İbrahim Kiras
İYİ Parti lideri Akşener, geçen hafta partisini hedef alan tartışmalar hakkında “Eylül ayı geldiğinde birileri İYİ Parti’yi linç etmek için harekete geçiyor. Kim yapıyor, nasıl yapıyor, neyi amaçlıyor anlamaya çalışıyoruz” demişti.
Elbette bunu kimin yaptığını ve niçin yaptığını bilmiyor olamaz, “tecahül-i arifane” dediğimiz kadim yönteme başvurmuş bu ciddi meseleyi konuşurken. Neden bilmez görünmeyi tercih ettiği sorusunun cevabı ise mevcut ittifak yapısının hassasiyet taşıyan doğasında aranmalı herhalde.
Eylül ayının nasıl bir önemi var bu işlerde, biz de onu bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey varsa o da bu ülkede cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hiçbir zaman olağan şartlarda gerçekleşmemiş olduğudur. Bu makamın bugüne göre sembolik sayıldığı dönemlerde bile olağanüstü hadiselere şahitlik ettik. Kavgasız gürültüsüz geçen seçim görmedik. (Bunları unutanlar veya detayları merak edenler Prof. Hikmet Özdemir’in “Atatürk’ten Günümüze Cumhurbaşkanı Seçimleri” başlıklı eserine göz atabilirler.)
Cumhurbaşkanlığı makamı -belli dönemlerde sembolik bir değer de taşısa- devlet hiyerarşisinde son basamak, siyaset piramitinin zirvesi olarak her siyasetçi için daima “kızıl elma” statüsü taşıyageldi. Bugün ise cumhurbaşkanlığı makamı, bırakın sembolik olmasını, bütün iktidarın temerküz ettiği en güçlü pozisyon. 2018’de hayata geçen Türk tipi başkanlık sisteminin icabı bu durum.
Devlette denge ve denetleme mekanizmalarını ortadan kaldıran, kuvvetler ayrılığı prensibine son veren, iktidarı kişiselleştiren, meclisi göstermelik hale getiren bu yeni yönetim modelinde Cumhurbaşkanına verilen yetkilere Atatürk bile sahip değildi.
Buna karşılık, bu tuhaf modelin ve kötü yönetimin yol açtığı ciddi sıkıntıların sonucu olarak mevcut iktidarın seçmenin gözünden düşmesi itibarıyla bir görev değişimi ihtimalinin iyice arttığı bu dönemde kurulacak olan seçim sandığı her iki taraf için de belki son fırsat.
Çünkü muhalefetin ağaçtaki o kırmızı elmaya en fazla yaklaştığı, elini uzatıp alabileceğini gördüğü bir süreçteyiz. İktidar için ise öyle kolayca vaz geçilebilecek, bırakıp gidilecek bir makam değil söz konusu olan. Dolayısıyla önümüzdeki seçimin sonucuna göre ya mevcut otokratik idare kökleşerek devam edecek ya da artık bu macera tamamen sona erecek. Bir anlamda Türkiye’nin kaderini belirleyecek bir seçimden söz ediyoruz.
İşte bu tabloda altı muhalefet partisinin bir araya gelerek oluşturduğu iş birliği zemini hayati bir önem taşıyor. Muhalefetin bu yapıyı ayakta tutmaya, iktidarın ise imkân bulursa dağıtmaya ihtiyacı var. Aksi takdirde seçimi kazanmak mümkün değil. Onun için her iki tarafın da elinden gelen çabayı göstermesi gerekiyor.
İktidar tarafında bu çaba var. Ancak muhalefet cephesinde yer alan bazı gruplar sanki eldeki fırsatın farkında değilmiş gibi davranıyorlar zaman zaman. Altılı masayı devirmenin kendileri için de siyasi intihar anlamına geleceğini görmüyorlar sanki. Ne de olsa siyasetçi de bir insan sonuçta. Etten kemikten yapılma bir varlık. Kendi kişisel beklentileri, hırsları, kızgınlıkları vs. var. Bu yüzden bazen apaçık gerçekleri bile gözü görmeyebiliyor.
Ama bazı yanlışların da siyasi bir amaç adına bilinçli ve planlı şekilde yapıldığı belli. Akşener diyor ki: “Cumhur İttifakı bizi HDP ile terbiye etmeye çalışıyor. Bu arada kendini HDP’nin de üzerinde patron gibi gören muhalif takımın içinde bir kesim de bizi HDP ile terbiye etmeye çalışıyor.”
Burada da birtakım ipuçları var galiba. Tabiri caizse “HDP’den daha HDP’ci” bir zümreye işaret ediyor Akşener. Aslında HDP’nin altılı masada olmak gibi bir arzusu yok, çünkü bunun siyaseten imkân dışı bir seçenek olduğunu bilecek kadar siyaset tecrübesine sahip bu partinin yönetim kadrosu. Ne var ki “HDP’den bile daha HDP’li” kesim tutturmuş, “Niye bu partiyi de aranıza almıyorsunuz” diye mütemadiyen muhalefete yükleniyor. Bu arada iktidar cephesi ise “Masanın yedinci ortağı” propagandasını ara vermeden sürdürüyor.
İki taraflı “terbiye” çabasından kastı bu galiba Akşener’in. Aslında yalnızca İYİ Parti’ye değil, altılı masanın beş “sağcı” partisinin tamamına karşı bir “terbiye” çabası görülüyor belirli kesimlerde. İdeolojik hazımsızlık bu, başka bir şey değil.
Buna karşılık, kimi siyasi aktörlerin durup dururken gündeme taşıdığı “HDP’ye bakanlık” tartışması planlı bir gündem çalışması gibi görünüyor. Burada ideolojik bir çıkıştan çok profesyonelce bir dokunuş hissediliyor. Zaten konuyu gündeme getiren kişiler “HDP’den bile daha HDP’li” dediğim kesimin mensupları değil. Ancak bugünlerde Akşener’in ve partisinin daha geniş bir zeminde hedefe oturmuş görünmeleri daha ziyade söz konusu gündem çalışmasının kimi bünyelerdeki ideolojik hassasiyetleri harekete geçirmiş olmasının sonucu.
Bu kesimden İYİ Parti’ye yöneltilen eleştirilerin başında ise “milliyetçi kimliğini terk etmemesi” geliyor. Düşünsenize, milliyetçi bir partiden istenen şey milliyetçilikten vaz geçmesi! Bakkaldan peynir ister gibi canlarının çektiği şeyi siyasetçiden isteyebilir bu ülkede birileri!
Bu bir yana, İYİ Parti’nin HDP ile aynı masada olmama tercihini “Kürtlere yönelik bir düşmanlık” gibi göstermek büyük haksızlık. Bu ülkenin Kürt vatandaşlarına “Bakın, bunlar sizin düşmanınız” diyerek birilerini işaret etmek ayrıca tehlikeli bir yaklaşım.
Hiçbir partiye bir toplum kesiminin yegâne temsilcisi olmak gibi bir nitelik veya yetki bahşedemezsiniz. Bu ülkede Kürt seçmenin en az yarısı başka partilere oy veriyorken, PKK ile arasına yeterli mesafe koymadığı için HDP ile arasına mesafe koyanları Kürt düşmanlığıyla suçlamak iyi niyet belirtisi olamaz.
Altılı masada adı üstünde altı ayrı parti var. Birini beğenmiyorsanız öbürüne oy verebilirsiniz. Hiçbirini beğenmiyorsanız dışarıda başka birçok parti daha var. Niye herkesi kendi çizginize çekmek için zorluyorsunuz? Sizin gibi düşünmeyenlere niçin hayat hakkı vermeye yanaşmıyorsunuz?
Totaliterlik değil mi bu?
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları


































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
3.02.2026
27.01.2026
27.01.2026
24.01.2026
22.01.2026
20.01.2026
17.01.2026
15.01.2026
13.01.2026
6.01.2026