İlker DEMİR
Sokağa çıkamayan sistem içi, dışı da olsa tembel ve yenileşemeyen egemen muhalefet, birbiriyle didişiyor, sosyal medyada adeta günah çıkarıyor, vicdan rahatlatıyor.
Tamam yapsın, o da olsun, ama bunu tıpkı egemen sınıfın halkı yönetmesi gibi yapıyor; muhalefet fiili yara alıyor, hem doğru ve doğru muhalefet inşa edilemiyor, hem de yanlış alt gündeme düşürülüyor.
İlke konuşulmuyor.
İşin en kötü yanı bu yanlış, haklı bir mağduriyet üzerine kuruluyor ki argümanları da haklı anlaşılsın diye duygular, hunharca kullanılıyor, hak adeta katlediliyor, iktidara emsal zemin veriliyor.
Alın size yeniden bir YAE ile Hayır'cı kavgası!
Ya da egemenlik kavgasında niyetlerinden azade kullanılışlı didişmeler!
Ki bu, popülerlikleri ve güncellikleri itibariyle manşete Aksu, Yanardağ polemiği olarak çıkıyor.
Ama öyle bir medya ki haberi verişi adaletini sergiliyor:
"Hapisteki Yanardağ'a tazminat cezası gönderen Aksu"
"Tazminatı kazanan Aksu iki cihanda kirli sözünü hayırcılara değil barış sürecine karşı duranlara söyledi."
Evet Aksu, 19 ağustos 2010 günü Erdoğan'a telefon ediyor, "barış sürecine karşı çıkanlar iki cihanda lekeli" diyor.
Bunu destekleyecek şeyler de söylüyor: "Birileri bize bu ülkede kalıcı barışı tesis edeceğine ve evrensel hukuk kuralları içinde Türkiye'yi demokratikleştireceğine dair bir söz verdi. Ben de bu vaatlere şans tanıdım."
O dönemin bilinen polemiği.
Ama burası Türkiye, polemik bir uzlaşıyla sonuçlanmıyor, kin, "burun sürtme", "burnundan getirtme", "öç alma" gibi intikam hedefleriyle tek kişi kalana veya son damlaya kadar sürüyor.
Mikrofonu ele geçiren, küçük bir tümsek bulan kükrüyor da kükrüyor.
Devlet başkanından sade vatandaşına, muhalefetin her türüne, genel yayın yönetmeninden muhabirine, sade vatandaşına kadar..
Bunların en cengaverlerinden biri de Tele 1 yayın yönetmeni Merdan Yanardağ.
Yanardağ yıllar önceki referandumdaki ayrı tavrını aynı ateşle sürdürmeyi bir gün bile ihmal etmiyor, bir televizyon proğramında Sezen Aksu'ya şu sözleri söylüyor: "Sezen Aksu’ya ben hatırlatmak isterim, Sezen Aksu bu ülkedeki en kirli yetmez ama evetçilerden biridir. Altını çizerek söylüyorum, en kirli. Çünkü biz hayır kampanyası yürütürken kişisel olarak, gazeteci olarak, aydın olmaya çalışan insanlar olarak, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları olarak Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının yarısını iki cihanda birden lekeli olmakla suçladı. Biz bunu unutmadık Sezen Aksu. Ki niye şaşırıyorsun? Senin verdiğin yetkiyi, sizin verdiğiniz yetkiyi AKP iktidarı tepe tepe kullanıyor. Niye şaşırıyorsun? Bu cehennemin yolunu döşeyenlerden biri de sensin. Maalesef sensin."
Dikkat lütfen, Yanardağ hayırcılara lekeli dedin diyor, oysa barış sürecine karşı olanlara diyor.
Sezen Aksu komünist değil, Yanardağ'a, "hayırcılara lekeli demediğimi bilmenize rağmen ekran ekran tv'lerde, çarşaf çarşaf medyada saptırmayla yıpratmaya çalıştığınızın yanlışını analiz edin özeleştiri yapın" diye ikna edecek değil ya, 8 Kasım 2021'de 100 bin TL tazminat talebiyle dava açıyor, mahkeme 2022 Aralık'ta 30 bin lira olarak hükme bağlıyor.
Bunu gerektiğinde demokrasi mücadelesine binlerce lira harcayacak imajı kanıtlı Sezen Aksu yapıyor.
Şöhretten siyaset süzmemek, halkın karşısında ilke konuşmak gerekiyor.
Olay aritmetik haklı da kalamıyor zira Merdan Yanardağ'ın içeride oluşu duyguları etkiliyor.
Hakka duygu karışıyor.
Bizim sonradan modernistlerimiz, kodum mu oturtan cinsten, militarist, güççü, duygu tanımıyor, kaba, vulger, ama "içerideki adama ceza gönderilir mi, kahrol Sezen!" diye en çok da bu modernistler bağırıyor.
Ne olacak şimdi?
Zihinlerde ne demokrasi kültürü ne hukuk ne komünist norm yüklü.
Her konuda benden değilsen düşmansın kültürü hakim, siyaseten de öyle, hukuki neden sonuç aramıyor, "almıyorsan saf, aldığın yer karşı saf".
İçi kof bu modernizmin doğal trolleri küfür hakaret ve adaletsiz polemik olarak sosyal medyayı kuşatıyor: "KAHROLSUN SEZEN!"
Birisi çıkıp ikisi ayrı konu, her görüşe hukuki bakmalı, küçük farklılık olabilir, uçlara savrulmayın diyemiyor.
Diyemiyor çünkü iki tarafın modernistleri de aynı, hukuktan değil sistem içi iki seçenekten birinden yana davranılmasını istiyor; sistem içi makyajı şu veya bu şekilde görmüyor, durduğu yerin sistem içi bir yer olduğunu bilmiyor.
Heey modernist halk, bu kavga sistem içi bir iktidar kavgası.
YAE ve HAYIR, halka iki otoriterden birini seç demekten başka bir anlam ifade etmiyor.
İki modernistin de halkın yanına gelmesi gerekiyor.
Ama sol 100 yıldır kendi olamadığı için "her seçimi, bu bir referandum, mecburuz" zehabına sokmsktan kurtulamıyor.
"Memleket kader" demek ki, çekiliyor.
Ama şimdi bu durumda kim haklı, net bir cevap bekleniyor.
Yazılan onca değer, kriter önemsiz, sonuç ne, zihinler yağlı, "armut piş ağzıma düş" tabldotunu bekliyor.
Kim haklı?
Hukuken mi kanunen mi?
Bunlar sol ve halk içi değilse onlara zaten devlet içi kurullar kanunen karar veriyor ki o konuda hukukçuların teknik açıklaması gerekiyor.
Yanardağ'ın hapsi tazminattan ayrı, tamamen haksız, zulüm bir ceza.
En büyük haksızlık halkın aydınlarının kirli demeye, mahkemeye vermeye müdahil olamayan veya hukuken etkileyen bir solunun olamaması.
Ama her şeyden önce solun, egemenlik sisteminin araçlarına benzeme yarışıyla değil, kendini, kurmak istediği, hak ve özgürlükler sistemine göre dizayn etmesi gerekiyor.
Yazarlar
-
Erol KATIRCIOĞLUAKP’nin kutuplaştırıcı politikasının bir sonu var mı? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTEski Türkiye 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciDüştük bir kuyuya… 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolMÜSİAD’ın cibilliyeti? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANVietnam Neden Türkiye’den Çok Daha Mutlu? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZMünih Konferansı’nda ABD-AB gerilimi ve Türkiye’nin Kürt eşiği 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANÖcalan Komisyonu havlu attı 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanErdoğan’ın hepimize maliyet yaratan inatları 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENPasifik’te savaşın ayak sesleri 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞANKARA NE YAPIYOR? 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖcalan’a Özgürlük Komitesi; "Önderliğin Özgürlüğü Olmadan Ortadoğu’da Barış Olmaz"... 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANAksiyon müfettişliği 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞEşit yurttaşlık, hukuk üretememe, Tanzimat ve AB 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçaySeçimler yaklaşırken AKP’nin üçlü açmazı 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKÜslup sorundan daha derin 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUSiyasal sorumluluk -1: Kaldırılması 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRGülme ihtiyacı artıyor, gülme cesareti azalıyor: Toplumsal baskılar mizahın kamusal alanı daralttı m 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇEREmeklinin gözü Anayasa Mahkemesi’nde 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları













































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.01.2026
19.01.2026
14.01.2026
9.01.2026
5.01.2026
4.12.2025
26.11.2025
31.10.2025
4.10.2025
17.09.2025