İlhami IŞIK
Yakın ve uzak tarihimiz siyasetin yargı ya da farklı yol ve yöntemlerle dizayn edilmesiyle geçti ve bu durum şimdiye kadar devem etti. En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: Siyaseti yargı ya da başka yol ve yöntemlerle dizayn edenler belki zaman kazanmış olmuşlardır ama hepsinin sonu hüsran olmuştur. Ne yazık ki bu bilinmesine rağmen ve elde onlarca tecrübe olmasına rağmen gücü ele geçiren ve gücü elde tutanlar bu tür operasyonlardan hiç vazgeçmemişlerdir. Sıralı olarak buna devam etmişlerdir. Bu kişiler bu tür operasyonlara genellikle iki nedenle başvuruyorlar. İlki gücün getirmiş olduğu muazzam imkânları kaybetmeme ve bu gücün yaratmış olduğu körlük nedeniyle, bir diğeri ise toplumsal meşruiyet kaybedilmeye başlandığı zaman. Çoğunlukla bu iki neden hep beraber hayat bulmuştur.
Hal böyleyken, siyaseti dizayn etmenin adları sürekli değişmesine rağmen ve aslında sonu kaybedilen zaman olmasına rağmen, güce tapınma ve bu gücü yoğun bakımda bile olsa yaşatma gayreti bu ülkeye inanılmaz zararlar vermiştir. Kimi zaman komünizm tehdidi, kimi zaman bölücülük tehdidi, kimi zaman irtica tehdidi, kimi zaman ise yolsuzluk tehdidi ile isimlendirilen bu operasyonlar, Türkiye siyasetini bir türlü normalleştirememiştir. Polis fezlekeleri, savcılık iddianameleri ve mahkeme salonları siyasilerin ikinci adresi olmaktan çıkmamıştır. Öylesine uyduruk suçlamalar yapılmış ki, zaman içinde birer utanca dönüşmesine rağmen bu dizayn iştahı bir türlü sönmemiştir.
Yassıada duruşmaları, DGM mahkemeleri, özel yetkili mahkemeler ve bunların kararları birer utanç olarak herkes tarafından kabul görülmesine rağmen, bunların tekrar edilmesinde de sakınca görülmemiştir. Kamera şakası gibi yaşanan dejavular birer alışkanlığa dönüşürken, siyaset bundan rahatsızlık duymak yerine devamına karar vermekten kendini alıkoyamamıştır Türkiye’de.
İki siyasal damarı temsil eden muhafazakâr partiler ile Kürt partilerinin başına gelenler herkesçe malum olmasına rağmen ve bu siyasal dizayn fırtınasına en fazla muhatap olan İslamcı muhafazakar kesim ne yazık ki kendisine yapılanların aynısı rakiplerine yapmaktan vazgeçme niyetinde değil.
Geçmişte, özelikle de medya üzerinden yürütülen düşmanlaştırma politikası öylesine çirkin bir hal alıyordu ki; andıçlar ile hedef gösterme, başbakanın tuvaletinin alafranga mı yoksa alaturka mı olduğu gibi absürt yayınlar yapılıyordu. Tek özelliği pastanelerde böcek arama ile iş merkezlerinin damlarında kaç kişi toplu namaz kılıyor diye ava çıkanların yürüttü kampanyaları düşündüğümüzde hâlâ bu nasıl oluyordu diye kendini alamıyor insan… Milletvekili transferleri ile ömrü birkaç hafta sürecek siyasi partiler kurarak ya da hukuku eğip bükerek yapılan operasyonlar düşünüldüğünde; nasıl bir dönemi yaşamışız diyemiyor insan. Çünkü bugün de tıpa tıp aynısı yapılıyor.
Hele ki Kürt siyasi partilerinin başına getirilen operasyonları hatırlayınca ve neredeyse alfabedeki bütün harfleri kullanacak duruma düşürülen Kürt siyasi partilerini düşündüğümüzde hiçbir yol kat etmediğimiz çıkıyor ortaya. Bu siyasi dizayn operasyonları ne Sslamcı muhafazakâr partileri ne de Kürt siyasal partilerini bitiremedi. Mevcut iktidarlar kendilerince zaman kazandıklarını sandılar ama kazın ayağı hiç de öyle olmadı. Onlar bugün yoklar. İslamcılar ve Kürt partileri ise varlar. Bugünkü iktidar eğer bu ülkenin gerçeğini görmek istiyorsa açık ve net gerçek budur. Siyasi dizayn operasyonları eninde sonunda bu operasyonları yapanlara kaybettirir. Siyaset, siyasi mühendislik ile yürütülen bir sanat değildir.
Türkiye’nin yakın tarihindeki devlet refleksleri ve bitmeyen siyasi mühendislik hırsı bu ülkeye çok şey kaybettirdi.Bu ülke, siyaseti sandıkta değil mahkeme salonlarında şekillendirme alışkanlığından bir türlü kurtulamadı. İktidar sahipleri, her dönemde gücü elinde tutmak için hukuku bir sopa, yargıyı bir tehdit, mahkemeleri ise birer operasyon merkezi olarak gördü. Bu zararlı refleks, sadece bireyleri hedef almadı; bir halkın iradesini, bir toplumun hafızasını, bir milletin umudunu da kelepçeledi. Demokrasi süsü verilmiş otoriter rejimlerin en belirgin özelliklerinden biri budur: Sandıkta kazanamadığını yargıda kazanma arayışı. Bugün yaşadığımız tam da budur.
Devletin kendi vatandaşını düşman bellediği, muhalefeti yok edilmesi gereken bir tehdit olarak gördüğü, iktidarın bekasını halkın iradesinden üstün tuttuğu bir düzende, hukuk artık bir hak arama yolu olmaktan çıkmış, iktidarın sopası haline gelmiştir. Dün Yassıada’da, sonra DGM’lerde, sonra özel yetkili mahkemelerde yaşadığımız hukuk faciaları bugün başka isimlerle, başka maskelerle ama aynı zihniyetle sahnelenmektedir. Dönemin muktedirleri değişmiş olsa da baskı araçları, sindirme yöntemleri ve demokrasiye duyulan alerji değişmemiştir. Ne acıdır ki, dün mağdur olanlar bugün zalimleşmiş, bir zamanlar “demokrasi” diye yola çıkanlar bugün demokrasiyi boğar hale gelmiştir.
Bu kısır döngü, tepeden inmeci devlet reflekslerinin sürekliliğini ve kurumsallaşmış baskının derinliğini gösteriyor. Çünkü mesele yalnızca kimlerin iktidarda olduğu değil, nasıl bir devlet aklının ülkeyi yönettiğidir. O devlet aklı, halkın iradesine güvenmeyen, farklılığı tehdit gören, muhalefeti düşman sayan otoriter bir zihin yapısıyla şekillenmiştir. Bu zihniyet, iktidar kimde olursa olsun, aynı zulüm politikalarını yeniden ve yeniden üretmektedir. Ama tarih bize göstermiştir ki; zulmün ömrü, sandığın, hakikatin ve halkın gücü karşısında sınırlıdır. Dün yok edilmeye çalışılanlar bugün ayakta, dün sonsuz sandıkları iktidarlar ise tarihin çöplüğünde yerini aldı. Hiçbir siyasi dizayn çabası, halkın iradesini ve tarihsel hafızasını topyekûn susturmayı başaramamıştır. Bu ülkenin gerçeği budur: Siyasi mühendislik değil, hakiki temsil kazanır. Tepeden inmeci refleksler değil, halkın sesi galip gelir. Ve o ses, bugün susturulmak istense de yarın mutlaka yükselecektir. Çünkü halk unutmaz, çünkü tarih affetmez.
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
2.02.2026
1.12.2025
25.10.2025
28.09.2025
14.09.2025
9.09.2025
1.09.2025
23.08.2025
10.08.2025
23.07.2025