Markar ESAYAN
“Hâlâ üzerimde, içinden çıktığım yumurtanın parçaları var...”
Dünkü Taraf’ta, ilk sayfanın en altındaki haberi belki okumuşsunuzdur. Adana Reşatbey Mahallesi’nde ocak ayında yaşanıyor olay. Kahramanımız B.A, 17 yaşında... Liseyi yarıda bırakmış. O akşam evdekilerle kavga etmiş, hışımla evden çıkmıştı. Ne zamandır düşündüğü “o uzaklara gitme” fikrini gerçekleştirecekti artık. İçinden çıktığımız yumurta... Hem bir sığınak, hem de bir cendere...
Aynı anda cennet ve cehennem.. ailemiz.
Jerusalem’in başında Ang Lee’nin Ice Storm filminin giriş bölümünden şu alıntıyı yapmıştım.
“Read Richards, karşıtmadde silahını, Annihilus’ın canlı bir atom bombasına dönüştürdüğü oğluna karşı kullanmak zorundadır. Bu kötü durum Fantastik Dörtlü için son derece sıradandır, çünkü onlar diğer süper kahramanlara benzemez. Bir aile gibidirler; ne kadar güçlenirlerse, fark etmeden birbirlerine verecekleri zarar da artar. Fantastik Dörtlü’nün özü de budur. Aileniz sizin karşıt maddenizdir. Aileniz içinden çıktığınız ve ölünce geri döneceğiniz boşluktur. Bu bir paradokstur. Siz ne kadar yakınlaşırsanız, içine düşeceğiniz boşluk da o kadar derinleşir.”
B.A, muhtemelen bu paradoksu hissetmiş, “varoluşunu arttırmak” için ailesinden uzaklaşmak gerektiğini düşünmüştü. Yumurtasından çıkmak ve hayattan daha iyi beslenmek istiyordu. Ailesinin ona sundukları yetersizdi. Onu büyütmüyor veya o, istediği o kişi olamıyordu. Tabii ki hayata karşı hazırlıksızdı, biliyor, korkuyordu. İçinde sadece çiğ bir “gitme” isteği vardı. Sadece gitmek ve yumurtasından tamamen çıkarak yaşadığını hissetmek. Ama o kadar zordu ki!
Sokaklarda saatlerce dolaştı. Hiç parası yoktu. Aylardan ocak, hava çok soğuktu. Geri dönmek yerine ölmeyi tercih ederdi. Kim bilir babası, annesi veya her ikisi ile birlikte kavga ederken ne fena sözler işitmiş, ne fena sözler sarf etmişti. Gemileri yakan sözler... Geri dönmeyi imkânsız kılan sözler. Yo hayır, sadece kızgınlıkla ağzından kaçmamıştı. Biraz da dönüşü imkânsız kılmanın garantisi olsun diyeydi bu hoyratlığı. İşittiği sözler de çok kırıcıydı lakin. Ne kadar sıradan, değersiz ve işe yaramaz bir çocuk olduğuna dair olabilirdi mesela. Bunu bir babadan, anadan duymak... Hayat zaten zordur, rekabet her yerdedir. Buna benzer o kadar kırıcı söz işitir ki insan, arkadaşlarından, ondan, bundan.. onlarla başetmek nispeten kolaydır ama, baba ve annenin sözleri içe işler, o sözler zamanla iç ses olur, içinize is kokusu gibi siner, karartır, sözün sahibini hatırlamaz insan sonra, kendisiyle ilgili kendi kanaatine dönüşür zamanla; çünkü onlar, çıktığınız yumurtanın sahibidirler.
Sokaklarda dolaşır. Gidebileceği yerleri düşünür. Birkaç isim gelir aklına ama, biraz düşününce hepsinden vazgeçer. Akrabalar olmaz, hem bir sürü şey anlatmak gerekir, hem de eve dönmekle amcaya, halaya, teyzeye gitmek arasında bir fark olmayacaktır. Arkadaşlarını da düşünür ama, bunun da iyi bir fikir olmadığı ortadadır. Onun gidişi uzaklara, her türlü bağın ve zorunlulukların ötesine olmalıdır. Öyle ki, dönüşü, üzerindeki tüm yumurta kırıklarını temizledikten sonra yetişkin tüylerinin en parlak dönemine denk gelsin. Annesine, babasına ve tüm insanlara, nasıl biri olduğunu ispatlasın böylelikle. “Bu hayatta onun da bir yeri olduğunu”, dudak bükmeden herkes kabul etsin. Anne ve babasının gözlerindeki o kıvanç pırıltısını görmek olacaktır çektiği tüm eziyetlerin karşılığı.
Gece olur. Hava iyice soğur, karnı iyice acıkır. Hiç dışarıda, sokakta gecelememiştir. Tekin olmayan gözler, gölgeler çoğalır etrafında. Etrafı kolaçan etmeye, sığınacak ve belki karnını doyurabileceği bir yer aramaya başlar.
Aklına, üç ay önce bir süre çalıştığı kafe gelir. Adımlarını oraya doğru sıklaştırır.
Etrafı kollar. Kafeyi kollar. Belki açık olan, belki kendi açtığı o pencereden içeriye girer. Hemen buzdolabına yaklaşır, bir paket kaşarpeyniri alır, açar ve iştahla yemeye başlar. Karnını doyurduktan sonra, buzdolabının önünde, sıcak dükkânda yorgunluk üzerine çöker. Planı sabaha karşı dükkândan hiçbir iz bırakmadan çıkmaktır. Hem birkaç dilim kaşarpeyniri ve birkaç şişe gazozun kime ne zararı dokunur ki, kim fark eder?
Öyle olmaz. Yorgunluk uyanmasına izin vermez ve dükkân sahibinin yaşıtı olan oğluna yakalanır. Patron çok öfkelenir. “Kaşarpeynirinin paketini daha açmamıştım bile” diye anlatır öfkesinin haklı nedenini. Tam tamına 20 liralık zararı vardır. O bir işadamıdır. Onu bir işadamı yapan ilkelerinden rakamın ehemmiyetsizliğine bakarak vazgeçemez. Onun da bakmak zorunda olduğu çocukları, ödemek zorunda olduğu borçları vardır. Herkes bu genç gibi sorumsuzca davranırsa, toplum çürür gider sonra! Kötü örneklerin ibretlik edilmesi gerekir. Hem bu çocuğun ileriki hayatında yapacağı belki daha büyük fenalıkların önüne geçilmesi de gerekir. Kendisi de ne zorluklar çekmiş, ama kimsenin bir dilim kaşarpeynirine zarar vermemiştir. Bulunduğu yere tırnaklarıyla kazıya kazıya gelmiştir. Polise haber verilir.
B.A. şimdi tutuksuz olarak “nitelikli hırsızlık ve işyeri dokunulmazlığını ihlal etmek” suçlarından dokuz yıl hapis istemiyle yargılanıyor.
İçinden çıktığı yumurtanın parçaları hâlâ üzerinde üstelik.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları



























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.05.2019
2.05.2019
24.04.2019
21.04.2019
18.04.2019
16.04.2019
13.04.2019
10.04.2019
3.02.2019
28.03.2019