yerelde, yüzümüze yumuşacık bakan, hırstan uzak, mütevazı, babacan hizmet insanları; şehir meydanlarında rakipleri hapisle tehdit eden, kendisi dışındaki herkesi teröristlerle iş birliği içinde gören sert kurtarıcılar…
Ortaya böyle bir terkip çıktı…
Belki baştan zaten böyle tasarlandı bu seçim kampanyası, belki de tarifsiz özgüveniyle yol alırken liderin kendi bildiğini sergilediği bir performansa dönüştü. Bilemiyoruz.
Peki, seçmenlerin üzerindeki etkisi nedir?
Ben, kabak reklamcının başına patlayacak diyorum…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları

























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.04.2024
14.04.2024
8.04.2024
5.04.2024
25.11.2023
16.11.2023
12.11.2023
9.05.2023
7.05.2023
2.05.2023