Mensur Akgün
Tam 73 yıl önce bugün Japonya saatiyle 11.48’de Nagazaki’ye atılan ve içinde 5 kilo plütonyum olan bomba patladı. 263 bin kişinin yaşadığı tahmin edilen şehirde ilk anda 22 ile 75 bin arasında insan hayatını kaybetti. 60 bin kadarı da yaralandı. Kayıpların sayısı eğer hedef tam tutturulmuş olsa çok daha fazla olabilirdi. Çünkü bu bomba üç gün önce Hiroşima’ya atılandan çok daha güçlüydü.
Bilindiği gibi Atom Bombası savaş sırasında Los Alamos’ta Amerikalılar tarafından geliştirildi. Almanların tasarımlarından yararlanıldı. Nisan 1945’de de Japonya’da hangi şehirlerin bombalanabileceği üzerinde çalışılmaya başlandı. Nagazaki aslında ilk hedef listesinde yoktu. Savaş Bakanı (Savunma Bakanı) Henry Stimson eğer balayını Kyoto’da yapmamış olsaydı bu şehir muhtemelen seçilmeyecekti.
Kyoto uzun pazarlıklar sonrasında listeden tarihi değeri gerekçesiyle çıkartıldı. Yerine liman ve endüstri kenti Nagazaki eklendi. Daha sonra yaşanan pek çok tesadüf de Hiroşima’dan sonra ikinci büyük yıkımın bu şehirde yaşanmasına neden oldu. Nagazaki’ye atılan bomba aslında Kokura için hazırlanmıştı. Ama Kokura’daki hedef duman yüzünden iyi seçilemediği için uçak ikincil hedef olan Nagazaki’ye yöneldi ve 11.01’de bombasını bıraktı.
Üç gün içinde de Japonya 16 Temmuz’da Postdam’da (Almanya) açıklanan teslim şartlarını birkaç küçük düzeltmeyle kabul etti. Japonlar bu büyük felaketin geldiğini anlayabilmiş olsalardı ya da İngiltere Quebec mutabakatı gereğince kendisine sorulduğunda Japonya’ya karşı böylesine insanlık dışı bir silah kullanmayalım deseydi, tarih muhtemelen farklı bir şekilde akardı.
Ama olan oldu. 6 Ağustos itibarıyla dünya tarihinde görülmemiş ilk patlama gerçekleşti. Ardından ikincisi geldi. Bundan sonra savaşların yapılış biçiminin değişeceği, bu silaha sahip olan ülkenin dokunulmazlık kazanacağı anlaşıldı. ABD yıkıcı etkilerini Japonya üstünde yaptığı iki “deneme” ile sonuçlarını dünyaya gösterdiği bu silahın tekelini 1949’a kadar elinde tuttu.
1949’da Sovyetler Birliği, 1952’de İngiltere yani Birleşik Krallık, 1960’da Fransa, 1962’de Çin ilk nükleer denemelerini gerçekleştirdi. Nükleer silah sahibi olan bu ülkeler giderek artan bir hızla sayı ve kalite yarışına girdiler. Çok geçmeden bu yarışa Hindistan, Pakistan, İsrail ve Güney Afrika da katıldı. Güney Afrika silahsızlanmayı seçerken çok sonraları Kuzey Kore devreye girdi. ABD ve Sovyetler Birliği Soğuk Savaş sırasında ikinci, üçüncü vuruş yeteneği kazanmak için çalıştı.
Sonunda bu ülkelerin envanterinde dünyayı onlarca kez yok edecek miktarda nükleer silah birikti. Tek bir nükleer bombanın yıkım kapasitesi Japonya’ya atılanların 2 bin misline ulaştı. Bir patlamayla büyük bir şehrin haritadan silinmesi, milyonlarca insanın birkaç saniye içinde yok olması mümkün hale geldi. Üstelik taraflardan birinin nükleer silahlarının tetiğine dokunması sadece karşısındakini değil kendisini de yok etmesi demek oldu.
1962’de yaşanan Küba Füzeler Krizi gibi deneyimler nükleerleşme çılgınlığına dur denmesinin gerekli olduğunu ortaya çıkarttı. 1959’dan başlayarak denemelere sınır ve yasak getirilmesine ilişkin çalışmalar başladı. 1968 yılında Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT); 1972’de de iki tarafın birbirini yok etmesini, dolayısıyla da tetiğe basılmamasını bir ölçüde kalıcı hale getiren ABM Antlaşması imzalandı.
NPT ile nükleer silah sahibi olmayan ülkeler nükleer silah edinmeyecekleri taahhüdünde bulunurken, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olan beş devlet zaman içinde ellerindeki nükleer silahlardan kurtulacaklarını beyan ettiler. Daha sonra bu beş ülkenin, özellikle de ikisinin nükleer silahlarının sayısında indirime gittiklerini (SALT I, START I ve II, Prag Antlaşması gibi) gördük. NPT de günümüze değin işledi, işlevini yerine getirdi.
İran bir ara gizli saklı nükleer zenginleştirme ve silah yapımında kullanılacak malzeme üretme, nükleer bombayı taşıyabilecek füzeler geliştirme denemesinde bulundu. Ancak Kuzey Kore gibi NPT rejiminin dışına çıkmaya ya da İsrail gibi hiç dahil olmamaya kalkmadı. Zaten 14 Temmuz 2015’de de uzun müzakerelerin neticesinden nükleer zenginleştirme programından ülkesine konan ambargoların hafifletilmesi karşılığında vazgeçti.
Donald Trump’ın Başkan seçilmesinden kısa bir süre sonra ABD İran ile varılan ve kısaltması (JCPOA) bile uzun olan 2015 mutabakatından çıkacağını, İran’a yeniden ambargo uygulayacağını, bu kararına uymayan şirket ve ülkeleri de cezalandıracağını açıkladı. Bu hukuk, mantık ve siyaset dışı açıklamanın ilk fazının hayata geçmesi de Hiroşima’ya bombanın atılmasından tam 73 yıl sonraya rastladı.
AB, Rusya ve Çin ABD’n in kararına ve uygulamasına tepki gösterdi ama bazı Avrupalı şirketler şimdiden İran pazarından çekileceklerini açıkladılar. Trump’ın politikası İran’ı daha geniş kapsamlı, İsrail ile Suudi Arabistan’ın endişelerini giderecek bir yöne sevk eder mi kestirebilmek güç. Fakat bu sorunun AB ile ABD arasındaki duygusal ve siyasi mesafeyi daha fazla açacağı kesin.
Kesin olan bir başka şey de ABD baskısının arzuladığı amaca ulaşamaması halinde (ki bu çok kuvvetli bir olasılık), İran’ın 2015 mutabakatının getirdiği sınırlamalardan kurtulacağı ve çok daha büyük hızla nükleer silah sahibi olup, Kuzey Kore gibi bir başka düzeyde ve çok daha güçlü bir şekilde Amerika ile pazarlığa oturacağı. Tabii ki bölgenin nükleerleşmesi, Türkiye’nin de çift anahtarlı sistemden caydırıcılığını koruyacak bir başka sisteme geçmek isteyebileceği de olasılıklar arasında…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları







































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.02.2026
4.02.2026
28.01.2026
25.01.2026
21.01.2026
18.01.2026
14.01.2026
11.01.2026
7.01.2026
4.01.2026