Mithat SANCAR
Kaç gündür “Kürt sorununda yeni strateji” diye bir şey dolaşıyor ortalıkta. Stratejinin içeriğine baktığımızda, “yeni” ile “eski”nin birbirine karıştığını görüyoruz.
İmralı ve Kandil’i bütünüyle devre dışı bırakmak, hükümet açısından “yeni” bir tercih sayılabilir. Zira böylece hükümet bir süre denediği bir yolu terk etmiş, “eski”ye çıkarmış oluyor. Lakin “diyalog ve müzakere” arayışının bu çok önemli ayağından vazgeçmek, güvenlikçi anlayışı pekiştirme sonucunu doğuracağı için, çok “eski”ye, 80’lere, bilhassa da 90’lara dönüş anlamına gelir.
Gerçi hükümet, Kürt sorununda “güvenlikçi yol”u uzunca bir süredir izliyor. Şimdi dolaşıma giren strateji, aslında var olan bu duruma pek de “yeni” bir şey eklemiyor; sadece hükümetin “eski”ye dönüşünü daha açık bir hale getirerek teyit ediyor.
Güvenlik eksenli bütün stratejilerin esasını, Kürt sorununu “terörle mücadele”ye indirgemek oluşturur. “Terörle mücadele” söylemi hâkim olmaya başladığı anda, siyasi atmosferde ve toplumsal psikolojide buna uygun dönüşümler ortaya çıkar; kurumlar da kendilerini buna göre konumlandırırlar.
Milliyetçi militarist dilin her yeri kaplaması, bu dönüşümler arasında ilk dikkat çekenidir. Ana akım medya, savaş dilini kuşanmakta gecikmez. Televizyonlarda “stratejist”ler yeniden boy gösterir. “Kandil’e bayrak dikmek”ten dem vurulur, “Barzani’ye haddini bildirme” çağrıları yükselir.
Farklı ve aykırı görüşler, “teröre destek” olarak damgalanır ve susturulmak istenir. Mahkemeler de zaten durumdan vazife çıkarmaya hazırdırlar. “Münafıklara” hak ettikleri cezalar derhal kesilir. İç hukuk daha baskıcı bir yorumla uygulanır; AİHM kararları çöpe atılır. Misal Özgür Gündem’in kapatılması!
Milliyetçi militarist atmosferin bir diğer unsuru da, “kadim Türk refleksi” diye niteleyebileceğimiz “hâkim millet kibri”dir. Kürtlere ve temsilcilerine tepeden bakan, her türlü şartı dayatma hakkını kendinde gören, haklardan söz ederken lütuf ve ihsan kipini kullanan bu dil, Kürtlerde daha çok kırgınlık ve kızgınlık yaratır. İki halk arasındaki kopuşu derinleştiren bu kibir, demokratik kültürün temellerini de yok eder.
Güvenlik konsepti çerçevesinde hareket edildikçe, askerî operasyonlar ve çatışmalar yoğunlaşır, ölümler artar. Her ölüm, yeni bir öfke dalgası yaratır. Her öfke dalgası, birlikte yaşamanın şartlarını biraz daha aşındırır, zayıflatır.
Buradan nasıl bir “çözüm” çıkabilir ki? Otuz yıldır sadece acı ve travma üreten bu anlayış, şimdi neden daha iyi bir şey üretsin? Bu “strateji”, bundan öncekiler gibi, çözüm değil sadece çözümsüzlük üretebilir.
Bütün işaretler, hükümetin Kürt sorununda “çözüm”ü değil, “sürdürülebilir bir çözümsüzlüğü” hedeflediğini gösteriyor. Yaygın kabul gören senaryo da buna işaret ediyor: Başbakan Erdoğan, cumhurbaşkanlığı seçimine, yani 2014’e kadar milliyetçi kesimi rahatsız edecek hiçbir şey yapmayacak. İyimser tahminler, Erdoğan’ın kazasız belasız Çankaya’ya çıkmasından sonra, Kürt sorununun “çözümü” için daha radikal adımları daha kolay atabileceği yönünde.
Bu tahminler veya temenniler, demokratik çözüm isteyen çevreleri “tünelin ucunda bir ışık” olduğuna, bu nedenle bazı belalara bir süre daha katlanmak gerektiğine ikna etmeye çalışıyorlar
Bunca yıllık tecrübeden sonra, güvenlik stratejilerinin büyük tahribat ve acı yaratacağını öngörmek için kâhin olmak gerekmiyor. Bu tecrübeler ışığında şimdi herkesin kendine şunu sorması lazım:2014’e kadar böyle gidersek, ortada tünel falan kalır mı; kalsa bile ucunda ışık olur mu, olsa bile bu ışığa ulaşmaya toplum olarak mecalimiz yeter mi?
Şimdi girmiş olduğumuz “patika”nın bizi o uğursuz noktaya sürüklemesi ihtimali çok yüksektir. Lakin bu gidişatı durdurmak ve başka bir yola girmek o kadar da zor değildir. Hatta hükümetin “yeni strateji”sinde yer alan bazı hususlar hakkıyla ve “samimiyetle” uygulanırsa, kısa sürede bu ölümpatikasından çıkıp hayat yoluna girmemiz bile mümkündür.
“Yeni strateji”de, “sivil siyaset kanalı ve parlamento”ya özel bir vurgu yapılmakta ve BDP’nin muhatap alınacağı belirtilmektedir. Bunun inandırıcı ve işlevsel olabilmesi için, öncelikle “sivil siyaset alanı”nın gerçekten güçlendirilmesi gerekiyor. Bunun yolu da, siyaseti kuşatan yasakları kaldırmaktan, baskıları durdurmaktan ve özgürlükleri genişletmekten geçer. Bu konuda atılabilecek en somut adım ise, “KCK operasyonları” kapsamında tutuklu bulunan milletvekillerinin, belediye başkanlarının ve diğer siyasetçilerin serbest kalmasını sağlayacak düzenlemeleri yapmaktır.
Şayet “sivil siyaset kanalı ve parlamento”nun işlemesi isteniyorsa, BDP’yi kriminalize eden, aşağılayan üslubun terk edilmesi ve Kürt siyasetçileri eşit partner olarak gören bir yaklaşımın benimsenmesi şarttır.
Bu ortamı yaratabilmek açısından PKK’nin ateşkes ilan etmesi ve askerî operasyonların durması hayati önem taşır.
Müzakere ve diyalog, silahların susması ve çözüm konusunda BDP’nin “arzulanan” rolü oynaması, ancak bütün bunlar gerçekleşirse daha gerçekçi bir zeminde tartışılabilir...
Yazarlar
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları

















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.03.2015
22.03.2015
12.02.2015
5.02.2015
27.01.2015
20.01.2015
13.01.2015
6.01.2015
29.12.2014
23.12.2014